Taraflar arasında görülen rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.06.2014 tarihinde davalının yönetim olarak sorumluluklarında olan binadaki izolasyon eksikliğinden dolayı su sızması sonucu davacı şirkete sigortalı bulunan ...'e ait dairenin hasar gördüğünü ve sigortalısına 22.08.2014 tarihinde 5.403,49 TL ödeme yapıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı olmak kaydıyla 5.403,00 TL rücu tazminatının 22.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde görev itirazlarının olduğunu, olayda hiçbir kusur ve sorumlulukları bulunmamakla davanın husumet yönünden, esas yönünden ise hasarla ilgili kat malikine ödeme yaptıklarını belirterek davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/22 Esas, 2015/450 Karar sayılı ve 15.12.2015 tarihli kararıyla; davalı tarafın husumet itirazının reddine ve davanın kabulü ile 5.403,00 TL rücuen tazminatın sigortalıya ödendiği 22.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Hukuk Dairesinin 12.06.2019 tarih ve 2016/10332 Esas, 2019/7362 Karar
sayılı ilamında; "...1-Dava, konut sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, zarardan sorumlu olduğu ileri sürülen davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Davacı ..., bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" şeklinde vurgulanmaktadır.
Davacı taraf, davalının yönetim olarak sorumluluğunda bulunan 2010 yılında kat irtifakı kurulmuş olan binadaki izolasyon eksikliğinden dolayı sızan suların davacıya sigortalı konutta hasara neden olduğu iddiasına dayanmaktadır. Dosya kapsamında bulunan tapu kayıtları incelendiğinde; 2010 yılında kat irtifakı kurulan ana taşınmazdaki bağımsız bölümde 19.06.2014 tarihinde (davaya konu hasar tarihinden sonra) kat mülkiyetine geçildiği anlaşılmaktadır.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 19. maddesinde, her kat malikinin anagayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı sorumlu olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un Ek 1. maddesinde, "kat mülkiyetinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlığın değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesi'nde çözümleneceği" düzenlemesine ve 17/3. maddesinde ise "kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi anagayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır" düzenlemesine yer verilmiştir.
Görev kuralları, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gereken hususlardandır.
Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; davalıya husumet yöneltilmesine neden olan bağımsız bölüm ile davacının yönetimindeki binada davaya konu hasar tarihi itibariyle kat mülkiyetine geçilmediği anlaşılmakla, KMK'nun 17/3. maddesi gereği, hasar tarihi itibariyle anataşınmazın üçte ikisinin fiilen kullanılmaya başlanılıp başlanmadığının araştırılması ve üçte ikilik kullanımın olması halinde, uyuşmazlığa yine kat mülkiyeti hükümlerinin uygulanacağının dikkate alınması gerekmesi nedeniyle uyuşmazlığın çözüm yerinin Sulh Hukuk Mahkemesi olabileceğinin mahkemenin davada görevli olup olmadığının hükümde tartışılması; mahkemenin görevli olduğu sonucuna varılması halinde işin esası hakkında hüküm tesisi; aksi halde ise, HMK'nun 114/1-c maddesine göre, görevsizlik nedeniyle HMK'nun 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi 2019/270 Esas 2021/166 Karar sayılı kararı ile Mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan, HMK'nun 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın görev yönünden usulden reddine karar verilmiş, tarafların temyiz etmemesi üzerine karar kesinleşmiştir.
Dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davanın KMK hükümleri doğrultusunda binadaki izolasyon eksikliğinden dolayı sızıntıdan kaynaklı hasar bedelinin sigortalıya ödenen bedelin halefiyet hükümleri gereği kusurlu davalı site yönetiminden tahsili talebine yönelik olduğu, dosya kapsamında hasar gören binaya ait tapu kaydı ve hasar dosyasının celbedildiği, 09.11.2015 tarihli raporun incelenmesinde eksper raporuna göre aşırı yağış nedeniyle daireye su sızıntısı sirayet ettiğinden dairede hasar oluştuğu, 5.403,49 TL hasar bedelinin 22.08.2014 tarihinde sigortalı hesabına davacı tarafından ödendiği, eksper raporuna göre bina ortak yerlerinden, tesisat şaftındaki borulardan kaynaklanan su sızması nedeniyle belirlenen hasar bedelinin piyasa rayiçlerine uygun olduğu, halefiyet hükümleri doğrultusunda davacının kusurlu site yönetiminden ödediği bedeli talep edebileceği, hasarın binanın ortak yerlerinden kaynaklanması nedeniyle davalıya husumet yöneltilebileceği kanaatine varılmakla bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, 5.403,00 tl tazminatın ödeme tarihi olan 22.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu gayrimenkulün emlak konut ve ...şirketleri tarafından garantili olup ihbarı gerektiğini, davanın sigorta şirketine ihbarı gerektiğini, davanın site yönetimine değil tüm kat maliklerine yönetilmesi gerektiğini belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, konut sigorta poliçesi kapsamında sigortalısına ödeme yapan davacı ... şirketinin rücuen tazminat talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 inci maddesi birinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, Yangın Sigortası Genel Şartları.
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan mahkeme kararının ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.