Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Adana 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.04.2016 tarihli ve 2015/563 Esas, 2016/289 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43,62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

Sanık, verilen kararı usul ve yasaya aykırı bulduğuna dair süre tutum dilekçesi sunmuş, gerekçeli kararın tebliğinden sonra başka dilekçe sunmamıştır.

1. Sanığın, 04.11.2014 tarihinde mağdur ... adına onun adresini yazarak ve imzasını sahte oluşturmak suretiyle düzenlediği ve 05.11.2014 tarihinde mağdurlar ..., ...,...ve ... isimlerinin altındaki imzayı sahte oluşturmak suretiyle düzenlediği suça konu belgeleri...Belediye Başkanlığına sunduğu, suça konu dilekçelerin...Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünce havale edilip evrak numaraları aldığı, bu suretle sanık hakkında zincirleme resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmıştır.

2. Sanık, mağdurlarla hissedar olup anlaştıklarından suça konu "...parselin yola terk-ifrazını yaptırmak istiyorum" şeklinde yazılı dilekçeyi hazırladığını, mağdurlar adına imzalayıp Belediye Başkanlığına verdiğini, sonradan mağdur ... yerini beğenmediğinden şikayet ettiğini beyanla suç kastı olmadığını savunmuştur.

3. Suça konu 04.11.2014 tarihli ''Hissedarı olduğum İncirlik mahallesi106 nolu parsel üzerinde Belediye encümeninizin 13/08/2014 tarihli 29/258 sayılı kararı ile yapılan terk ve ifraz işlemi rızam olmadan yapıldığından imzamın taklit edilerek başvuru yapıldığından yapılan işlemlerin durdurulmasını ve rızam olmadan hiçbir işlemin yapılmamasını istiyorum'' şeklinde altında mağdur ... adına imzalı belge aslının dosyada olduğu, suça konu 05.11.2014 tarihli ''... Mah./Köyü 106 nolu parselin yola terk - ifrazını yaptırmak istiyorum gereğinin yapılamasını arz ederim'' şeklindeki belge fotokopisinin dosyada olduğu, aslının emanette olduğu anlaşılmıştır.

4. Mahkemece tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suça konu 05.11.2014 tarihli ''... Mah./Köyü 106 nolu parselin yola terk - ifrazını yaptırmak istiyorum gereğinin yapılamasını arz ederim" şeklindeki suça konu belgeyi belediyeye sunarak tek eylemle birden fazla mağdura yönelik zincirleme resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği kabul edilmiştir.

1. İddia, savunma, olay tutanakları, keşif, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı karşısında; yüklenen suçun sübutunu kabule yönelik Mahkeme takdirinde isabetsizlik görülmemiştir.

2. Ancak; suça konu dilekçelerin özel belge olduğu gözetilmeden sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması,

3. Kabule göre de;
a) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 tarihli ve 2013/11-397 Esas, 2014/202 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'un “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan “resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik” suçlarının hukuki konusunun kamu güveni olduğu, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişinin de haksızlığa uğrayıp suçtan zarar görmesi halinde dahi suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğuna dair kabulün etkilenmeyeceği hususu dikkate alınarak somut olaya bakıldığında iddianamede 04.11.2014 ve 05.11.2014 tarihli belgelerin sahte düzenlendiğinden zincirleme resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı halde, Mahkemece 05.11.2014 tarihli ''... Mah./Köyü 106 nolu parselin yola terk - ifrazını yaptırmak istiyorum gereğinin yapılamasını arz ederim" şeklinde içerikli belge dikkate alınarak yargılama yapılıp sonuç olarak tek eylemle birden fazla karşı zincirleme suçtan hüküm kurulduğu, ancak 04.11.2014 tarihli belgenin sanığa ve mağdura sorulmadığı, sahte olup olmadığının araştırılmadığı anlaşıldığından, bu belgenin sahteliğinin tespitinden sonra zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması,
b) Suç tarihlerinin 04.11.2014 ve 05.11.2014 olması gerekirken 14.11.2014 olarak hatalı yazılması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Adana 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.04.2016 tarihli ve 2015/563 Esas, 2016/289 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

13.03.2024 tarihinde karar verildi.