İlk derece mahkemesince kurulan beraat hükümlerinin kaldırılarak, ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan ayrı ayrı mahkumiyet
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Develi Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.10.2017 tarihli ve 2015/275 Esas, 2017/339 sayılı Kararı ile; sanıklar hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-c maddesi uyarınca beraatlerine hükmedilmiştir.
2.Katılanlar vekili ve O yer Cumhuriyet savcısının istinaf talebi üzerine duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 04.04.2019 tarihli ve 2017/4126 Esas, 2019/1027 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince kurulan beraat hükümlerinin kaldırılarak, ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 257/2,62,50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 4.500'er TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına hükmolunmuştur.
A. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
Sanıkların olayda ağır kusurlarının bulunduğunu, sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 85. maddesi gereğince hüküm kurulması gerekirken, aynı Kanun'un 257/2. maddesinde düzenlenen suçu işledikleri gerekçesiyle cezalandırılmalarının, atılı suçu işledikleri kabul edilmemekle beraber, suçun önem ve değeri ilkesine aykırı olarak sanıklara az ceza verilmesinin ve verilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin usul ve yasaya ve kamu vicdanına aykırı olduğunu belirterek hükümleri temyiz etmiştir.
B. Sanık ... Keskin Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesindeki duruşmalar sırasında beyanlarının ve sunmuş oldukları delillerin zabıtlara geçirilmediğini, bu yolla savunma haklarının kısıtlandığını, dosya kapsamında bulunan, sanıkların ve sağlık personellerinin herhangi bir kusuru bulunmadığı yönünde hazırlanan bilirkişi raporunun değerlendirmede hiç dikkate alınmadığını, yine İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun raporunda da sanıklara herhangi bir kusur yüklenemeyeceğinin belirtildiğini, bu rapor ve dosyadaki tıbbi deliller doğru olduğundan raporun değerlendirmesine itibar etmenin hakkaniyet ve hukuk gereği olduğunu, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun raporunda ise bebeğin ölümü ile sevk edilmemesi arasında illiyet bağı kurulamayacağının belirtildiğini, diğer sanık tarafından bebeğin sevk edilmesi gerektiği konusunda sanık ...'ye bilgi verilmediğini, bu hususun duruşma tutanaklarına yansıyan beyanlarda açıkça belli olduğunu, ilgili mevzuat hükümleri ve Danıştay kararları gereğince hastanın sevk edilebilmesi için durumunun stabil hale gelmesinin yasal ve tıbbi bir zorunluluk olduğunu, katılanların tomografi çekildikten sonra sanık ...'nin yanına dönmeleri gerekirken eve gittiklerini, bu nedenle bebeğin sevkinin sağlanamadığını, sanığın bir gecede 200'den fazla hastaya hizmet verdiğini, bu ağır çalışma koşulları altında sanığın konsültasyon için gönderdiği hastanın takibini yapmasının fiziken mümkün olmadığını, sanığın tüm tıbbi girişimleri dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun olarak yerine getirdiğini, tüm bu sebeplerle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini belirterek hükmü temyiz etmiştir.
C. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Hukuka ve usule aykırı kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir.
Dosya kapsamında bulunan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun, 06.10.2016 tarihli ve 1521 Karar sayılı raporunun son bölümünde "KBB konsültasyonu sonrasında hastanın acil koşullarda ambulans ile bir üst merkeze sevk edilmesi sürecinin yönetilmesinde kusur olduğu ancak mevcut kayıtlardan bu kusurun kimden kaynaklandığının tespit edilemediği, konunun adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olacağı" şeklinde bir değerlendirmenin bulunduğu, yine sanık ... Keskin'in aşamalardaki savunmalarında tutarlı bir şekilde olayda gerekli olan tüm tıbbi girişimleri yerine getirdiğini belirttiği ve bu hususun dosyadaki bilgi ve beyanlarla da uyumlu olduğu nazara alınarak, söz konusu rapor ve Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul Ve Esasları Hakkında Tebliğ'in 12/3. maddesi hükmüne göre, sorumluluğun hangi doktorda olduğunun tespit edilmesi sonrasında sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini yerine yazılı şekilde hükümler kurulması,
5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için aynı maddenin altıncı fıkrasında zararın giderilmesi koşulu öngörülmüş ise de; bu koşulun aranabilmesi için suçun niteliğine veya işleniş biçimine ve doğurduğu sonuçlarına göre ortada maddi bir zararın bulunmasının zorunlu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 ile 24.04.2012 tarihli ve 2011/3-835 Esas, 2012/177 sayılı Kararlarında da açıklandığı üzere, 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinde düzenlenen "giderilmesi gereken zarar" kavramının, somut, belirlenebilir maddi zarar olduğu gözetilerek, sanıkların kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları da irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyecekleri hususunda ulaşılacak kanaate göre haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, sübutu kabul edilen eylemler nedeniyle oluşan maddi zararın nelerden ibaret olduğu karar yerinde tartışılıp gösterilmeden, 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin altıncı fıkrasındaki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin "Katılanların uğradığı maddi zararı giderdiklerine ilişkin dosyaya yansıyan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Kabule göre de;
Sanıklar hakkında tayin edilen kısa süreli hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi sırasında adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının hüküm fıkrasında gösterilmemesi suretiyle 5237 sayılı Kanun'un 52/3 ve 5271 sayılı Kanun'un 232/6. maddelerine muhalefet edilmesi,
28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezalarının hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a madde-fıkra ve bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanıklar hakkında aynı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanmaması,
Hukuka aykırı görülmüştür.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 04.04.2019 tarihli ve 2017/4126 Esas, 2019/1027 sayılı Kararına yönelik sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye farklı gerekçeyle uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, bozma kararının içeriği de gözetilerek 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.03.2024 tarihinde karar verildi.