Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı yüklenici ile kendisine ait evin dış cephesinin yapımı konusunda 41.000,00 TL götürü bedelle anlaştıklarını, ancak işin yüklenici tarafından tamamlanmadığını ileri sürerek, hakkında kesinleşen icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşme kapsamında işi tamamladığını, ancak iş bedelinin ödenmediğini iddia ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin 15.04.2015 tarihli, 2013/413 Esas, 2015/312 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının Gümüşhane İcra Müdürlüğü'nün 2013/305 Esas sayılı dosyasından asıl alacak yönünden 18.087,60 TL borçlu olduğunun, 18.912,40 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.

1. İlk Derece Mahkemesinin 15.04.2015 tarihli, 2013/413 Esas, 2015/312 Karar sayılı kararına karşı süresinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 28.03.2016 tarihli 2015/5713 Esas, 2016/1958 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi ilişkisi olup, iş bedelinin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunduğu gibi işin kapsamı hususu da açıklığa kavuşturulmadığı, ancak davacı iş sahibinin, mahkemenin 18.03.2014 tarihli duruşmasındaki beyanında davalı ile kendisine ait evin dış cephesinin yapılması konusunda 41.000,00 TL'ye anlaştıklarını beyan ettiği dikkate alınarak, davalının 6100 sayılı HMK'nın 169. maddesi uyarınca isticvap edilerek sözleşmeye konu işin kapsamının belirlenmesi ve iş bedelinin 41.000,00 TL götürü bedel olup olmadığının sorulması gerektiği, taraflar arasında iş bedelinin 41.000,00 TL olduğu konusunda uzlaşıldığı takdirde, sözleşmenin davacı tarafından feshedilip başka bir yükleniciye yaptırıldığı yasal delillerle ispatlanamadığından işin yüklenici tarafından yapıldığı kabul edilerek, sözleşme tarihi itibarıyla uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK’nın 365. maddesi uyarınca götürü bedelli işlerde, yüklenicinin hak ettiği iş bedelinin saptanması için gerçekleştirilen imalâtın eksik ve kusurlar da dikkate alınarak tüm işe oranının tespiti, bulunacak bu oranın toplam iş bedeline uygulanarak hak edilen bedelin saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, taraflar arasında işin götürü bedelle yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunduğu takdirde ise, sözleşme tarihi itibariye olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK.'nın 366. maddesi uyarınca iş bedelinin gerçekleştirilen imalâtın eksik ve kusurları da dikkate alınarak işin yapıldığı tarihteki serbest piyasa fiyatlarına göre hesaplanması, hesaplamada dosyada mevcut bulunan Trabzon Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü'nün belgelerinden de yararlanılması suretiyle bulunacak iş bedelinden kanıtlanan ödemeler düşülerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

3. İlk Derece Mahkemesinin 27.09.2017 tarihli, 2016/447 Esas, 2017/475 Karar sayılı kararı ile Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda mahallinde 07.04.2017 tarihinde yapılan keşifte davalı isticvap edilerek dava konusu işin kapsamı ve işin 41.000,00 TL götürü bedelle yapılıp yapılmadığı açıklığa kavuşturulmuş, işin 41.000,00 TL götürü bedelle yapıldığı davalı tarafça da kabul edilmiş, ayrıca işin kapsamı da davalı ve tanık beyanları ile tespit edilmiş olduğu, bilirkişilerin 17.04.2017 ve 25.05.2017 havale tarihli raporları ile yapılan imalatların toplam bedelinin 17.029,93 TL olduğu tespit edildiği, bu miktarın davalı tarafından davacıdan talep edilebilecek miktar olduğu, ancak mahkemenin 2013/413 Esas, 2015/312 Karar sayılı kararının sadece davalı tarafça temyiz edildiği, bu durumun davalı taraf açısından usuli müktesep hak teşkil ettiği, belirtilerek davacının Gümüşhane İcra Müdürlüğünün 2013/305 esas sayılı dosyasında asıl alacak yönünden 18.087,60 TL borçlu olduğunun, 18.912,40 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.

4. İlk Derece Mahkemesinin 27.09.2017 tarihli, 2016/447 Esas, 2017/475 Karar sayılı kararına karşı süresinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

5. Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 30.05.2018 tarihli, 2018/324 Esas, 2018/2280 Karar sayılı kararı ile; davalının sair temyiz itirazlarının reddine, iş bedelinin 41.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı, yapılan işin eksik ve kusurları gözetilerek tüm işe göre fiziki oranının bulunup 41.000,00 TL'ye uygulanması konusunda ara kararı verilmesine karşın, bilirkişi kurulu ek raporunda hesaplamayı açıklanan ilkeye aykırı şekilde ve pozlardan hareket ederek hesapladığı, bu rapora dayanılarak karar verilmesinin doğru olmadığı, mahkemece yapılacak işin, bilirkişi kurulundan tekrar ek rapor alınarak, yüklenici tarafından yapılan işin tüm işe göre fiziki oranının hesaplattırılıp bulunacak bu fiziki oranın, götürü bedel olan 41.000,00 TL'ye uygulamak suretiyle yüklenicinin hakettiği iş bedelinin bulunup takipten önce kanıtlanan ödemenin mahsubuyla yüklenicinin ödenmeyen alacağı bulunup bulunmadığı belirlenip, menfi tespit davasının sonuçlandırılmasından ibaret olduğu, bu hususlar gözetilmeden, kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde ve taraflar arasındaki hukuki ilişkide uygulanması mümkün bulunmayan kamu sözleşmelerindeki poz fiyatlarıyla ve pozlardan hareketle fiziki oranın bulunması sonucu bulunan rakam üzerinden davanın kısmen kabulünün doğru olmadığı belirtilerek, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

6. İlk Derece Mahkemesinin 19.02.2020 tarihli, 2018/429 Esas, 2020/124 Karar sayılı kararı ile, bozma ilamı doğrultusunda, denetlenebilir, davaya, usul ve yasaya uygun, tarafsız bilirkişi raporu doğrultusunda davacının ... İcra Müdürlüğünün 2013/305 Esas sayılı dosyasında asıl alacak yönünden 22.943,60 TL borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.

7. İlk Derece Mahkemesinin 19.02.2020 tarihli, 2018/429 Esas, 2020/124 Karar sayılı kararına karşı süresinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 31.05.2021 tarihli, 2020/2420 Esas, 2021/2375 Karar sayılı kararı ile; bozmaya uyulmuş ise de, bozmaya uygun inceleme yapılmadığı, yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak, 30.05.2018 tarihli bozma ilamında da belirtildiği gibi, yüklenici tarafından yapılan işin tüm işe göre fiziki oranının hesaplattırılıp (örneğin, %20-30-40 vs.) bulunacak bu fiziki oran, götürü bedel olan 41.000,00 TL'ye oranlanması suretiyle yüklenicinin hakettiği iş bedelinin bulunup takipten önce kanıtlanan ödemenin mahsubuyla yüklenicinin ödenmeyen alacağı bulunup bulunmadığı belirlenip, menfi tespit davasının sonuçlandırılması, kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde ve taraflar arasındaki hukuki ilişkide uygulanması mümkün bulunmayan kamu sözleşmelerindeki poz fiyatlarıyla ve pozlardan hareketle fiziki oranın bulunması sonucu bulunan rakam üzerinden davanın kısmen kabulünün doğru olmadığı belirtilerek, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı tarafından mahkemenin 19.02.2020 tarihli, 2018/429 Esas, 2020/124 Karar sayılı kararına karşı temyiz yasa yoluna başvuru yapılmadığı ve bu durumun davalı lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu gözetilerek, mahkemenin bozma ilamı öncesindeki kararında belirtilen ve kabul edilen tutar yönünden, davacı ...'ün ... İcra Dairesinin 2013/305 Esas sayılı icra dosyasında asıl alacak yönünden 22.943,60 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Vakıflar Genel Müdürlüğünden gelen dosyada dava konusu yapıya ilişkin tüm işler, metraj tabloları, hak ediş raporlarının olduğunu, özellikle yüklenicinin evin dış cephesine ilişkin yaptığı tüm işler ve birim fiyatlarının dosyada olduğunu, tüm bunlar varken bilirkişilerden hesaplamalar yapılmasını kabul etmediklerini, yapılan tüm hesaplamaların da birbirinden farklı olduğunu, raporlar arasında çelişki olduğunu, yüklenicinin eksik iş yapmadığını, dosya içerisinde eksik işten dolayı davacının ceza ödediği hususuna ilişkin bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacı eksik işten dolayı ceza ödemişse, bu yüklenicinin yaptığı ve tamamladığı işten dolayı olmadığını; evin diğer restorasyon işlerinin eksik yapılmasından dolayı olduğunu, dosyaya aldırılan son bilirkişi raporunda yüklenicinin işi %39,64 oranında yaptığının tespit edildiğini, bunu kabul etmediklerini, yüklenicinin işini tamamladığını, oranlamanın tüm evde yapılan işler dahil edilerek yapıldığını, bunun hatalı olduğunu, yüklenicinin evin dış cephe, çatı, pencereler gibi işlerini üstlenip yaptığını, evin diğer içinde olan ya da olması gereken işlerini üstlenmediğini, yargılamanın en başından beri bilirkişilerin bizzat restorasyon işini yaptıran kurumdan seçilmesini; gerekirse hak edişlerde imzası olan mimarların görüşlerinin alınmasını talep ettiklerini, ancak itirazlarının dinlenmediğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca takibe konan iş bedelinden dolayı borçlu olmadığının istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 nci maddesi, 437 nci maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355-370, TMK m.640 vd.

1. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur. Mahkemenin son kararında 22.943,60 TL üzerinden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş ise de, mahkemenin 15.04.2014 tarihli ilk kararında 18.912,40 TL üzerinden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. İş bu kararı sadece davalı temyiz ettiğinden davalı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşmuş bulunmakla, bu usuli kazanılmış hak ihlal edilerek daha fazlaya hükmedilmesi mümkün olmadığından yazılı şekilde karar verilmesi hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (6100 sayılı Kanun) eklenen Geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 438 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca temyiz olunan Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekir.

1. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "22.943,60 TL" ibaresinin kaldırılarak yerine "18.912,40 TL" ibaresinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

06.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.