Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, vekil edeninin davaya konu edilen 898 ada 7 parsel sayılı taşınmaza otuz yılı aşkın bir süreden beri zilyet olduğunu ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edenin adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davasını ispat bakımından ibraz ettiği delillerinin dava konusu taşınmaza uygulanması ve zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılması bakımından keşif kararı verilmiş, ancak kesin süreye rağmen keşif avansı yatırılmadığından keşif yapılamamıştır. Bu nedenle davacı davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucu; Mahkemenin gerekçeli kararı davacılar vekili Av. ...'a 07.12.2011 tarihinde tebliğ edilmiş olup, Av. ... tarafından 20.11.2011 tarihli dilekçe ile davacı ... ile aralarında vekalet ilişkisinin son bulduğunu belirterek tebligatların davacı asillere yapılmasını talep etmiştir. Mahkemece, gerekçeli karar davacılardan ...'a 21.03.2012 tarihinde tebliğ edilmiş ve karara karşı adı geçen davacı tarafından 31.08.2015 tarihinde temyiz isteminde bulunulmuştur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 81. maddesi gereğince, vekilin azil ve istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Başka deyişle, bir taraf, vekilini azletmiş ve bunu vekiline bildirmiş olsa bile bu azil, mahkemeye ve karşı tarafa bildirilmedikçe, mahkeme ve karşı taraf hakkında hüküm ifade etmeyecektir. Bu halde, vekilin azli mahkemeye ulaşıncaya ve karşı tarafa bildirilinceye kadar mahkeme ve karşı taraf, azledilmiş olan vekile karşı usul işlemlerini yapmaya devam eder. Dolayısıyla tebligatlar da aslında vekil ilişkisi sona eren vekile yapılır ve bu tebligat ile süreler işlemeye başlar.
6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 432. maddesi hükmüne göre ilk derece mahkemesi kararlarına karşı temyiz isteği tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde mümkündür. Açıklanan nedenlerle davacı ... yönünden temyiz süresinin Av. ...'a yapılan 07.12.2011 tebligat tarihinde işlemeye başladığı, yani temyiz süresi içerisinde dosyaya sunulan vekillik ilişkisinin son bulduğuna ilişkin dilekçe dosyaya sunulduğu tarihten öncesine etkisi olmadığı, ikinci defa davacı ...'a yapılan tebligat ile sürenin tekrar başlamayacağı, ilk yapılan tebligat tarihinden itibaren işleyen 15 günlük temyiz süresinin 22.12.2011 tarihinde dolduğu, davacı ...'ın 31.08.2015 tarihli temyiz dilekçesinin kanunda belirlenen süreden sonra olduğu anlaşılmakla temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenle davacının temyiz isteminin süreden REDDİNE, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.