Davacı ...'e velayeten ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 23/07/2008 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın yetki yönünden reddine dair verilen 04/11/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 10/12/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M) (M)
Dosya içeriğine göre davacının eşinin ABD ile Irak ülkesinde malzeme taşımak üzere sözleştiği ve bu sözleşmesinin gereğini yerine getirirken adı geçen ülkede saldırıya uğrayıp öldüğü ileri sürülerek davacının zarara uğradığı gerekçesiyle zararın ABD' den tahsilini istenmektedir. İlk derece mahkemesi ise tazminat davasına konu haksız fiilin meydana geldiği yerin Irak sınırları içerisinde olduğu gerekçesi ile davanın usul yönünden reddine karar vermiş, Dairemiz çoğunluğu da kararın onanmasını kararlaştırmıştır. İş bu davada aşağıdaki hususların gözetlenmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
1-Davacının murisi ile ABD arasında birtakım malzemelerin taşınması amacıyla sözleşme yapılmıştır. Dolayısıyla artık iş bu davada MÖHUK hükümleri gereğince devletlerin (ABD) yargı muafiyetlerinden bahsedilemez. Ölenle davalı devlet arasındaki sözleşme ilişkisi ABD açısından yargı muafiyeti olgusunu sona erdirmiştir.
2-İlk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere bu malzemelerin taşınmasında da haksız fiil söz konusudur.
3-Haksız fiilin gerçekleşmesi sırasında Irak'ta davalı devletin fiili hakimiyeti söz konusu olup haksız fiilin Amerikan konvoyunun refakatında bulunduğu sırada meydana geldiği de açıkça anlaşılmakdar. Bu hususlar itibariyle her halukarda ABD devleti ile davacı taraf arasında yargı muafiyetinden artık söz edilemeyecektir.
4-Kaldı ki davalı taraf Irak mahkemelerinin yetkili olduğunu belirtmiştir. Yukarıda belirttiğimiz olguların inkarı bile söz konusu değildir. Şu durumda mahkeme 5718 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda Türk mahkemelerinin haksız fiillerde milletlerarası yetkilerini iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin edeceğinden (39 ve 40. maddeler), ve iç hukukumuza göre de haksız fiilden mütevellit bir davada davacının da (zarar görenin) oturmakta olduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda haksız fiilin meydana geldiği yer ile yetki sınırlamasında bulunmak milletlerarası özel hukuk kuralları açısından yanlış olmuştur. Bu açıdan davanın yetki itibariyle reddi doğru olmamıştır.
5-Diğer yandan davanın konusu tam olarak incelendiğinde ve davalı tarafın açıklamaları gözetildiğinde nasıl sözleşme yapacak taraflar arasında culpa sorumluluğu söz konusu ise bunun gibi sözleşen taraflar arasında da sözleşmenin ifası sırasında sözleşmenin ifasını engellemeyecek tarzda taraf yükümlülükleri her zaman söz konusudur. Bu açıdan da bakıldığında davanın milletler arası özel hukuktan doğan bir sorumluluk-yükümlülük yönünden değerlendirilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmamaktayız. 10/12/2012