Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesi ile; sürücü olan davacı ile davalıya sigortalı araç sürücüsünün 27.07.2011 tarihinde yaptığı kaza neticesinde müvekkilinin yaralandığını, davalıya sigortalı sürücünün kazada kusurlu olduğunu, 25.03.2019 tarihinde davalıya yapılan başvuruya karşın herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 3.200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatının 25.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi ile; taleplerin zamanaşımına uğradığını, usule uygun başvuru yapılmadığını, kusur oranlarının tespiti gerektiğini, davacının emniyet kemeri takıp takmadığının belirlenmesi, elde edilen kazanımların tespitini, faizden sınırlı sorumlulukları olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 27.07.2011 tarihli kaza nedeniyle maluliyeti oluştuğunu beyan ederek maddi tazminat isteminde bulunduğu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 15.11.2011 tarih 2011/35751 karar sayılı kararı ile uzlaşma nedeni ile kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, soruşturma sırasında müşteki ve şüphelinin aralarında anlaşarak uzlaşması sonucu takipsizlik kararı verildiği, aradan iki yıllık sürenin geçtiği, uzlaşmanın usule uygun yapıldığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253/19'uncu maddesi uyarınca tazminat davası açılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacıya uzlaştırmacı tarafından uzlaşmanın mahiyetinin anlatılmadığını, davacının maddi ve manevi olarak zarara uğradığını, kaza sonrası malul kalmasına rağmen şüpheli tarafından herhangi bir ödeme yapılmadan ilgili soruşturma dosyasının kapatıldığını, bu kararın müvekkilini mağdur bıraktığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/52933 Soruşturma sayılı dosyasındaki 28.10.2011 tarihli uzlaşma tutanağında “Mağdur ..., hayati fonksiyonlarını etkiler nitelikte bacağında kemik kırığı olsa da şikâyetçi olmadığını, tüm maddi ve manevi tazminat haklarından vazgeçerek uzlaşmayı kabul ettiğini beyan etmiştir.” denildiği, uzlaştırma teklif formunun ve bu tutanağın davacı tarafından imzalandığı, bu şekliyle uzlaşmanın kapsamı itibariyle başvuruya konu davayı açmaya engel teşkil ettiği, uzlaştırma teklif formu ile uzlaşmanın hukuki sonuçlarının anlatıldığı görülmekle davacı vekilinin uzlaştırmanın davacıya uzlaşmanın mahiyeti ve hukuki sonuçları anlatılmamış olduğu, davaya devamla davanın kabulü gerektiği yönündeki istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçeler ile kararın bozulmasını talep etmiştir.

davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 27.07.2011 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54'üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,89,90 ve 99 uncu maddeleri, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253 üncü maddesinin (19) numaralı bendi.

Davacı vekili, sürücü olan müvekkilinin 27.07.2011 tarihinde davalıya sigortalı araç sürücüsünün yaptığı kaza neticesinde malul kaldığını beyanla maddi tazminat isteminde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi davacının ceza soruşturması sırasında uzlaşmayı kabul ettiğini, aradan 2 yıllık sürenin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş, kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, davacıya uzlaşmanın hukuki sonuçlarının anlatıldığı ve uzlaşmanın dava açmaya engel teşkil ettiği bu belgeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253/19 uncu bendine göre uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz, açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılacağı, bu yasal düzenleme ışığında da uzlaşma raporunu düzenlenmekle davacının tazminat davası açma hakkı bulunmadığı, uzlaşma raporunun ilam mahiyetinde olacağından uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağı kabul edilmekteydi.

Ancak; Anayasa Mahkemesinin 18.10.2023 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 26.07.2023 tarih, 2023/43 Esas, 2023/141 Karar numaralı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle değiştirilen 253 üncü maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Bu haliyle, uzlaşma safhasında maluliyet oranı, zararın miktarı gibi hususlar net olarak bilinemeyeceğinden zarara uğrayan kişinin şikayetten vazgeçmesi halinde bilmediği zararların tazmininden de vazgeçtiğinin kabulüne dair düzenleme ortadan kalkmış bulunmaktadır.

Anılan nedenle Anayasa Mahkemesi iptal kararları derdest davalarda derhal uygulanacağından, söz konusu uzlaştırma tutanağının Anayasa Mahkemesi iptal kararı da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla kararının bozulması gerekmiştir.

Açıklanan sebeple;

1. Değerlendirme bölümünde açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.06.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.(KARŞI OY)

Eldeki davada davacı sürücü vekili, çift taraflı ve yaralamalı kazada davalıya trafik sigortalı aracın karıştığı kaza sonucu yaralandığını belirterek geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı talebinde bulunmuş; İlk Derece Mahkemesince davacının karşı araç sürücüsü ile uzlaşması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu nedenle tazminat davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Zamanaşımı def'i, bir hakkın istenebilirliğini önlediği için öncelikle ve ön sorun olarak çözümlenmesi, zamanaşımının gerçekleştiğinin anlaşılması halinde işin esasına girilmeden davanın sonuçlandırılması gerekir. Nitekim 6100 sayılı HMK'nın 142 nci maddesinde “Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ileri inceleyerek karara bağlar.” hükmü düzenlenmiştir.
(Hükümet Gerekçesinden; "uygulamada, birkaç yıl süren usul işlemlerinden ve delillerin toplanmasından sonra sadece hak düşürücü süre veya zamanaşımı yönünden bir karar verildiği görülebilmektedir. Bu hükümle, hem gereksiz yargılama işlemleri yapılması, hem de adaleti zedeleyici böyle bir durumun önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Maddenin, ön inceleme hükümlerinin sonunda, tahkikat hükümlerinden önce yer alması da yukarıda belirtilen sebeplerle uygun görülmüştür.")
Davada ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabulü halinde, usul ekonomisi yönünden de diğer def'i ve itirazların incelenmesine gerek kalmayacaktır.
Dosyanın incelenmesinde; davacının kaza sonucu yaralandığı, kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, davaya konu trafik kazasının 27.07.2011 tarihinde meydana geldiği, dava tarihinin ise 10.10.2019 olduğu, davalının süresi içinde zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu hâle göre dava tarihi itibariyle 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ceza zamanaşımı süresi dolmuştur. Dolayısıyla davalının zamanaşımı def'i dikkate alınarak davanın zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Şu halde; davanın zamanaşımına uğradığı anlaşıldığından usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek salt bu gerekçe ile davanın reddi gerektiğinden İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddi kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması kanaatinde olduğumdan; sayın çoğunluğun uzlaşma tutanağının Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da dikkate alınarak değerlendirilmesi yönündeki bozma kararına katılmıyorum.