Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Kadastro çalışmaları sonucunda, Kahramanmaraş ili Andırın ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan Karahıdır Mevkii 101 ada 159 parsel sayılı 7.840,77 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, ham toprak vasfıyla, Hazine adına tespit edildikten sonra, ... oğlu ...’un itirazı üzerine Kadastro Komisyonunca taşınmazın, 6/48'er hisse ile ... oğlu ... ve ... oğlu ..., 4/48 hisse ile ... oğlu ..., 8/48 hisse ile ... oğlu ..., 12/48 hisse ile ... kızı ..., 12/48 hisse ile veraseten iştirak olarak ... ... çocukları ..., ..., ..., ..., ... ... adlarına tespitine karar verilmiştir.
Davacı Orman İdaresi vekili dava dilekçesinde; Kahramanmaraş ili Andırın ilçesi ... Köyü Karahıdır Mevkii 101 ada 159 parsel sayılı taşınmazın eski tarihli memleket haritası, amenajma planı ve orman kadastro haritasında orman vasfında olduğu halde davalı taraf adına tespit gördüğünü ileri sürerek, kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tescilini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; " dosya kapsamında yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları, memleket haritası ve hava fotoğrafları gözetildiğinde, yerel bilirkişi beyanlarına itibar edilmediği, bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen kısmın orman sayılan yerlerden, (A) harfi ile gösterilen kısmın ise kadim ziraat arazisi olduğunun tespit edildiği " gerekçesiyle, davacı Orman İdaresinin davasının kısmen kabulüne, dava konusu Kahramanmaraş ili Andırın ilçesi Boztopraklı Köyü Karahıdır Mevkiinde bulunan 7.840,77 m2 yüzölçümündeki 101 ada 159 parselin kadastro tespitinin iptali ile 17.11.2005 tarihli fen ve orman bilirkişilerinin ortaklaşa düzenledikleri raporda (B) harfiyle gösterilen 2.428,09 m2 kısmın 101 ada 159 parselden ifraz edilerek ... Köyü aynı adanın son parsel numarası verilmek suretiyle orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, krokide (A) harfiyle gösterilen 5.418,18 m2'lik kısmın 101 ada 159 parsel tutanağında belirtilen miktar ile 48 pay kabul edilerek 6/48 payın ... oğlu ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 6/48 payın ... oğlu ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 4/48 payın ... oğlu ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 8/48 payın ... oğlu ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 12/48 payın payın ... kızı ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 2/48 payın ... kızı ... ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 2/48 payın ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak 2/48 payın ... oğlu ... ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 2/48 payın ... oğlu ... ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 2/48 payın ... oğlu ... ... mirasçıları adına verasete iştirak olarak, 2/48 payın ... oğlu Nebi ... mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline, karar kesinleştiğinde tutanak ve eklerinin gereği için Andırın Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6099 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi ile değişik 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (7201 sayılı Kanun) 10/2 nci maddesine göre “bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” yine, 6099 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine eklenen ikinci fıkrasına göre, “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” yine, 6099 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi ile değişik 7201 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
7201 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinde “Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır. Yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılamayan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamayan kimsenin adresi meçhul sayılır.
Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir…” hususları düzenlenmiş olup, yapılan araştırmalardan sonra ilanen tebligatla ilgili işlemlerin nasıl yapılacağı da, Tebligat Kanunu'nun 29 ve 30 uncu maddeleri ile ilanen tebligatın yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan Tebligat Tüzüğü'nün 46 ve 47 nci maddelerinde düzenlenmiştir.
Tebligat Kanunu'nun ilana ilişkin 28 inci maddesi ile Tebligat Tüzüğü'nün 46 ncı maddesindeki hükümler gereği, çok yönlü araştırma (resmi ve hususi müessese ve dairelerden örneğin seçim kurullarından, vergi dairesinden) yapılarak, bundan sonuç alınamaması halinde ilanen tebliğe gidilmesi gerekir. İlanen tebligat, başvurulacak son yoldur. Bu nedenle adres araştırmasının geniş bir çerçeve içerisinde ele alınıp soruşturmanın çok yönlü yapılması zorunludur.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 101 ada 159 parsel sayılı taşınmazın, ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edildikten sonra, ... oğlu Nabi ... tarafından 12.02.1946 tarih 145 sahife ve 3 sıra numaralı tapu kaydına binaen tespite itiraz edilmesi üzerine Kadastro Komisyonunca, taşınmazın düşekli olarak ve 48 pay itibariyle 6 hissesinin ... oğlu ..., 6 hissesinin ... oğlu ..., 4 hissesinin ... oğlu ..., ... oğlu ..., 12 hissesinin ... oğlu ..., 12 hissesinin ... kızı ...'nin 20 yılı aşkın süredir zilyetliğinde bulunduğu, ... oğlu ...'in nüfus kaydına binaen 1340 yılında vefat eden ... oğlu ... ... olduğu ve mirasının çocukları ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a kaldığı, bunlardan ..., ... ve ... ...'un vefat ettikleri ancak mirasçılarının bilinemediği ve belge de ibraz edilmediği, taşınmazın nizasız fasılasız malik sıfatıyla ekilip biçildiği, dayanak kaydın ise bilirkişilerce mahalline uygulanamadığı belirtilerek, taşınmazın yukarıda ismi belirtilen kişiler adına 18.09.2002 tarihinde tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Gerçekten de, her ne kadar Komisyon kararında dayanak kaydın uygulanamadığı belirtilmiş ise de, kaydın tüm geldi ve gittileri incelendiğinde, yukarıda isimleri belirtilen şahıslar adına belirtilen paylarla tespitin yapıldığı ve tespite itiraz eden şahsın da, kendilerine ilanen tebligat yapılan ve taşınmaza ortak olan bir kısım davalılarla akraba olduğu anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, yukarıda isimleri belirtilen kişilerin soyadlarının ne olduğu, bu kişilerin kim oldukları hususlarının, köyde bulunan yaşlı kişilerden, tarla komşularından ve tarlayı kullanan ortaklarından sorularak tespit edilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına 22.03.2004 tarihinde müzekkere yazıldığı ve müzekkereye cevaben, Andırın İlçe Jandarma Komutanlığı'ndan 12.04.2004 tarihinde gelen yazıda, ... oğlu ...'nın soyadının Kaytancı; ... oğlu ..., ... oğlu ... ve ... oğlu ...'in soyadının Yaylamaz; ... kızı ...'nin soyadının ise ... iken ... olduğunun belirtildiği ve hatta bu kişilerin mirasçıları ile bu mirasçıların oturdukları il, ilçe, köy ve bazıları için mesleklerinin ne olduğunun dahi tespit edildiği, buna rağmen İlk Derece Mahkemesince, başkaca herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmaksızın, dava dilekçesinin, davalı ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ..., Mertli ... olu ..., ... kızı ...' ye ilanen tebligat yoluyla tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince adı geçen davalıların tebligata yarar adreslerinin belirlenmesi hususunda yeterli araştırma ve inceleme yapılmaksızın, kendilerine doğrudan doğruya ilanen tebligat yapılmak suretiyle dava dilekçesinin tebliğ edilmesinin usul ve yasaya uygun bulunmadığı, bu haliyle anılan davalılara dava dilekçesi usulünce tebliğ edilmediğinden davada taraf teşkilinin sağlandığından da söz edilemeyeceği anlaşıldığından, yukarıda açıklanan usul doğrultusunda hareket edilerek yöntemince taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilip, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda toplanacak tüm delillerinin birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi için, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.