B O Z M A Ü Z E R İ N E

Mahkûmiyet

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 17.10.2012 tarihli ve 2012/56542 Esas sayılı iddinamesiyle, sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmıştır.

2. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.10.2012 tarihli ve 2012/479 Esas, 2012/320 Karar sayılı kararı ile iddianamede belirtilen olaylarda, hileli eylemlerin telefon görüşmesiyle gerçekleştirildiği, bankanın maddi varlığının ya da bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılmadığı, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesine temas ettiği, bu tür suçlara bakmanın Asliye Ceza Mahkemesinin görevi dahilinde olduğu nedenle görevsizlik kararı vermiştir.

3. Görevsizlik kararı üzerine, İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.03.2013 tarihli ve 2013/15 Esas, 2013/120 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 7.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

4. İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.03.2013 tarihli ve 2013/15 Esas, 2013/120 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 08.01.2018 tarihli ve 2015/451 Esas, 2018/47 Karar sayılı kararı ile "Katılanın telefonunu arayan şahsın kendisini Başkomiser... olarak tanıtıp, katılanı aldatarak haksız menfaat sağladığı, sanıkların bu şekilde dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia olunan olayda; eylemin, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 14.maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 158/1.maddesine eklenen (L) bendi kapsamında öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmayacağına ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

4. Bozma sonrası İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.04.2019 tarihli ve 2018/390 Esas, 2019/164 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun’un 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 7.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 23.12.2019 tarihli ve 15-2019/61983 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

Sanığın temyiz isteği; suç işleme kastının olmadığı, kararın bozulması gerektiğine, ilişkindir.

1. Suç tarihinde katılanın kullandığı 532 451 23 13 numaralı telefonu... adına kayıtlı 539 567 86 36 numaralı telefon ile Şanlıurfa ili, Akçakale ilçesinden arayan bir şahsın kendisini başkomiser... olarak tanıtıp, katılana kimlik bilgilerinin terör örgütü tarafından ele geçirilip adına 21 adet cep telefonu hattı satın alındığı ve bu hatların doğu ve güneydoğu illerinde yasa dışı amaçlarla kullanıldığı ve telefon faturalarının ödenmesi için katılanın banka hesabına otomatik ödeme talimatı verilmeye çalışıldığının belirtildiği ve telefonun kendisini Cumhuriyet Savcısı... olarak tanıtan kişiye verildiği ve bu kişinin de katılana benzer sözler sarf ettiği ve banka şubesine gidip talimat beklemesini ve telefonunu kapatmamasını söyledikleri ve bu söylenenlere korku içerisinde inanan katılanın bu kişilerin talimatı üzerine temyiz dışı sanık ... adına Vakıfbank aracılığı ile 49.850,00 TL parayı havale ettiği, her iki sanığın suç tarihi itibari ile temyiz dışı sanık ... adına gelen parayı almak için banka şubesine gittiklerinde yakalandıkları, sanık ...'ın beyanlarında temyiz dışı sanık ...'e gelen paranın kaynağının dolandırıcılık olduğunu bildiği, dayısı olan temyiz dışı sanık ...'i ikna etmek suretiyle suça konu paranın temyiz dışı sanık ...'in hesabına gelmesini sağladığı şeklindeki beyanları gözetildiğinde sanığın bu suretle dolandırıcılık suçunu işlediği ancak isme gelen paranın sanık tarafından çekilmediği için kendi hakimiyet alanına girmediği ve bu suretle eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, sanığın bu şekilde atılı suçu işlediğinden bahisle açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde mahkemece, tüm dosya kapsamından sanığın kamu görevlisi olduğunu söylemek suretiyle hileli hareketlerle katılandan haksız menfaat temin etmek şeklindeki eyleminin, suç tarihinden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (L) bendi kapsamında kaldığı belirlenerek, suç tarihinde (L) bendinin yürürlükte olmaması nedeniyle sanığın, lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 157 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca basit dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına ilişkin hukuki süreç başlığı altında yazılı temyiz incelemesine mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

2. Bozma sonrası sanığa yüklenen dolandırıcılık suçunun 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı yönünde 04.03.2019 tarihli rapor düzenlendiği görülmüştür.

3. Sanığın savunmaları, katılanın anlatımları, olay tutanağı içeriği, katılan tarafından paranın gönderildiğine ilişkin banka dekontu, suçta kullanılan telefonun... adına kayıtlı olup katılan ile olan görüşmelerin Akçakale ilçesinden yapıldığına ilişkin Telekominikasyon İletişim Başkanlığının cevabi yazıları, sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları, kolluk tarafından tutulan tutanaklar, uzlaştırma raporu, iletişimin tespiti kayıtları, ve diğer deliller dosya arasındadır.

1. Dosya kapsamına göre elde edilen deliller doğrultusunda, Mahkemenin sanığın iddianame konusu eylemi gerçekleştirdiği hususundaki sübuta yönelik kabul gerekçesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanın tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanı kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.04.2019 tarihli ve 2018/390 Esas, 2019/164 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

12.03.2024 tarihinde karar verildi.