Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun( 5271 sayılı Kanun) 286 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 260 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2021 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında basit cinsel saldırı ve hürriyetten alıkoyma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 102 nci maddesinin birinci fıkrası, 109 uncu maddesinin birinci fıkrası, beşinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

2. Ankara 54. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.12.2021 tarihli kararı ile sanık hakkında basit cinsel saldırı suçundan açılan davanın düşmesine, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği 5 yıl hapis, 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası gereği yarı oranında artırım sonucu 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına karar verilmiştir.

3. Ankara 54. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.12.2021 tarihli kararı ile ilgili sanık müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17.Ceza Dairesinin, 01.04.2022 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik düşme kararı doğru olduğundan katılan vekilinin 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin ilk cümlesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş ve bu hüküm kesinleşmiştir. Öte yandan sanık müdafiinin istinaf talebi yerinde görülmüş olmakla, İlk Derece Mahkemesinin hüküm fıkrasından "... 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği takdiren teşdiden 5 YIL HAPİS cezası ile cezalandırılmasına" ve " ... 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası gereği yarı oranında artırılarak 7 YIL 6 AY HAPİS cezası ile cezalandırılmasına" ibaresi çıkarılıp, yerine "... 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca suçun işleniş biçimi dikkate alındığında alt hadden ayrılmayı gerektirir bir neden bulunmadığından 2 yıl hapis, 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası gereği de yarı oranda artırım yapılarak sanığın 3 YIL HAPİS cezası ile cezalandırılmasına" ibaresi eklenmek suretiyle, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

Katılan vekilinin temyiz isteği; istinaf mahkemesinin kararında alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirir bir neden bulunmadığı gerekçesiyle sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesi kapsamında alt sınırdan cezaya hükmedilmesinin hukuka, kanuna ve hakkaniyete aykırı olduğuna, bu durumun açıkça Türk örf ve adetlerinde önemli bir yere sahip aile ve akrabalık ilişkilerinin kullanlarak söz konusu eylemi içinde bulunduğumuz toplum nezdinde meşrulaştırdığına, ilgili hususlar göz önüne alındığında yerel mahkemenin kararında bir isabetsizlik olmadığı ancak bölge adliye mahkemesinin verdiği kararın hakkaniyete açıkça aykırı olduğuna ve sanığa 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine ilişkindir.

Temyizin kapsamına göre, sanık ...'nun katılan ...’nın eşi olan ... ile bazı sorunlar yaşadığı, bu sorunları ilk olarak Vera’ya anlatmak istediği, olay günü Vera’nın kapısına gelerek onu gideceği yere bırakmayı teklif ettiği, katılanın başta kabul etmese de daha sonra arabaya bindiği, yolda giderken ...’ın başka bir yola sapması üzerine Vera’nın arabadan inmek istediği, bunun üzerine ...'ın bir evden ölçü alacağını daha sonra istediği yere bırakacağını söylediği, Cebeci civarında bulunan evin önüne geldiklerinde de gideceği evde arkadaşının eşinin tek olması sebebiyle Verayı'da yanında çağırdığı, yukarıya çıktıklarında dairenin kapısını açmaya çalışırken Vera tarafından evin boş olduğunun anlaşıldığı ve mağdurun kaçmaya çalıştığı, daha sonra ...'ın müştekiyi zorla kolundan tutarak içeri fırlattığı, kendisine temas edip yüzünü okşadığı sırada fırsat bulan Vera'nın olay yerinden kaçıp eşini aradığı, tanık ifadeleri doğrultusunda sanığın eyleminin doğrulandığı, bu suretle sanığın katılan ...'ya karşı cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

1. Basit cinsel saldırı yönünden, 5237 sayılı Kanun'un 102 inci maddesinin birinci fıkrası gereği şikayete bağlı suç olması ve altı aylık süreye tabi olduğu, somut olayda ise şikayetin sürenin geçmesinden sonra yapılması sebebiyle düşme kararı verilmiştir.

2. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma yönünden ise, üstte belirtilen şekilde suçun işlediği, sanık savunması, katılan ve tanık beyanları, tutanaklar, belgeler ve tüm dosya kapsamında sabit olduğundan, 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkrasının oluştuğu kanısına varılmış bunun yanı sıra suçun işleniş biçimi, katılan ile akrabalık ilişkisi, suçun önemi ve kastın yoğunluğu sebebiyle alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesi bakımından temel ceza belirlenirken, eylemin gerçekleşme şeklinin, genel işleyişten farklılık oluşturacak bir yönü bulunmamasına rağmen 5237 sayılı Kanun'un üçüncü ve 61 inci maddesine aykırı şekilde orantısız ceza verildiği belirtilmiş ve alt sınırdan hüküm kurulmuştur.

Olayın intikal etme şekli, tarafların beyanları, bilgi verenlerin beyanları doğrultusunda eylemin sanık tarafından gerçekleştiğinin saptandığı, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, yargılama aşamalarında ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçede gösterilip tartışıldığı, istinaf mahkemesince eyleme uyan yaptırımın ve suç vasfının doğru şekilde belirlendiği anlaşıldığından katılan vekilinin üst sınırdan ceza verilmesine yönelik temyiz talebi reddedilmiş ve sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Gerekçe bölümünden açıklanan nedenlerle, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17.Ceza Dairesinin, 01.04.2022 tarihli ve 2022/90 Esas, 2022/529 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oybirliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 54. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2024 tarihinde karar verildi.