Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2016 tarihli ve 2015/714 Esas, 2016/294 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mühür bozma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 01.02.2021 tarihli ve 11-2016/161954 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; her ne kadar "özel hukuk tüzel kişilerince yapılan mühürlemenin bozulmasının suç oluşturmayacağı" gerekçesi ile sanık hakkında beraat kararı verilmiş ise de Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/2–455 Esas,2014/541 Karar sayılı ilamından anlaşılacağı üzere, özel hukuk tüzel kişilere bu yetkinin kanunla verildiği, bu hususun Anayasa Mahkemesi incelemesinden geçtiği, yasada geçen ''yetkili makam'' cümlesinden kanunla yetkiyi almış özel hukuk tüzel kişileri de kapsayacağı hükme bağlandığından sanık hakkında mühür bozma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi gerekir iken beraat kararı verilmiş olmasının hukuka uygun olmadığına ilişkindir.

1. Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 203 üncü maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin sanığın sorgusunun yapıldığı 23.02.2016 tarihi olduğu ve bu tarihten temyiz inceleme tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2016 tarihli ve 2015/714 Esas, 2016/294 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

12.03.2024 tarihinde karar verildi.