Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 22.03.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yolcu konumundaki üvey kızının yaşamını yitirdiğini ve desteğinden yoksun kaldığını belirterek şimdilik 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafa SGK tarafından rücuya tabi herhangi bir ödeme veya gelir bağlama işleminin yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin poliçeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğinden temerrüde düşmediğini, bu nedenle müvekkili şirketin faiz sorumluluğunun ancak dava tarihinden itibaren söz konusu olacağını, davacının avans faizi isteminin yasaya aykırı olduğunu davaya konu uyuşmazlığın tamamen haksız fiilden kaynaklandığını ve sair nedenlerle hatır taşıması durumunun tespiti halinde hatır indirimi uygulanmasına, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesine, müvekkil şirket davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden masraf ve vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile müteveffanın babasının 2001 yılında evlenip 2010 yılında boşandığı, babanın 2014 yılında başka biriyle, davacının da 2017 yılında başka biriyle evlendiği, müteveffanın kaza tarihi olan 23.03.2015 tarihinde lise 12. sınıf öğrencisi olduğu, müteveffa ile davacının arasındaki üvey evlat-anne ilişkisinin boşanma ile çok önceden ortadan kalktığı, müteveffanın öldüğü tarihte babasının evli olması nedeniyle başka bir üvey annenin bulunduğu, ancak olay tarihine kadar tarafların ilişkilerini bozmadan görüşmeye devam ettikleri, hatta çocuğun davacı tarafından büyütüldüğü dinlenen tanık beyanları ile sabitse de, bu durumun davacı eski üvey anneye ancak manevi tazminat talep etme hakkını tanıyacağı, destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının bulunmadığı, zira müteveffanın henüz fiili bir bakımının söz konusu olmadığı gibi yaşasaydı dahi davacının yeniden evlendiği tarihte bile büyük olasılıkla hala öğrenci olacak olan çocuğun, ileride gelir elde ettiğinde eski üvey anneye bu koşullarda kanunen ya da örfen bakım yükümlülüğü bulunmadığı, davacının da kendisinden nafaka talep etme hakkının olmayacağı, ölen çocuğun yaşasaydı bunu arzu edip etmeyeceğinin de kestirilemez bir durum olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin müteveffa ile ana-kız ilişkisi içerisinde olduğunu belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ölenin ölüm tarihine kadar dava dışı babası ve yeni eşi ile oturduğu, bakım ve gözetiminin onlar tarafından yapıldığı, davacının müşterek iki çocuğunun velayetinin de dava dışı babada olduğu davacı ile ölen arasında destek ilişkisinin ispat edilemediği gözetilerek İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve yasaya aykırı bir bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin müteveffa ile ana-kız ilişkisi içerisinde olduğunu ileri sürerek kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir.

Uyuşmazlık, trafik kazası nedeniyle talep edilen destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 281,341,357,370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,90 ve 91 inci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.