Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin... Hastanesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalında tabip yarbay ve uzman doktor olarak çalıştığını, hastanede tıbbi gereklilik olmayan, kozmetik olarak nitelendirilen plastik cerrahi müdahalelerinin prensip olarak yapılmadığını ancak mevzuatta herhangi bir amir hüküm bulunmadığını, davalı muvazzaf Yarbay ...'in eşi olan diğer davalı ...'in müvekkilinin görev yaptığı ofise gelerek karın ve bel bölgelerini inceltme ameliyatı ile diastas ameliyatı için müracaatta bulunduğunu, müvekkilinin kozmetik ameliyatın yapılmaması hususunda Sağlık Komutanlığı tarafından prensip emri bulunduğunu ve ameliyatın yapılması durumunda dahi kullanılacak malzemelerin kurum tarafından karşılanmadığını belirtmesine rağmen ısrarlar neticesinde ameliyatın gerçekleştirildiğini, sonrasında kol inceltme ameliyatının da davalı tarafı kırmamak adına yapıldığını, malzemelerin davalılar tarafından karşılandığını, müvekkilinin hiçbir ücret talep etmediğini, davalı ...'nin kolu için tekrar operasyon için kendilerine gün verildiğini ancak davalıların olayın akabinde Ege Ordu Komutanlığı'na dilekçe vererek müvekkilinin 2.500,00 TL para istediği şeklinde iftira attıklarını, davalılardan Kemal'in üzerindeki dinleme cihazı ile mizansensi davranışı sonucu müvekkiline suçüstü yapıldığını ve dosyanın halen askeri mahkemede derdest olduğunu, olaylar neticesinde müvekkilinin manen yıkıma uğradığını, sağlığının bozulduğunu, anjiyo olmak durumunda kaldığını belirterek davalılardan ...’ten 100.000,00 TL, ...’ten 100.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Kemal'in muvazzaf yarbay olduğunu, davacının estetik amaçlı ameliyat yapmanın yasak olduğunu bilmesine rağmen mesleğinde körelmek istemediğini, masrafları karşılamaları halinde ameliyatı gerçekleştirebileceğini söyleyerek müvekkilini ikna ettiğini, 13.03.2010 tarihinde diastezi rekti ameliyatı adı altında 2.000,00 TL nakit para ve değeri yaklaşık 250,00 TL olan tablo karşılığında müvekkili Rukiye'nin karın bölgesindeki fazla yağları aldırdığını, sonrasında 24.05.2010 tarihinde eski kol ameliyatlısı revizyon ameliyatı adı altında 2.500,00 TL karşılığında kol gerdirme ameliyatı gerçekleştirdiğini, ikinci operasyonun başarısız olması üzerine bu düzeltme için yeniden 2.500,00 TL para istenmesi üzerine müvekkillerinin davacı hakkında şikayette bulunduklarını, davacının suçüstü yakalandığını ve hakkında kamu davası açıldığını, müvekkillerinin davacıya haksız bir ithamda bulunmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 58. ve devamı maddelerine dayanan, davalıların haksız şikayeti üzerine davacı hakkında açılan kamu davası nedeniyle davacının kişilik haklarına saldırı iddiası ile uğranılan zararın tazmini talebine ilişkindir. Tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin delil olarak, sosyal ve ekonomik durum araştırma tutanakları, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/582 Esas sayılı dosyası, taraflarca sunulan belge ve kayıtlar celp ve tetkik edilmiştir. Dosya kapsamındaki belgeler incelendiğinde, davacının İzmir Asker Hastanesinde plastik cerrahi uzmanı olarak görev yaparken davalı ... ile ilgili 15.03.2010 tarihinde karın germe ameliyatını, 24.05.2010 tarihinde de kol ameliyatını gerçekleştirdiği, davalı ...'nin kol ameliyatından memnun kalmadığını bildirerek başvurması üzerine davacının ameliyat masraflarının karşılanması halinde ameliyat yapabileceğini söylediği, davalı ...'nin de davacı ile ilgili askeri savcılığa müracaatta bulunup önceden seri numaraları alınan paraları davacıya 10.02.2011 tarihinde verdiği ve akabinde soruşturma safhasında davacının hastane odasında arama yapılıp poşet içinde 38.150,00 TL ve 2500 euro para bulunduğu, ikna suretiyle irtikap suçunu işlediğinden bahisle hakkında Ege Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinde kamu davası açıldığı, 2011/623 Esas sayılı dosyada görevsizlik kararı verilmesi sonucu yargılamanın İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/141 Esas sayılı dosyası üzerinde devam ettiği, yapılan yargılama neticesinde mahkemece, davacının maaş bordrosu, banka hesapları ve yapılan aramada seri numaraları alınan 2500 TL'nin çekmecede ve yine dolapta poşet içinde 38.150,00 TL ve 2500 euro bulunduğu ve davacının aldığı maaşa göre bu paranın kaynağının ameliyat ettiği hastalardan alındığı, davacının görev yaptığı hastanede estetik ameliyatların yapılmasının yasak olduğu ve estetik amaçlı yapılan ameliyatların gelirinin ilgili güvenlik kurumunca karşılanmadığını bilmesine rağmen tıbbi kılıf uydurmak sureti ile bu ameliyatları yaptığı ve müştekilerden ayrıca para aldığı, müştekilerin askeri hastanede estetik operasyonların yapılmayacağını ve masrafların devlet tarafından karşılanmayacağını bildiği, davacı doktora ameliyat olmaları hususunda kendilerinin talepte bulunduğu, davacının müştekilere ameliyat olması hususunda herhangi bir zorlamada bulunduğu hususunda dosyada herhangi bir delil elde edilemediği, görevi kötüye kullanma suçundan TCK 257/1-3 maddelerinin uygulanması gerektiği kabul edilerek davacının cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2015/12300 Esas ve 2018/6830 Karar sayılı kararı ile davacı tarafından gerçekleştirilen ameliyatların tıbbi gereklilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı, yapıldığı tarihler itibarıyla askeri hastanede yapılmasının olanaklı olup olmadığı, sadece estetik amaçlı mı yapıldığı hususlarında denetime imkan verecek nitelikte rapor alındıktan sonra sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verildiği, bu kez 2018/582 Esas numarasına kaydı yapılarak yargılamaya devam edildiği, alınan bilirkişi raporuyla mağdurların önceki hallerinin de bilinmesi gerektiği, gerçekleştirilen ameliyatların tıbbi gereklilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönünde kesin görüş bildirilmesinin mümkün olmadığı yönünde tespit yapıldığı, mahkemece de ameliyatların tıbbı gereklilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunun bilirkişi görüşü ile net olarak ortaya konulamadığı, bu bağlamda; sanığın savunmasına itibar edilmesinde zorunluluk bulunduğu, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinden hareketle mevcut kanıtların sanık lehine yorumlanması gerektiği kabul edilerek davacının beraatine karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği görülmüştür...Dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalı ...'yi ameliyat ettiği, davalıların, ameliyat için kendilerinden para alınıp bir de tablo istendiğini iddia edip davacının dava dilekçesinde de kabul ettiği üzere ameliyatta kullanılacak malzemelerin davalı tarafından karşılandığı ve teşekkür mahiyetinde bir tablonun verildiği, işbu maddi vakıalarla ilgili taraflar arasında ihtilaf bulunmamakla, söz konusu eylemin suç teşkil edip etmeyeceği hususunun bu dosyaya etkisinin bulunmadığı, kaldı ki davacı hakkında verilen beraat kararının kesinleşmesi halinde dahi mahkememiz sübutunun değişmeyeceği, bu haliyle ceza yargılamasının beklenmesine yer olmadığı kabul edilmiştir. Davalılar dışında başkaca müştekilerin de davacının para karşılığı kendilerini ameliyat ettiği iddiasıyla şikayetçi oldukları, davacının odasında yapılan aramada da poşet içinde para bulunduğu, davacının, söz konusu ameliyatların yasak olmamakla birlikte yapılmaması yönünde prensip emri bulunduğunu dava dilekçesinde bildirmesi, ceza yargılamasında bilirkişi raporu alınıp deliller toplanıp değerlendirildikten sonra beraat kararı verilmesi de dikkate alındığında, ameliyat masrafının karşılanmasının istenmesi üzerine, davalıların şikayeti için yeterli emarenin varlığını gösterecek nitelikte kanıt bulunduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle şikayet hukuka aykırı sayılamaz, davalıların anayasal şikayet hakkını, hakkın kullanılması amacına uygun olarak ve inandırıcı olaylara dayanarak, hukuka uygunluk sınırları içerisinde kullandığı kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; somut olay değerlendirildiğinde davalı tarafın davacı müvekkili aleyhine haksız ve mesnetsiz şikayetlerde bulundukları gibi bunun yanı sıra yine kötü niyetli olarak müvekkile dinleme yada kayıt cihazı marifetiyle tuzak kurmuş oluşları nazara alındığında söz konusu şikayetin sadece Anayasal hak arama özgürlüğü olarak değerlendirilmesinin hukuki bir yanılgı olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " 6098 sayılı TBK. 49 maddesi gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. 50/1. fıkrası gereğince zarar gören zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. 58/1. fıkraya göre kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi gereğince re'sen gözetilecekler dışında istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan incelemede; Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. 4721 sayılı TMK’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, 6098 sayılı TBK'nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olaya gelince; davacı hakkında açılan İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/141 Esas sayılı dosyasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet kararı Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2015/12300 Esas sayılı kararı ile "Suç tarihinde... Hastanesinde plastik cerrahi uzmanı olan sanığın estetik amaçlı gerçekleştirdiği ameliyatlarla ilgili mağdurlardan menfaat temin etmek suretiyle irtikap suçunu işlediği iddia edilen olayda; sanığın, ameliyatların tıbbi gereklilikten kaynaklandığı yönündeki savunması,... Hastanesinin 14.02.2011 tarihli; vücut fonksiyonlarını düzeltici etkisi olduğu düşünülen, hastada ruhsal bozukluk meydana getirecek seviyedeki aksaklıkları giderebileceği tespit edilen veya uygulanan tedavi sonrası istenmeyen durum ya da yan etki olarak meydana gelen olumsuz sonuçların düzeltilmesi maksadıyla yapılacak ameliyatların kozmetik ameliyat kapsamında değerlendirilmediği yönündeki cevabi yazısı, hazırlık aşamasında mağdurlardan ...'e ait hasta kayıt dosyası incelenerek düzenlenen 25.02.2011 tarihli uzman bilirkişi raporunda, mağdur hakkındaki ameliyatın fonksiyonel amaçla olduğu gibi estetik amaçla da yapılabileceği yönünde görüş bildirilmesi ile
diğer mağdurların ameliyatları hakkında herhangi bir kanaat bildirilmediğinin anlaşılması karşısında; suçun oluşumuna ve nitelendirilmesine etkisi bakımından tüm müdahillere ait tedavi dosyaları incelettirilmek suretiyle konusunda uzman bilirkişi heyetinden katılanların sanık tarafından gerçekleştirilen ameliyatlarının tıbbi gereklilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı, yapıldığı tarihler itibarıyla askeri hastanede yapılmasının olanaklı olup olmadığı ile sadece estetik amaçlı mı yapıldığı hususlarında denetime imkan verecek nitelikte rapor alındıktan sonra sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden yetersiz bilirkişi raporuna dayanılmak suretiyle ve eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması," şeklinde belirterek bozulmasına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesince bozma kararına uyulmuş bilirkişi incelemesi yapılmış, "ameliyatların tıbbi gereklilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunun bilirkişi görüşü ile net olarak ortaya konulamadığı bu bağlamda; sanığın savunmasına itibar edilmesinde zorunluluk bulunduğu, şüpheden sanık yararlanır ilkesinden hareket ile..." beraatine karar verilmiştir. Davalılar tarafından yapılan şikayetin davacılara zarar vermek kastıyla değil, Anayasal hak arama hürriyeti ve şikayet hakkı kapsamında kaldığı, şikayeti haklı gösterecek bazı somut emare ve olguların da bulunduğu anlaşıldığından; İlk Derece Mahkemesince davacının kişilik haklarına saldırı niteliği bulunmadığından, maddi vakıalarla ilgili taraflar arasında ihtilaf bulunmamakla, söz konusu eylemin suç teşkil edip etmeyeceği hususunun bu dosyaya etkisinin bulunmadığından ceza dosyasının kesinleşmesi beklenilmeden, davanın reddine karar verilmesinde usul ve esas bakımından isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesine konu ettiği nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
haksız şikayet iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, Anayasa’nın 12,17 ve 36 ıncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.