Davacı, ... kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Kemal Köçer tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava 11.10.2006 tarihinde meydana gelen ... kazası sonucu % 40,2 oranında sürekli ... göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Olay günü davacının, davalı ... Oto Yan. San. Ve Tic. Ltd. Şti' ye ait ... yerinde gece vardiyasında çalışırken teknik resimi bulmak için vardiya amiri ... ile kilitli büronun camına seyyar merdiven uzatarak yukarıya çıktığı ve buradan inerken düşerek yaralandığı, olay nedeniyle davacının % 80, dava dışı vardiya amiri ...' in % 20 oranında kusurlu bulunduğu kusur bilirkişi raporunun hükme esas alındığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işverenin istihdam ettiği işçisinin ve kazalı işçinin birlikte kusurlu eylemleri ile zarara neden olmaları ve tazminat davasının sadece işverene yöneltilmesi durumunda işverenin istihdam ettiği kişinin kusurundan dolayı zarardan sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten 27.3.1957 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk “özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan “kusura” dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Ne var ki istihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenle istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda; davacının %80 ve davalı şirket çalışanı dava dışı vardiya amiri ...' in % 20 oranındaki kusurlu eylemleri ile kazanın meydana geldiğinin anlaşılmasına göre, işveren bakımından nedensellik bağının kesildiğinden söz edilmesi mümkün değildir. Öte yandan Borçlar Kanununun 55. Maddesinden kaynaklanan sorumluluk kusura dayalı bir sorumluluk olmayıp işveren istihdam ettiği kişinin verdiği zarardan kendi kusuru olmasa bile sorumlu olacağı yasanın amir hükmü olup, istihdam edilen kişinin kusuru nedeniyle işverenden tazminat talebinde bulunulurken ayrıca müteselsil sorumluluğa dayanılması da zorunlu değildir. Kaldı ki Yargıtay HGK 15.05.1996 gün 1996/21-140E–1996/342K, 1996/21-104E-1996341K, sayılı kararlarında da açıklandığı biçimde dava dilekçesinin yorumundan davacının müteselsil sorumluluğa dayalı olarak dava açtığı da bellidir. Hal böyle olunca istihdam eden sıfatıyla davalı işverenin çalıştırdığı işçinin kusurundan kaynaklanan zarardan dolayı da sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, davalı şirketin kusuru bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak ...; davalı şirket çalışanı dava dışı vardiya amiri ...' in % 20 oranındaki kusurundan, istihdam eden sıfatıyla davalı şirket sorumlu olacağı için davacının, maddi ve manevi tazminat taleplerinin incelenerek karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle kazalı ile işyerinin diğer bir çalışanının birlikte kusurlu eylemleri ile kazaya neden olduklarına ilişkin kusur bilirkişi raporu hükme esas alındığı halde, işverenin kusuru bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,10.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.