SUÇLAR: Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜMLER: Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2015 tarihli ve 2015/2289 sayılı iddianamesiyle sanığın nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 204 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
2. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.04.2016 tarihli, 2015/274 Esas, 2016/103 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
a) Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 51 ve 53 üncü maddeleri uyarınca erteli 10 ay hapis ve 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62,51 ve 53 üncü maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunlularına,
Karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin temyizi; katılanın yazı örneklerinin alınarak senetteki yazıların ona ait olup olmadığının belirlenmesi gerekirken sadece imza yönünden inceleme yapıldığına, hukuk davasındaki bilirkişi ve adli tıp kurumu raporuyla yetinildiğine, oysa ki hukuk davasındaki değerlendirmenin ceza yargılamasını bağlamayacağına, katılanın imzalarının birbirinden farklı olduğuna, katılanın sabıkasına bakıldığı zaman suçlu kişiliğinin görülebileceğine, sanığın ise sabıkasının olmadığına, aradaki ilişkinin hukuki mahiyet arz ettiğini gösterir nitelikteki somut kanıtlara rağmen Mahkemenin bunu göz ardı ettiğine, bu sebeplerle sanık hakkındaki hükümlerin bozulması gerektiğine ilişkindir.
1. Katılanın sanıktan borç para aldığı ve bu borcunu haftalık 650,00 TL şeklinde ödediği, bilahare araba satın aldığı ve arabanın bedelini de ödediği, aralarında daha önceden hukuki ilişki olmasına rağmen sanığın hiçbir hukuki ilişkiye dayanmayan, katılanı 60.000,00 TL borçlu gösterdiği, 19.10.2013 vade, 29.08.2013 tanzim tarihli bonoyu Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2014/7940 Esas sayılı takip dosyasında 20.03.2014 tarihinde tahsile koyduğu, haciz işlemi de yapıldığı ancak herhangi bir tahsilat yapılmadığı, katılanın borca ve imzaya itiraz ettiği, bilirkişi ve adli tıp kurumundan alınan iki ayrı ekspertiz raporunda katılan adına borçlu sıfatıyla atılan imzanın katılanın eli ürünü olmadığı, icra hukuk mahkemesinde de imzaya itirazın kabul edildiği, takibin durdurulduğu, bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, sanığın suçu inkâr ettiği anlaşılmıştır.
2. Mahkemece, bilirkişi ve adli tıp kurumu raporlarına dayanılıp sanığın inkâr içerikli savunmasına itibar edilmeyerek mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.
1. Sanığın tüm aşamalarda, katılanın borcuna karşılık suça konu bonoyu huzurunda yazarak ve imzalayarak kendisine verdiğini istikrarlı şekilde savunması ve bu savunmayı destekleyen tanık beyanları dikkate alındığında; katılanın yazı örneklerinin temini ile bonodaki yazıların katılana ait olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile mahkûmiyet hükümleri kurulması,
2. Belgede sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu gözetilerek ve 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesinin birinci fıkrası da dikkate alınarak, suça konu çek aslının duruşmaya getirtilip, denetime olanak verecek şekilde dosya içine konularak, incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen zorunlu unsurlarının bulunup bulunmadığı ve aldatma niteliğinin olup olmadığı belirlenerek kararda tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi,
3. Kabule göre de;
a) Her iki suç yönünden de; sanık müdafiinin sanık hakkında lehe hükümlerin tatbik edilmesini talep etmesi, yüklenen suçlar nedeniyle oluşan maddi bir zarar bulunmaması ve suç tarihinin 6545 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 28.06.2014 tarihinden önce olması da dikkate alındığında; suç tarihinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel adlî sicil kaydı bulunmayan sanık hakkında, bir daha suç işlemeyeceği hususunda mahkemede kanaat oluşması nedeniyle nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği halde, sanık hakkında adli sicil kaydında bulunan 08.04.2015 kesinleşme tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının engel teşkil ettiği şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilerek çelişki oluşturulması,
b) Suç tarihinin senedin icraya konulduğu 20.03.2014 tarihi olduğu gözetilmeden, gerekçeli karar başlığında 2015 şeklinde gösterilmesi,
c) Dolandırıcılık suçu yönünden;
i) Sanık hakkında hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,
ii) 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca yalnız hapis cezalarının ertelenebileceği gözetilmeden, sanık hakkında hükmedilen adli para cezasının da ertelenmesine karar verilmesi,
iii) 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hakkındaki kısa süreli hapis cezası ertelenen sanığın aynı maddenin birinci fıkrasındaki hakları kullanmaktan yoksun bırakılamayacağının gözetilmemesi,
Nedenleriyle kurulan hükümler hukuka aykırılık bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, aynı Kanun'un 326 ncı maddesinin son cümlesi uyarınca sonuç ceza miktarı yönünden sanığın bozulan hükümlerden dolayı kazanılmış haklarının saklı tutulmasına,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.03.2024 tarihinde karar verildi.