Davacı, davalı şirketin tekstil fabrikasında 10.09.2006-01.07.2009 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını iddia ile bu sürelerinin sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir.
Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Kurumun taraf olmadığı işçilik alacaklarına ilişkin dava sonucunda verilen kararların da hizmet tespitine ilişkin davalarda kesin hüküm niteliğinde olmamakla birlikte, güçlü delil niteliği taşıdığı, Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir.
Bu tür davalarda davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları işverenden getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın davacıya aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler emniyet araştırması ve kurumdan sorulmak suretiyle saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, tespiti istenen dönemde davalı işyerinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa usulünce giderilmeli, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Eldeki davada; davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının, gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi için; Mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Davacının, davalı şirkete ait işyerinden ilk bildirimlerinin yapıldığı 01.07.2009 tarihi öncesinde çalıştığını iddia ettiğine göre; Mahkemece, davacının bildirim öncesi dönem bakımından, geçmişte hizmet akdine dayalı çalışıp çalışmadığı hususu yeterince araştırılmamış olup; bu dönem bakımından, davacının gerçekten çalışııp çalışmadığı belirlenmelidir.Zira davacının bu dönemde çalışması var ise, sigortalılık niteliği kendiliğinden kazanılmış olacaktır. Dosyadan, bordro tanıklarının, davacının 2006 yılında çalıştıklarını beyan ettikleri anlaşılmakla birlikte, bazı tanıkların beyanlarının çelişkili olduğu da belirgindir.Mahkemece, bu çelişkilerin giderilmesi sağlanmalı ve davacının açtığı davanın sonucunun bu davada güçlü delil olduğu, davacının adli yardım talep ettiği de göz önünde bulundurularak, inceleme yapılmalıdır.
2-)Kabule göre de, davanın red sebebinin tüm davalılar lehine ortak olduğu gözetilmeksizin tek vekalet ücreti yerine ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 10.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.