Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Dairece, Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar yararına bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yaptığını; davalıların imtiyaz sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu......, Gazetesi'nin 08.04.2015 tarihli nüshasında “Yiyiciler Listesi” başlığıyla yayınlanan haberde müvekkiline alenen hakaret edilerek kişilik haklarını saldırıda bulunulduğunu, haberde kullanılan söz ve ifadeler ile müvekkilinin kanunlara aykırı hareket eden, suç işleyen bir kişi olarak algılanmasına çalışıldığını, haber başlığının altında “Milletvekilleri adayları belli olurken AKP’nin listesindeki isimler dikkat çekti. Son dakika açıklanan listede ...’ın damadından... yalancısı gazetecilere kadar pek çok isim yer aldı” şeklindeki ifadenin hemen yanında müvekkilinin fotoğrafına da yer verildiğini, ifade özgürlüğü ve sert eleştiri sınırının aşıldığını, yazı nedeniyle açılan ceza davasında sanıkların cezalandırılmasına karar verildiğini belirterek, 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hükmün yayınlanması isteminde bulunmuştur.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; haberin genel seçim adaylık listesine yönelik olup doğrudan davacının şahsına yönelik yapılmadığını, ilk sayfada yer alan yazının devamında “AKP Grup Başkan vekili Şentop adayların birinci dereceden akrabalık olmadan belirlendiğini iddia etse de, bu yasak Cumhurbaşkanı ...’ı kapsamadı, ...’ın damadı ... aday gösterilen isimlerden oldu” şeklinde gerçeğe uygun ifadeler kullanıldığını, akrabalık ilişkisi bulunanların aday listeye alınmadığına yönelik parti sözcüleri tarafından dile getirilen iddiaların gerçeğe aykırı olduğunun haber yapılmasında güncellik ve kamu yararı bulunduğunu, haberde davacının fotoğrafının yer almasının doğal olduğunu, davacının aday olduğu partiye ve aday listesinde yer alan diğer adaylara yönelen eleştiri ve yorumlara tahammül etmesi gerektiğini, yazının bütününün aday listesi nezdinde politik eleştiri olup doğrudan davacının şahsına yönelik olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kararı ile haberde kullanılan söz ve ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı, basın ve ifade özgürlüğü sınırının aşıldığı, ceza mahkemesince yapılan yargılamada haberde yer alan ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğuna karar verildiği, basın yoluyla eylemden haberdar olan kamuoyunun yine aynı yolla davalının haksızlığını öğrenmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 4.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, hüküm özetinin yayımlanmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 16.12.2019 tarihli ve 2019/1920 Esas 2019/1663 Karar sayılı kararı ile dava konusu haberde davacının “yiyiciler listesi” üyelerinden biri olarak yansıtıldığı, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken kişisel değer yargısı niteliğinde olmayıp, basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince sübuta yönelik verilen kararın yerinde olduğu, ancak takdir edilen miktarın düşük olduğu ve haberin yayın tarihinin üzerinden geçen süre nedeniyle konunun güncelliğini yitirmesi, haberin içeriği dikkate alınığında sadece manevi tazminata hükmedilmesi ile yetinilmesi gerektiğinden; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK’nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, hüküm özetinin ilanı talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Dairenin 28.03.2022 tarihli ve 2020/605 Esas, 2022/5975 sayılı kararı ile "...Davaya konu haberin incelenmesinde; haberin bütününde 07/06/2015 tarihinde yapılacak genel seçimler için Yüksek Seçim Kuruluna sunulan partinin aday listesine ilişkin olduğu, manşetten verilen ve 9. sayfada devam eden haberin bir bölümünde parti sözcülerinin milletvekili adaylarının üçüncü dereceye akrabalık olmadan belirlendiği, akrabalık ilişkilerini bir ilke kararı olarak önemli gördükleri ve bu kişilerin listeye alınmadığına yönelik açıklamalarına yer verildiği, davacının isim ve fotoğrafına da bu bağlamda yer verilerek cumhurbaşkanının damadı olan davacının aday olarak gösterilmesinin bu açıklamalarla çelişkili olduğuna dikkat çekildiği, haberin diğer kısımlarında ise listede yer alan diğer adayların habere konu edildiği ve kamuoyuna yönelik eleştiri ve değerlendirmeler içerdiği, ayrıca haberin fotoğraflarla desteklendiği, haberde yer alan başlığın doğrudan davacıya yönelik olmadığı, haberin güncel olup toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyecektir. Yukarıda açıklanan ilkeler ve haberin kaleme alınış amacı nazara alındığında; davaya konu edilen yayında kullanılan ifadelerin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından, davalıların tazminat ile sorumlu tutulmaları yerinde görülmemiştir. Şu halde, Bölge Adliye Mahkemesince istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir." gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile haberin bütününün 07.06.2015 tarihinde yapılacak genel seçimler için Yüksek Seçim Kurulu'na sunulan partinin aday listesine ilişkin olduğu, manşetten verilen ve 9 uncu sayfada devam eden haberin bir bölümünde parti sözcülerinin milletvekili adaylarının üçüncü dereceye kadar akrabalık olmadan belirlendiği, akrabalık ilişkilerini bir ilke kararı olarak önemli gördükleri ve bu kişilerin listeye alınmadığına yönelik açıklamalarına yer verildiği, davacının isim ve fotoğrafına da bu bağlamda yer verilerek Cumhurbaşkanının damadı olan davacının aday olarak gösterilmesinin bu açıklamalarla çelişkili olduğuna dikkat çekildiği, haberin diğer kısımlarında ise listede yer alan diğer adayların habere konu edildiği ve kamuoyuna yönelik eleştiri ve değerlendirmeler içerdiği, ayrıca haberin fotoğraflarla desteklendiği, haberde yer alan başlığın doğrudan davacıya yönelik olmadığı, haberin güncel olup toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı; kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, haberin kaleme alınış amacı nazara alındığında davaya konu edilen yayında kullanılan ifadelerin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı, davalıların tazminat ile sorumlu tutulmalarının yerinde görülmediği gerekçesi ile davanın esastan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; gazetenin sorumlu müdürü ve yönetim kurulu başkanı hakkında dava konusu haber nedeniyle müvekkiline yönelik hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiğini, bu mahkumiyet kararının hukuk hakimini bağlayacağını, "yiyiciler listesi" başlığı ile yayınlanan haberde müvekkilinin büyük boy fotoğrafına da yer verildiğini, "yiyiciler" ithamının doğrudan müvekkiline yöneltildiğini, yiyici kelimesinin Türk Dil Kurumu'ndaki karşılığının "rüşvet alan, mürtekip" olduğunu, bu ifadelerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, haber ile müvekkilinin haksız kazanç elde ettiği yönünde izlenim yaratılmaya çalışıldığını, kişilik haklarına saldırı nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.

Birgün Gazetesinin 08.04.2015 tarihli nüshasında “Yiyiciler Listesi” başlığıyla yayınlanan haberde kullanılan söz ve ifadelerin davacının kişilik haklarını ihlal ettiği iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13,26,28 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.

Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

30.05.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."

AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."

TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”

Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.

İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ........., B. No: 2014/12151, 4/6/2015; .............., B. No: 2013/9343, 4/6/2015).

İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).

İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).

Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM;.......,, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği.

Somut olayda, 07.06.2015 tarihinde yapılacak genel seçimler için Yüksek Seçim Kurulu'na sunulan partinin aday listesine ilişkin dava konusu "Yiyiciler Listesi" başlıklı haberin yapıldığı, bu başlığın yanında davacının fotoğrafına da yer verildiği, kullanılan başlık, davacının fotoğrafı ve ifadeler ile davacının da iddia edilen bu listenin bir üyesi olarak kamuoyuna yansıtıldığı, kullanılan bu ifadenin değer yargısı olarak kabul edilemeyeceği, siyasetçiye yönelik eleştirilerin sınırları daha geniş kabul edilse de sert ve ağır eleştiri sınırlarının da aşıldığı, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, haberde kamu yararı bulunmadığı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı anlaşılmakla davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.