Taraflar arasında görülen davada Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/03/2010 gün ve 2009/28-2010/100 sayılı kararı onayan Daire’nin 29/05/2012 gün ve 2010/7847-2012/9160 sayılı kararı aleyhinde davalılarvekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, yabancı olan müvekkilinin yabancı sermaye mevzuatına uygun olarak davalı şirkette %50 oranında pay sahibi olduğunu, ortaklık devam ederken davalı ... ile 14.06.2002 tarihli hisse devri taahhüt sözleşmesi imzaladıklarını, bu davalının kararlaştırılan bedeli açıklanan tarihte ödeyemeyeceği ortaya çıktığından 07.10.2002 tarihli ikinci bir sözleşme akdettiklerini, yabancı sermaye mevzuatına göre, yabancı uyruklu bir ortağın Türkiye’de yerleşik bir Türk vatandaşına hisse devri yapabilmesi için T.C Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nden izin alınmasının zorunlu olduğunu, bu iznin alınmadığını, devrin yok hükmünde bulunduğunu, müvekkilinin akdin feshedildiğini bildirdiğini ileri sürerek, müvekkilinin davalı şirkette devir tarihi itibariyle bulunan %50 hissenin şirket pay defterine kaydının yapılmasına ve bunun ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarında müvekkili adına tescili ile ilanına, diğer haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizin 2010/7847 E, 2012/9160 K sayılı ilamıyla onanmıştır.

Davalılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalılar vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 43,90 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nun 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 203,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 07/12/2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

Dava, nama yazılı anonim şirket hisse devrine ilişkin sözleşmenin geçersiz olduğu, ayrıca borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmenin fesh edildiği iddialarına dayalı olarak açılmış ve davacı tarafından davalılardan ...’a devredilmiş diğer davalı şirket hisselerinin halen davacıya ait olduğunun tespiti ve menfi zararının tazmini istemlerine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, hisse devir tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde, yabancı ortaklı şirketlerde yabancı ortağın hissesini devri için 22348 No.lu ve 24/08/1995 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Yabancı Sermaye Kararı Hakkında Tebliğ hükümleri uyarınca izin alınması gerektiği, sözleşmenin akdi sırasında bu iznin alınmamış olması sebebiyle-davacının sözleşmenin geçersizliği iddiasıyla açtığı-davasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemenin davanın kabulü gerekçesine dayanak alınan ve yargılama sırasında görüşlerine başvurulan bilirkişi raporlarındaki çoğunluk görüşünde, “kanunun (ya da en geniş anlamı ile mevzuat, yürürlükte olan hukuk düzeni) özel hukuka tabi belli içerikteki bir sözleşmeyi, resmi bir kamu kuruluşunun ya da markamın iznine tabi tutarsa, buradaki izin o sözleşmenin geçerlik şartı” olduğu, ve bu izin elde edilmeden sözleşmenin yapılması halinde sözleşmenin hukuka aykırı ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 19,20. Maddeleri uyarınca batıl, geçersiz olduğu belirtilmiştir.
Dairemiz de mahkemenin hükmünü 29/05/2012 tarih 2010/7847 Esas- 2012/9160 sayılı karar ile onarken, Dairemizin 4.3.1999 tarih, 1998/6643 Esas-1999/1760 kararına atıf yapılarak devrin geçerli sayılabilmesi için gerekli izin alma koşulunun yokluğu nedeniyle hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşmenin sonradan verilen izin ile geçerli hale gelemeyeceği içtihat edilmiştir.

Davacı vekili Dairemizin bu kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Tartışılması gereken ilk husus, Hazine Müsteşarlığından izin alınmadan anonim şirket hisse devrine ilişkin sözleşme yapılması halinde sözleşmenin 818 sayılı Borçlar Kanunun 19/2. maddesi uyarınca batıl olup olmayacağıdır. Anonim şirket halka açık değil ise hisselerin senede bağlanması zorunluluğu olmadığı için eğer hisseler senede bağlanmamış ise alacağın temliki (818 sayılı BK.m. 162) hükümlerine göre yapılır. Eğer hisseler senede bağlı ise devrinin nasıl yapılacağı TTK düzenlenmiş olup nama yazılı hisselerin devrinin taraflar arasında hüküm ifade etmesi için senedin ciro edilmesi ve teslimi gerekli ve yeterlidir. (6762 sayılı TTK 416/2 1.cümle) Taraflar arasında bu devrin geçerliliği için TTK’da başka bir şart aranmamaktadır. (Şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için ise 416/2,2.cümle gereğince pay defterine kaydı gerekir) Sözleşmenin taraflarından biri olan davacının yabancı olması sebebiyle, olayda uygulanacak Türkiye’ye gelecek sermayenin teşvikine ilişkin esasları tespit eden Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkında 95/6990 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 3/e bendi uyarınca çıkartılan Yabancı Sermaye Kararı Hakkında Tebliğin 5.maddesinde "Yabancı ortaklardan yerli ortaklara ya da Türkiye de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara hisse devirleri izne tabi olup, hisse satış bedelinin tesbit edilmesinde taraflar arasında belirlenen değer esastır. Ancak Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü gerekli gördüğü hallerde değerlendirme yapabilir veya başka kuruluşlara yaptırabilir. Yapılan değerlendirme neticesinde tesbit edilen değer üzerinden satışa izin verilebilir." hükmü getirilmiştir. Ancak, bu tebliğin dayanağını oluşturan ve yukarıda bahsedilen Bakanlar Kurulu Kararının 3. Maddesinin “e” bendinde ise “Yurt dışında yerleşik kişi ve kuruluşların Türkiye’deki mevcut şirketlere ait hisseleri alış ve satışları Müsteşarlıkça belirlenecek esaslara uygun olmak kaydıyla serbestçe yapılır” düzenlemesi vardır. Tebliğ hükmü, bu düzenleme ve TTK’nın anonim şirket hisse senetlerinin devrine ilişkin hükümleri ile birlikte yorumlandığında, bu şekildeki hisse devirlerinin serbestçe yapılacağı ancak, hisse devir bedelinin belirlenmesi hususunda Müsteşarlığın müdahale yapabileceği sonucu çıkmaktadır. Kaldı ki söz konusu tebliğde bahsi geçen “iznin” alınmaması halinde ne gibi bir yaptırımı olacağı da açıklanmamıştır. Bu nedenle iki tarafın özgür iradeleri ile imzalanan dava konusu sözleşmenin tarafı olmayan Hazine Müsteşarlığından izin alınmadığı bu nedenle kanunun emredici hükmüne aykırı davranıldığı gerekçesiyle karar tarihinde yürürlükte bulunan BK’nun 19/2 (TBK.m.27/1) uyarınca sözleşmenin batıl olduğu ileri sürülemez.
Tartışılması gereken ikinci husus ise: Hukuk kuralları özelde taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda adaleti temin, genelde de toplumdaki adalet duygusunu tatmin etmek için vazedilmişlerdir. Bu nedenle uygulayıcıların hukuk kurallarını olaya tatbik ederken bu hususu rehber ittihaz etmeleri zaruri ve hayatidir. Bu ilkeden hareket eden kanun koyucu uyuşmazlığın taraflarına haklarını dürüst kullanma zorunluluğu getirmiş ve 4721 sayılı MK’nın 2. maddesi; herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzenin korumayacağını belirtmiştir. Bu kuraldan amaç herkesi dürüst ve adaletli davranmaya zorlamaktır.
Buradan somut olaydaki özele doğru geçersek; özgür iradeleri ile bir sözleşmenin içeriğini–kanunda öngörülen sınırlar içerisinde- serbestçe belirleyen (TBK.m 26) taraflar daha sonra şekli bir eksiklik sebebiyle bu sözleşmenin geçersizliğini ileri sürebilirler mi? Kanaatimce bu şekli eksiklik giderilebilir bir eksiklik ise ileri sürülemez. Burada MK’nın 2.maddesine gitmeye bile gerek yoktur. Zira, bu eksikliği ileri sürmek somut olayda tarafın hakkı değildir. Bu olsa olsa kamu otoritesinin, sözleşmenin uygulanması sırasında, sözleşmenin taraflarına karşı ileri sürebileceği bir durumdur. Kaldı ki kamu otoritesi bu devire izin verdiğini ve davalı şirketi yabancılık statüsünden çıkardığını dosyaya sunulan yazıda açıkça bildirmiştir. Bu eksikliğin sözleşmenin taraflarınca ileri sürülebileceğini düşündüğümüzde ise MK’nın 2 maddesi gündeme gelecektir. Çünkü; siz bir sözleşme yapacak ve bu sözleşmeyi yaparken Hazine Müsteşarlığından izin alınması gerektiğini bilecek ve buna rağmen sözleşmeyi imzalayacak ve sonra da sözleşmenin “izin” alınmadan imzalandığı gerekçesiyle hükümsüzlüğünü isteyeceksiniz. Bu, yukarıda belirttiğim adalet duygularını rencide edici bir hareket tarzıdır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle taraflar arasındaki sözleşmenin yapılmasından önce Hazine Müsteşarlığından izin alınmaması nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğu şeklindeki mahkeme gerekçesi doğru olmadığı gibi, “geçersiz sözleşmenin sonradan verilen izin ile geçerli hale gelemeyeceği” yönündeki onama ilamındaki Sayın çoğunluk görüşüne de katılmıyor, Dairemizin onama ilamının kaldırılarak hükmün bozulması gerektiğini düşünüyorum.