Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelir ve yapılan ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının, rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma üzerine, konusu kalmadığı gerekçesi ile, davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, 506 sayılı Yasanın 26 ncı maddesine dayandırdığı davası ile, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalı için yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğradığı zararlarının rücuan tahsilini istemiş; Mahkemece, davalının, davaya konu borç için 6111 sayılı Yasadan yararlanıp, 16.11.2005 tarihli ilişiksizlik belgesini aldığını; buna göre, borcun ödenmiş olması nedeniyle davanın konusuz kaldığından bahisle, yazılı şekilde karar verilmiştir.
6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun “Diğer alacaklar ve çeşitli hükümler” başlıklı 17 nci maddesinin 26 numaralı bendinde, “İşverenlerin ve üçüncü şahısların, 5510 sayılı Kanunun 14 üncü, 21 inci, 23 üncü, 39 uncu ve 76 ncı maddeleri, 506 sayılı Kanunun mülga 10 uncu, 26 ncı, 27 nci ve 28 inci maddeleri, 1479 sayılı Kanunun mülga 63 üncü maddesi ve 5434 sayılı Kanunun mülga 129 uncu maddesi gereğince iş kazası ve meslek hastalığı, malullük, adi malullük ve ölüm halleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik fiiller nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her türlü borçları ile bu borçlara kanuni faiz uygulanan sürenin başlangıcından bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar geçen süre için TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi halinde bu borçlara uygulanan kanuni faizin tahsilinden vazgeçilir.” düzenlemesine yer verilmiş; anılan Kanunun 18 inci maddesinde, başvuru ve ödeme süresi ve şekli ayrıntılı olarak düzenlenmiş; “Süresinde ödenmeyen taksitler” başlıklı 19 uncu maddesinde, “... Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitlerin belirtilen şekilde de ödenmemesi veya bir takvim yılında ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun hükümlerinden yararlanma hakkı kaybedilir. Bu hüküm her bir madde ve alacaklı idareler açısından taksitlendirilen alacaklar için ayrı ayrı uygulanır…” düzenlemesine yer verilmiştir.
Eldeki davaya ilişkin olarak, dosyadaki belgelerden, davaya konu borca yönelik olarak, 6111 sayılı Kanundan yararlanmak için Kurum’a başvurulduğu ve borcun yapılandırıldığı anlaşılmakta ise de; borcun, kanunda belirtilen şekilde ödenip-ödenmediği anlaşılamamaktadır. Mahkemece, hükme esas alınan 16.11.2005 tarihli ilişiksizlik belgesinin, davalının, 2005 yılı ve öncesine borçlarına yönelik olması gerekir. Zira, Kurum alacaklarının yapılandırılmasına ilişkin 13.02.2011 tarihli 6111 sayılı Kanun, 25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Mahkemece; davaya konu iş kazası nedeniyle sigortalıya bağlanan ve 6111 sayılı Kanun gereği yapılandırıldığı anlaşılan gelirler ve yapılan ödemelerin, anılan Kanunda belirtilen şekilde ödenip-ödenmediği, yapılandırma sürecinin tamamlanıp-tamamlanmadığı araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; bu yönde eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması,usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Üye ...’in muhalefetine karşı, Başkan ..., Üye ..., Üye ..., Üye ...’ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 07.12.2012 gününde karar verildi.

(M)

Dava, iş kazası sonucu sigortalının yaralanması nedeniyle Kurumca bağlanan peşin değerli gelir, geçici iş göremezlik ödeneği ve sağlık yardımı giderinin davalıdan tahsili istemidir.
Davanın yasal dayanağı, mülga 506 sayılı Yasanın 26. maddesidir ve kusur sorumluluğudur.
Mahkemece, Kurumun, “davalının borcu yoktur” yazısına istinaden “davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına” dair karar verilmiştir. Hüküm, davacı ... Başkanlığı vekili tarafından, henüz dosya borcu bitmeden karar verilemeyeceği nedeniyle temyiz edilmiştir.
25.2.2011 tarihinde yayımlanan 6111 sayılı Yasa ile bazı alacakların yeniden yapılandırılması kabul edilmiştir. 6111 sayılı Yasanın Kapsam ve Tanımlar altında madde 1’de hangi borçların yapılandırmaya tabi olduğu sayılmış, Kurumun rücu alacakları, (h) maddesinde “Bu kanunun ilgili bölümünde geçen diğer alacaklar” kapsamına girmektedir. Yasanın Diğer Alacaklar ve Çeşitli Hükümler başlığı altında madde 17/26 da, iş kazası ve meslek hastalığı, malullük, adi malullük ve ölüm halleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik fiiller nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her türlü borçların belirlenen sürede TÜFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanması sonucu belirlenen tutarın ödenmesi halinde bu borçlara uygulanan kanuni faizin tahsilinden vazgeçileceği hükmüne yer verilmiştir.
6111 sayılı Yasanın 18/3-b maddesinde “bu kanun hükümlerine göre hesaplanan tutarın” 6 ile 18 eşit taksitler halinde ödenebileceği, 19. maddede de taksitlerin kanunda belirtilen şekilde ödenmemesi halinde bu kanundan yararlanma hakkının kaybedileceği belirtilmiştir.
6111 sayılı Yasa kapsamında tarafların yapılandırma sözleşmesi imzalaması, hukuki nitelik olarak, davaya son veren sulh işlemidir. Davalı, Kuruma olan borcunu kabul ederek, yapılandırma şartlarından yararlanmak istemiştir. Kurum da bazı alacak kalemlerinden vazgeçmiştir. Davacı ve davalı alacak üzerinde anlaşma sağlayarak alacağın taksitler halinde ödenmesini kararlaştırmışlardır.
“Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir (HMK 314).” Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir HMK 313/4.” “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir (HMK 315/1).” Mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerekir.
Sulh anlaşması şarta bağlı olarak yapılmış olması halinde, mahkemenin, böyle bir sulh anlaşmasına dayanarak esas hakkında karar (hüküm) vermesi imkânsızdır. Çünkü şarta bağlı hüküm verilemez. Taraflar şarta bağlı şekilde sulh olmakla, davaya son vermek istediklerinden, başka bir deyimle davanın takibinden vazgeçtiklerinden bu halde, mahkemenin “karar verilmesine yer olmadığına” biçiminde bir kararla davayı sonuçlandırması gerekir.
Şarta bağlı olan sulh ve böyle bir sulh üzerine mahkemenin vereceği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Çünkü böyle bir sulh ve mahkeme kararı ile, taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) son bulmuş değildir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz-Medeni Usul Hukuku, sh.397,398)
Mahkemenin, sulh anlaşmasının ifa edilip edilmediğini denetleme yetkisi yoktur. Taraflar, mahkemeden, aralarındaki sözleşmeye göre karar verilmesini talep ederlerse, mahkemece bu anlaşmaya göre karar verilmesi zorunludur. Taraflardan birisi, anlaşma metnini kabul ettiği halde, ileride çıkabilecek ihtilaflar nedeniyle anlaşma metninin (sulh sözleşmesinin) infazını mahkemeden isteyemez. Eğer, ileride taksitler ödenmez ise bu, yeni bir ihtilaf ve yeni bir yargılama konusudur.
Mahkemece, davacı Kurumdan, davalı kooperatifin borcuna ilişkin taksitle ödeme anlaşması yapılıp yapılmadığı sorulmuş, Kurumca, 16.11.2005 tarihi itibariyle davalının bütün borçlarını gecikme zamları ile birlikte ödediğini, borcu yoktur yazısı aldığını beyan etmiş ve gönderilen işveren hesabı müfredat kartı listesinde ise 24.11.2005 tarihi itibariyle bakiye prim borcu olmadığı görülmektedir. Kurum cevabı prim borcuna ilişkindir. Oysa davamız, iş kazası nedeniyle uğranılan Kurum zararının istemidir. Davacı vekili, temyiz dilekçesinde, davalının 6111 sayılı Yasadan faydalanarak borcunu taksitlendirdiğini, taksitlendirme belgesinin mahkemeye sunulduğunu (dosyada yoktur), henüz dosya borcunun tamamlanmadığını beyan etmektedir. Öncelikle bu hususun açıklığı kavuşturulması gerekmektedir.
Davalı taraf, Kuruma olan borcunu kabul etmiş, 6111 sayılı Yasa kapsamında yapılandırmanın sağladığı kolaylıklardan yararlanmış ise; Yapılandırma, şarta bağlı sulh sözleşmesidir. Mahkemece, yapılandırma sözleşmesi yok sayılamaz. Bu sözleşme, yargılamaya son veren taraf işlemidir ve mahkeme tarafından derhal uygulanmalıdır. Sözleşmenin şarta bağlanmış olması, taksitli ödemeyi öngörmüş olması sonucu değiştirmez. Yapılandırma çerçevesinde analaşma olmayıp, davalı haricen ödeme iddiasında bulunmuş olsa idi, Daire çoğunluğunun yorumu gibi, ödemenin yapılıp yapılmadığının araştırılması, ödemenin yapılması halinde davanın konusuz kalacağı yönünde karar verilmesi gerekirdi.
Dairemizin 2012/13444 Esas sayılı dosyasında, rücuan tazminat istemli davada, “tarafların, sözleşme serbestîsi ilkesi çerçevesinde, 6111 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” hükümlerine göre dava konusu olan uyuşmazlık hakkında mahkeme dışında uzlaşmaları karşısında, davanın konusunun kalmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken” şeklinde karar verilmiştir.

Yukarıdaki açıklanan nedenlerle, mahkemece, davalının 6111 sayılı Yasaya göre eldeki dosya borcunu yapılandırarak taksite bağlayıp bağlamadığı veya defaten ödeme olup olmadığı araştırılmalı, varsa şimdiki gibi “davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.