Davanın Reddi
Taraflar arasındaki kullanım kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar ... ve ... vekilleri tarafından duruşma istemli olarak, dahili davalı ... vekili ile müdahil davacı - davalı ... vekili tarafından ise duruşmasız temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşma isteğinin ise değerden reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Kullanım Kadastrosu sırasında Antalya ili Aksu ilçesi ... mahallesi çalışma alanında bulunan 13284 ada 10 parsel sayılı 946,33 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve ...'ın fiili kullanımında bulunduğu şerhi yazılarak "tarla" vasfıyla Hazine adına tespit edildikten sonra bu tespite karşı, ... tarafından 20.07.2010 tarihinde (askı ilan süresi içerisinde) açılan davanın yargılaması sonucunda; Antalya Kadastro Mahkemesi’nin 21.4.2011 tarih ve 2010/907 Esas, 2011/637 Karar sayılı ilamı ile, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde yer alan taşınmazın ...'ın kullanımında olduğuna ilişkin şerhin terkini ile, taşınmazın ...’ın fiili kullanımında olduğu şerhinin yazılmasına karar verilmiş ve iş bu karar 04.01.2012 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde, çekişmeli taşınmazın bir bölümünün kendi fiili kullanımında olduğunu ileri sürerek iddiasına konu kısımda lehine zilyetlik şerhi verilmesini istemiştir.
Birleşen dava dosyasında davacı ... dava dilekçesinde, çekişmeli taşınmazın bir bölümünün kendi fiili kullanımında olduğunu ileri sürerek iddiasına konu kısımda lehine zilyetlik şerhi verilmesini istemiştir.
Müdahil davacı ... vekili ise müdahale dilekçesinde, taşınmazın kimsenin kullanımında bulunmayıp, uzun yıllardır tarımsal faaliyette bulunulmayan yer olduğunu öne sürerek taşınmazın beyanlar hanesindeki kullanıcı şerhinin iptalini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin önceki günlü kararı ile; davacılar ... ve ...'ün davalarının ayrı ayrı esastan reddine, müdahil davacı ...’nin davasının kabulüne, çekişmeli 13284 ada 10 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tescili ile taşınmazın beyanlar hanesine "2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan alan olup iş bu parsel kullanımsızdır" şerhinin yazılmasına karar verilmiş; hükmün, davacılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi’nin 25.05.2021 tarihli ve 2019/1435 Esas, 2021/4347 Karar sayılı kararı ile; "...varılan sonucun usul ve yasaya uygun düşmediği gibi, yapılan araştırma ve incelemenin de hüküm kurmaya yeterli bulunmadığı, 26.04.2012 tarihli 28275 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 9 uncu maddesinin 2 nci bendi ile; "...Bu Kanuna göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılmaz, açılmış ve devam eden davalar durdurulur." hükmünün getirildiği, somut olayda ise, davacı Hazinenin 6292 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra, taşınmazın kimsenin kullanımında bulunmadığını ileri sürerek tapu kaydının beyanlar hanesindeki kullanım şerhinin terkini istemiyle davaya katıldığı, bu durum karşısında, Hazine’nin davaya müdahalesinin 6292 sayılı Kanun'un 9/2 nci maddesi’nin yürürlük tarihinden sonraki tarihe ilişkin olduğuna göre, Hazine’nin talebi yönünden belirtilen yasa uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği, diğer taraftan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 20.06.1973 tarihli kanunla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edileceğinin hükme bağlandığı, bu maddenin amacının kadastro sırasında taşınmazın fiili kullanıcısının tespit edilmesi olduğu, diğer bir anlatımla, kullanım kadastrosu sırasında beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilebilecek kişilerin, kadastro tespiti sırasında taşınmazı fiilen zilyet olarak kullanan kişiler olduğu, ne var ki, tespit sırasında çekişmeli taşınmazın davacı ... ve ...’un mu yoksa davalı ...’ın mı fiili kullanımında olduğunun net olarak belirlenmediği, bu husustaki çelişkilerin giderilmediği, taşınmazın tespit tarihinde kimin fiili kullanımında olduğu kesin olarak belirlenmeksizin karar verildiği açıklanarak İlk Derece Mahkemesince müdahil davacı ...’nin davası yönünden 6292 sayılı Kanun'un 9/2 nci maddesi göz önüne alınarak dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmesi; diğer taraftan taşınmazın kimin fiili kullanımında olduğunun belirlenmesi bakımından taşınmaz başında mahalli bilirkişiler, taraf tanıkları, tespit bilirkişileri, ziraat bilirkişisi ve fen bilirkişisi hazır olduğu halde yeniden keşif yapılması ve çekişmeli taşınmazın tespit tarihi itibari ile kimin fiili kullanımında olduğu, kullanımın hangi tarihten beri ne şekilde sürdürüldüğü, ayrıca davacılardan ...’un iddiasına konu olup, fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısmın etrafının ne zaman tel örgü ile çevrildiği hususlarının somut olaylara dayalı olarak sorularak taşınmazın kullanım durumunun kesin olarak belirlenmesi; beyanlar arasındaki çelişkiler üzerinde durularak bu çelişkilerin giderilmesine çalışılması; ziraat mühendisi bilirkişiden, tespit tarihi itibariyle taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile ilgili ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, taşınmazın çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğrafları çektirilip, üzerine taşınmaz sınırlarının işaretlenilmesinin istenilmesi; fen bilirkişinden keşfi takibe, bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye elverişli rapor alınması ve bundan sonra hangi delile neden üstünlük tanındığı da gerekçede tartışılarak, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi..." gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "...müdahil davacı ...'nin müdahale tarihi olan 30.04.2015 tarihinden önce 26.04.2012 tarihli 28275 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanun'un 9 maddesinin 2 nci bendi ile; "Bu kanun’a göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılamaz,açılmış ve devam eden davalar durdurulur" hükmü getirildiğinden müdahil davacı ...'nin davasının dava şartı bulunmadığından usulden reddine karar verildiği, kullanım kadastrosuna itiraz davalarında husumetin, tespit maliki Hazine ile beyanlar hanesinde ismi yazılı gerçek veya tüzel kişilere yöneltilmesi gerektiğinden Kadastro Müdürlüğü'ne karşı açılan davaların pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği, dava konusu taşınmazın bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleri ile belirtilen bölümlerinin tespit tarihi öncesinde, sonrasında ve tespit tarihi itibariyle kullanımsız, taşlık, çalılık bir halde bulunduğu, yasanın aradığı anlamda üzerinde yeterli düzeyde fiili hakimiyet sağlanmadığı, adına tespit yapılan ... veya davacılar ..., ... ya da ... tarafından ekonomik amaca uygun olarak bir kullanımın bulunmadığı, yalnızca zilyetlik devrinin fiili kullanım için yeterli kabul edilemeyeceği, davacı ... tarafından su basmanı yaptırılmış ise de Belediye tarafından yıkımı sonrası harabe şeklinde yıkık bir halde kaldığı, sonradan sahiplenme arzusunu ortaya koyan herhangi bir durumun ortaya konulamadığı..." gerekçesi ile davacı ... ve ...'un Kadastro Müdürlüğü'ne yönelik davalarının pasif husumet yokluğundan; dava konusu taşınmazda adlarına kullanıcı şerhi verilmesine ilişkin talep yönünden davalarının sübut bulmadığından; müdahil davacı ...'nin davasının 6292 Sayılı Kanun'un 9/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine, dava konusu 13284 ada 10 parsel sayılı taşınmaz hakkında kesinleşen Antalya Kadastro Mahkemesinin 2010/907 Esas, 2011/637 Karar sayılı ilamı ile tescil hükmü kurulmuş olduğundan tescil hükmü kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, dahili davalı ... vekili, müdahil davacı - davalı ... vekili ile davacılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, dahili davalı ... vekili ile müdahil davacı - davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2. Davacılar ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
İlk Derece Mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki, 3402 sayılı Kanun'un Ek-4 üncü maddesi ile 6831 sayılı Kanun'un 20.06.1973 tarihli kanunla değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır. Bu maddenin amacı kadastro sırasında taşınmazın fiili kullanıcısının tespit edilmesidir. Diğer bir anlatımla, kullanım kadastrosu sırasında beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilebilecek kişiler, kadastro tespiti sırasında taşınmazı fiilen zilyet olarak kullanan kişilerdir.
Somut dosya kapsamında dinlenen ve özellikle taşınmazın durumunu bilen mahalli ve tespit bilirkişileri ile tanık beyanlarında ağırlıklı olarak çekişmeli taşınmazın 1990'lı yılların sonunda bir bölümünün davacı ..., bir bölümünün ise davacı ... tarafından satın alındığı, ...’ün iddiasına konu kısma bu kişi tarafından subasman yapıldığı, ancak bu subasmanın belediye tarafından yıkıldığı, ...’un ise taşınmazının etrafını tespitten evvel tel örgü ile çevrelediği, ayrıca taşınmaz üzerine meyve fidanları diktikleri, ancak bu fidanların da kuruduğu, taşınmazı ara ara temizlettikleri ve taşınmaza akrabaları tarafından sahip çıkıldığı beyan edilmiş olup, taşınmazları bilen bilirkişi ve tanıklarca somut olguya dayalı olarak sahiplenme iradesi doğrulandığına ve teknik bilirkişi raporunda da beyanlar ile tutarlı şekilde davacı ...'un iddiasına konu kısmın çevresinin tel örgü ile çevrili olduğu ve davacı ...'ün iddiasına konu kısımda ise subasman kalıntıları bulunduğunun tespit edildiğinin belirtilmesine göre taşınmazda tespit günü itibari ile davacıların fiili kullanımının mevcut olduğunun kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince davacı ... ve ...'un davasının kabulüne ve iddialarına konu kısımda tapu kaydının beyanlar hanesine kullanıcı şerhi verilmesine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde karar verilmiş olması nedeni ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle dahili davalı ... vekili ile müdahil davacı- davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.