Davanın reddine
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Daire'ce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Uygulama kadastrosu sırasında Trabzon ili Ortahisar ilçesi ... ilçesi çalışma alanında bulunan ve tapuda Aşkale Çimento Sanayi T.A.Ş adına kayıtlı bulunan eski ada 99,100,101 ve 102 parsel sayılı sırasıyla 5820,1880,1587 ve 980 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar sırasıyla 120 ada 44,45,47 ve 46 parsel numarasıyla ve sırasıyla 6.079.91,1.882.20,918,33 ve 1.527,06 metrekare yüzölçümlü olarak ve davacı ... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 98 parsel sayılı 4.020,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 120 ada 43 parsel numarasıyla ve 3.811,96 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait 120 ada 43 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün eksildiği ve sınırının yanlış belirlendiğini, eksikliğin ve yanlışlığın davalıya ait 120 ada 44,45,47 ve 46 parsel sayılı taşınmazlardan kaynaklandığı iddiasına dayanarak dava açmıştır.
Davalı şirket vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılama yargılama sonucunda, davanın reddine, çekişmeli taşınmazların uygulama tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi'nin 01.10.2015 tarihli ve 2015/11803 Esas, 2015/10925 Karar sayılı kararıyla "İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı belirtilerek, yöntemin uygun bir şekilde araştırma ve inceleme yapılarak, taşınmazların tesis kadastrosunda belirtilen sınırları ile uygulama kadastrosunun belirtilen sınırlarının çakıştırılması, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi ve tanıkların keşifte sabit sınır olarak belirttikleri sınır taşlarının yerinin gösterilip fen bilirkişi raporunda işaretlenmesi ve uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet değişikliği olmadığı da göz önünde bulundurularak sonucuna göre bir karar verilmesi" gereğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne, 120 ada 43,44,45,46 ve 47 parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastrosu tespitlerinin iptaline, fen bilirkişisinin 12.04.2017 tarihli ek raporu ve ekli krokisinde (A) harfi ile gösterilen 773,72 metrekarelik kısmın 44 parselden, (C) harfi ile gösterilen 162,70 metrekarelik kısmın 45 parselden, (E) harfi ile gösterilen 114,85 metrekarelik kısmın 46 parselden ve (G) harfi ile gösterilen 36,66 metrekarelik kısmın 47 parselden ifraz edilerek 43 parsele eklenmesine, 120 ada 44 parsel sayılı taşınmazın 5.306,19 metrekare, 120 ada 45 parsel sayılı taşınmazın 1.719,50 metrekare, 120 ada 46 parsel sayılı taşınmazın 1.386,2 metrekare, 120 ada 47parsel sayılı taşınmazın 881,67 metrekare ve 120 ada 43 parsel sayılı taşınmazın 4.929,89 metrekare olacak şekilde tapu kaydındaki niteliği ve malikleri adına tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün; davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Daire'nin 27.09.2021 tarihli ve 2021/11222 Esas, 2021/9543 Karar sayılı kararıyla "İlk Derece Mahkemesince varılan sonucun dosya kapsamına uygun olmadığı belirtilerek, dosya kapsamından ve 10.04.2017 tarihli fen bilirkişi raporunda tesis kadastrosu ile uygulama kadastrosuna ait paftaların çakıştırılması suretiyle oluşturulan haritadan, uyuşmazlık konusu bölüme ilişkin tesis kadastro sınırı ile uygulama kadastro sınırının bire bir aynı olduğu, başka bir ifade ile uygulama kadastrosu sırasında da tesis kadastrosunda oluşturulan sınırın esas alındığı, dolayısıyla tesis kadastrosu sınırı ile uygulama kadastrosu sınırlarının örtüştüğü, uygulama kadastrosuna yönelik çalışmanın usule uygun olduğu, bu durumda, davacının tesis ve uygulama kadastrosuna göre davalıya ait çekişmeli taşınmaz içinde kalan bölümün kendisine ait olduğuna ilişkin iddiası göz önüne alındığında, dava her ne kadar uygulama kadastrosuna itiraz edilerek açılmış olsa da, uyuşmazlığın mülkiyete ilişkin olduğu, kesinleşen uygulama kadastrosunun iptalini gerektirir bir durum bulunmadığına ve uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığına göre, mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı, diğer taraftan davanın açıldığı tarih itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücünün de geçmesi nedeniyle davacı tarafından Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tapu iptali ve tescil davası açılması halinde bu davanın da dinlenilme olanağının olmadığı, şu halde İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, tesis kadastrosu ile oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan bir dava olmadığı halde taraflar arasındaki mülkiyet durumunu değiştirecek şekilde karar verilmiş olmasının isabetsiz olduğuna" değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "bozma ilamında belirtilen gerekçelerle" davanın reddine, 43,44,45,46,47 parsel sayılı taşınmazların yenileme gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca kadastro hakimi, doğru, infazı kabil, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak ve taşınmaz hakkında sicil oluşturmaya elverişli şekilde karar vermek zorundadır. Ne var ki, İlk Derece Mahkemesince hüküm kurulurken taşınmazların "ada numarasının" yazılmış olması isabetsiz ise de bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 438. maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 1 numaralı fıkrasının 2. bendindeki "bulunan" kelimesinden sonra gelmek üzere "120 ada" rakam ve kelimesinin yazılmasına ve hükmün DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİYLE ONANMASINA,
İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.