1- İlk derece mahkemesince, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davasında davacının dava konusu senetleri verirken iradesinin sakatlandığını ikraha dayandırdığı, bununla ilgili iki ayrı ceza soruşturmasının takipsizlikle ve beraat ile sonuçlandığı, her ne kadar ceza davalarının sonucu hukuk mahkemesini bağlamasa da işbu davada da davacının iddiasını delillendiremediği gerekçesiyle davanın reddine, kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davacılar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına; davacının davasını delillendiremediği ve iddiasını ispat edemediği gerekçeleriyle davanın reddine ancak davacının gerek Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunması, gerekse dava dışı şirketin borçları sebebiyle verilen senetler nedeniyle dava açılmış olması göz önüne alındığında davalının kötüniyetli olduğundan bahsedilemeyeceğinden kötüniyet tazminatının reddine karar verilerek yeniden esas hakkında karar verilmiştir.
3- Bu karara karşı taraf vekillerince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; davacı vekilinin, davacının senetleri verirken tehdit ile verdiği iddiasını dosya kapsamında ispat edemediği sabit oldiğinden temyiz sebepleri yerinde görülmemiş ve davalı vekilinin, davacının davayı açarken kötüniyetli olduğunu ispat edemediği anlaşıldığından taraf vekillerinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararına ilişkin taraf vekillerinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 28.05.2024 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla ile karar verildi.
Menfi tespit davasının düzenlendiği İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümlerine göre;
Menfi tespit davasına ilişkin İİK 72. madde hükmü bu fasıl hükümlerine aykırı olmadıkça, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip hakkında da uygulanır. (İİK 170/b-1)
Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir (İİK 72/1)
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. (İİK 72/3)
Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (İİK 72/4)
Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. (İİK 72/5)
Madde kapsamından da açıkça anlaşıldığı üzere alacaklının açtığı menfi tespit davasının reddi halinde alacaklı lehine tazminata karar verilebilmesi için, icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alınmış, bu karar uygulanmış alacaklının bu nedenle alacağını geç almış olması koşullarının birlikte bulunması gerekir.
Kanunun 72/5. maddesinde borçlu lehine tazminata hükmedilebilmesi için borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olması koşuluna yer verilmiş ise de 72/4. maddede alacaklı lehine hükmedilecek tazminat için, menfi tespit davasının kötüniyetli olarak açılmış olması bir koşul olarak düzenlenmiş değildir. Bu tazminat yönünden ihtiyati tedbir kararının alacağın geç ödenmesine neden olacak biçimde uygulanmış olması yeterlidir.
Maddenin 1965 yılında yapılan değişikliğe ilişkin gerekçesinde de, alacaklının hakkını almış bulunmaktan doğan zararlarını temin etmek şartı ile borçlunun paranın alacaklıya icra dairesince ödenmemesi hususunda tedbir kararı almaya yetkili kılındığı, alacaklının mâruz kalacağı tedbirlerin kendisine verebileceği zararların bu bapta tedbir isteyen borçlu tarafından gösterilecek teminâtla karşılanmış olacağından bu tanzim tarzının karşılıklı menfaatleri telif etmiş olacağı belirtilmiştir.
Maddede tazminat oranı öncesinde % 40 iken 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle % 20 olmuştur. Bu değişiklik 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup geçici 10. maddedeki düzenleme nedeniyle bu tarihten önce yapılan takiplerde önceki hüküm uygulanacaktır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; menfi tespit davasına konu takip 05.07.2012 tarihinden önce yapılmıştır. İcra takibinden sonra açılan bu menfi tespit davasında tedbir talebinde bulunulmuş olup 13.01.2012 tarihinde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Mahkemece tedbir kararında belirtilen teminata ilişkin 30.01.2012 tarihinde teminat mektubu sunulması üzerine aynı tarihte tedbir ile ilgili işlemin yapılması konusunda İcra Müdürlüğüne yazı yazıldığı ihtiyati tedbir kararının uygulandığı anlaşılmıştır.
Menfi tespit davası reddedilmekle alacakılının alacağa zamanında kavuşmayı engelleyen İhtiyati tedbirin haksız olduğu sabit olmuştur. Kanun hükmü gereği tazminata hükmetmeyi gerektiren bir zararın varlığının da sabit olduğunun kabulü gerekir.
İlk derece mahkemesince bu esaslara uygun olarak takip tarihi itibarıyla asgari miktarda olmak üzere % 40 oranında tazminata re'sen hükmedilmesi Kanuna uygun olduğu halde istinaf incelemesi sonucunda davalının kötü niyetinden söz edilemeyeceği gerekçe gösterilerek kanunda unsur olarak yer almayan kötü niyetin varlığı aranmak suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp davalının tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davalının buna değinen temyiz itirazının kabulü ile bu yönden hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan tazminata hükmedilmesi koşulları bulunmadığı kabul edilerek onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.