İstinaf başvurusunun esastan kabulü ile kararın kaldırılarak davanın reddine
Taraflar arasındaki kullanım kadastrosu sonucu davalı Hazine adına tespit edilen taşınmazın beyanlar hanesine kullanıcı şerhi verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul ili Pendik ilçesi ... Köyü, 132 ada 1 parsel (eski 170 parsel) sayılı taşınmazın kullanım kadastrosu sonucu davalı Hazine adına tespit edildiğini, taşınmaz üzerinde davacı zilyetliğinin tespiti ile taşınmazın beyanlar hanesine davacı lehine kullanıcı şerhi verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazın 1962 yılında yapılan kadastro tespitinde çeşme ve meydan vasfı ve 10480 m2 yüzölçümü ile ... Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edildiği, tespite yapılan itiraz sonucunda Pendik Kadastro Mahkemesinin 2010/11 Esas ve 2010/15 Karar sayılı kararı ile 4880 m2 lik bölümünün tespitinin iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline karar verildiği, Hazine adına tesciline karar verilen bölümün 500 nolu parsel olarak tapuya tescil edilip daha sonra yapılan 2/B çalışması ile bir kısmının orman sınırlarının dışına çıkarıldığı, dava konusu 132 ada 1 parsel numaralı taşınmazın Hazine adına tespit edilip ...'a Köy Tüzel Kişiliği tarafından 1996 yılında satıldığı ancak Kaymakamlık onayı bulunmadığı için beyanlar hanesine isminin yazılamadığı, mahkemece yapılan araştırma sonucu taşınmazın davacı ...'ın zilyetliğinde olduğunun anlaşıldığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile dava konusu 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesine “taşınmaz 1996 yılından itibaren ... oğlu ...’ın bahçe olarak fiili kullanımındadır” ibaresinin eklenmesine, diğer hususlarda tespit gibi kadastro tutanağında yazılı kayıtlarla Hazine adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Öte yandan, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde, kadastro tutanağında satış için Kaymakamlık onayı bulunmadığının belirtildiğini fakat dava konusu taşınmazın orman tahdidi içinde iken orman vasfını kaybetmesi nedeniyle orman sınırları dışına çıkartıldığını ve Köy Tüzel Kişiliği ile ilgisi bulunmadığını, bu nedenlerle mahkemece kullanım kadastrosunda fiili kullanım araştırması yapılmakla yetinildiğini, Kaymakamlık onayı araştırılmasına gerek olmadığını belirtmiştir. Karara karşı davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; dava konusu taşınmazın kadastro çalışmalarında davacının zilyetliğinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesince 06.12.2018 tarihinde yapılan keşif sırasındaki gözlem sonucu taşınmazın boş arazi niteliğinde olduğu, doğal çim ve sazlarla kaplı bulunduğu, herhangi bir muhdesat da bulunmadığının tespit edildiği, mahalli bilirkişi tarafından davacının taşınmazda kullanımının bulunmadığının ifade edildiği, tespit öncesinde bir dönem taşınmazda olduğu belirtilen ağaçların en son 2013 yılı hava fotoğrafında yer aldığı, sonraki fotoğraflarda ve 2018 yılında yapılan tespit anında mevcut olmadığının sabit olduğu, bu nedenlerle zilyetlik olgusunun davacı tarafça ispat edilemediği, taşınmazın Köy Tüzel Kişiliği tarafından satış işlemine konu edilmesinin ve bedelinin de ödenmesinin zilyetlik olgusunu göstermeyeceği, tespit tarihinden sonraki kullanımın davanın kabulüne elverişli olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin taktirinde hataya düşülerek kabul kararı verilmesinin doğru olmadığına, davalı Hazine vekilinin istinaf nedenlerinin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü'nün İşe Başlama Tutanağı'nın 114-115. sayfalarında "... Mahallesi, Köyiçi Mevkiinde ... ... ... işgalince bulunduğu ve şagillerince orman sınırları dışına çıkarılması istendiği ..." ibaresinin yer aldığı, yine davalı tarafından sunulan tespit tutanağı ekinde köy karar defteri suretinden talep konusu taşınmazı davacının satın aldığı zilyet ve tasarruf ettiği fakat kararın Kaymakamlık makam onayı olmadığından geçerli olmadığı hususunun belirtildiği, taşınmazın evveliyatında yer alan tel çitler ve kavak ağaçlarının söküldüğünün tanık beyanları ile sabit olduğu, tel kazıkların keşifte yerinde olduğunun görüldüğü, dava konusu taşınmazın bahçe olarak davacı tarafından kullanıldığı, mahalli bilirkişi beyanına itibar edilmemesi gerektiği, halen köy muhtarı olarak dinlenilen davacı tanığı beyanına itibar edilmesi gerektiği, tapu kaydında 1996 yılından beri davacı kullanımında olduğuna dair muhdesat şerhi olduğu iddialarıyla kararın bozulmasını talep ederek temyiz talebinde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafından zilyetliğin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de ulaşılan sonucun dosya kapsamına uygun olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. Şöyle ki; 1982,2006,2011,2013 yıllarında çekilmiş hava fotoğraflarında dava konusu 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, bitişiğinde yer alan dava dışı taşınmaza davacı tarafından yapılan evin bahçesi olarak kullanıldığı ve üzerinde ekili ve dikili bitkilerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı tanığı köy muhtarı Davut Genç, davacının dava konusu taşınmazı evinin bahçesi olarak kullandığını, yine davacı tarafından dikilen kavak ağaçlarının keşif tarihinden 1 yıl önce kesildiğini beyan etmiştir. Öte yandan 06.12.2018 tarihli keşif tutanağında yer alan mahkeme gözleminde de dava konusu taşınmaz sınırının kazıklar ile belirlendiğine işaret edildiği, dosya içeriğine göre de Kaymakamlıkça onaylanmasa bile Köy Tüzel Kişiliği tarafından 1996 yılında taşınmazın davacıya satıldığı ve bu durumun keşif mahallinde dinlenilen tespit bilirkişilerince de doğrulandığı görülmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/8-561 Esas, 2024/125 Karar sayılı ilamında, kullanım kadastrosu sırasında, hakkında kullanım kadastrosu tespit tutanağı düzenlenen taşınmazların beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel mahkemelerde kullanım kadastrosuna itiraz davası açılmasının mümkün olduğu, kadastro mahkemelerinde askı ilan süresi içinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi gereğince açılacak davaların kullanıcı şerhine ilişkin olduğu ve söz konusu taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olduğundan mülkiyet hakkı bakımından değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, başka deyişle 3402 sayılı Kanun'un Ek-4 üncü maddesine göre tespit sırasında aranan hususun fiili kullanım olup taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olduğundan mülkiyet hakkı bakımından değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
Hal böyle olunca, 3402 sayılı Kanun'un Ek-4 üncü maddesine göre dava konusu taşınmazın davacının fiili kullanımında olduğunun belirlendiği, kullanım kadastrosu sırasında kullanıcı belirlenirken aynı Kanun'un 14 üncü maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713/1 inci maddesinde mülkiyet kazanılması sonucunu doğuran malik sıfatıyla davasız aralıksız ekonomik amacına uygun asli zilyetliğin aranmadığı, 3402 sayılı Kanun'un Ek-4 üncü ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun)
6 ncı maddelerine göre 2/B uygulaması ile Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan taşınmazın satılacağı kişinin belirlenmesi bakımından muhdesatı yapanın ya da fiili kullananın belirlenmesi gerektiği dikkate alınarak hüküm kurulmalıdır.
Bölge Adliye Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin harcın istek temyiz edene iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi