Taraflar arasındaki muvazaalı işlemin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı...İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin 15.03.2011 tarihinde karşılıklı anlaşma ile eser sözleşmesi yaptıklarını, yüklenici sıfatıyla davacı ...'ye yapılacak işlerin tamamının bedeli olarak davalı şirketin 500.000,00 TL ödemeyi taahhüt ettiğini, buna binaen tarafların 4 adet senet tanzim ettiklerini, senetlerin bir kısmının ödenmediğini, bunun üzerine icra takibi yaptıklarını, davalının dava konusu taşınmazlarını diğer davalılar ... ve ...'a muvazaalı olarak devrettiklerini belirterek İstanbul İli, ...İlçesi, Merkez Mahallesi, 247DY2C pafta, 8704 ada, 13 parsel sırasında kayıtlı 3 ve 5 nolu işyeri nitelikli bağımsız bölümlerin davalılar ... ve ... adına kayıtlı olan tapularının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin emlakçı vasıtasıyla müvekkili ... ile bir araya geldiklerini, iyi niyetli olarak bedellerini ödeyerek, taşınmazları tapuda iktisap ettiklerini, davacının iktisap tarihinden itibaren uzun yıllar geçtikten sonra ortaya attığı muvazaa iddiasının afaki ve gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkillerinin taşınmazları emlakçı vasıtasıyla satın aldığını, bedelini tamamen ödediğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar arasında muvazaalı bir ilişkiden söz edebilmek için davacının sunmuş olduğu delillerin yeterli olmadığı, davalı şirketin tapu kayıtlarının incelenmesinde; davalılara yapılan daire satışından sonra da adı geçen şirketin söz konusu inşaattaki daireleri sattığının görüldüğü, kötüniyetli olarak davrandıklarını gösterir herhangi bir delil elde edilemediği, davacı ve davalı şirket arasında düzenlenen belgelerin de adi yazılı belgeler olduğu ve her zaman düzenlenmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davanın tapu iptali ve tescil davası olarak açıldığını, davalıların ödeme belgesi sunamadıklarını, edinimler arasında misli fark bulunduğunu, taşınmazların emlakçı vasıtası ile alındığı belirtilmesine rağmen bu durumun doğrulanmadığını, dava konusu taşınmazın davalılar tarafından borçlu şirkete kiraya verildiğini, davalı tarafından kira alacakları için yapılan icra takibinin gerçeği yansıtmadığını, davalılar arasında arkadaşlık ilişkisi bulunduğunu, dava konusu taşınmazların satış tarihinden sonra davalı-borçlu tarafından bu taşınmazların satışı konusunda internet üzerinden ilan yapıldığını, davalıların taşınmazları alacak ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılmadığını, davalılar ve borçluların arasında işlemlerin muvazaalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı-borçlu ile davalı üçüncü kişiler arasında iş ortaklığı, yakın akrabalık veya organik bağ bulunmadığı, aynı iş kolunda faaliyet göstermedikleri, tarafların edinimleri arasındaki misli fark ise bu iddianın ileri sürülmesine ilişkin 278/1 maddesinde belirtilen 2 yıllık hak düşürücü sürenin icra takip ve dava tarihi itibariyle geçmiş bulunduğu, davalı üçüncü kişilerin dava konusu taşınmazın satış bedelini ödediklerini tapu sicil müdürlüğünce düzenlenen resmi senet ile ispatladıkları, bu hususun ayrıca bir belge ile ispatlanmasına gerek bulunmadığı, dava konusu taşınmazlar tasarruf tarihinden sonra davalı borçluya kiraya verilmiş ise de; idari men kararı davalı borçlu aleyhine yapılan icra takibi ve açılan itirazın iptali davaları gözönünde tutulduğunda, bu hususun muvazaalı olarak kabul edilemeyeceği, yargılama sırasında verilen kesin süreye rağmen davacı vekilinin ticari defter ve kayıtlarını mahkemeye de ibraz etmediği gerekçesiyle mahkeme kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, TBK'nın 19 uncu maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19 uncu maddesi.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince dava İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davası olarak tanımlanmış ise de, dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre davanın niteliği itibarıyla TBK'nın 19 uncu maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olarak nitelendirilmesi gerektiği, ancak davalılar arasında yapılan devrin muvazaalı olarak yapıldığı ispatlanamadığından kararın sonucu itibarıyla doğru olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.