Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı alacaklı vekili, haciz müzekkeresine karşı davalı Bankanın rehin ve hapis hakkını ileri sürerek istihkak iddiasında bulunduğunu, istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı 3.kişi vekili, davanın süresinde açılmadığını, 12 adet çeke ilişkin risk bulunduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı borçlu şirketin davalı Banka nezdindeki hesabına konulan haciz tarihi itibariyle henüz gerçekleşmiş bir risk ve alacak bulunmadığı, davalı borçlunun davalı banka nezdindeki hesapta bulunan mevduatla ilgili istediği gibi tasarrufta bulunduğu, davalı bankanın sözleşmede belirtilen riskin gerçekleşmemesi nedeni ile bu duruma müdahale etmediği gerekçesi ile, davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK'nin 99.vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Mahkemece; yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de;yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye elverişli değildir. Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda, davalı Bankanın, davalı borçlu şirketten bloke çekler nedeni ile gayri nakdi kredi riskinden dolayı alacağının bulunduğu, borçlu şirketin, banka hesaplarına rehin konulması hakkının kullanılması gerektiği belirtilmiş olmakla birlikte, rapor hükme esas kabul edilmeye yeterli görülmemiştir.
Davalı üçüncü kişi banka ve takip borçlusu arasında, Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, anılan sözleşmenin 20.maddesinde, müşteri ve kefilleri, bankaya karşı doğmuş ve doğacak her türlü borçlarına karşılık, Bankanın merkez ve şubeleri nezdinde doğmuş ve doğacak vadesi hulul etmiş veya etmemiş her türlü alacakları, özel cari katılım ve yatırım hesapları, nakit, senet, sair tüm kıymetli evrakları üzerinde Bankanın rehin ve hapis hakkı olduğu kabul edilerek sözleşme imzalanmıştır.
Davalı üçüncü kişinin dayandığı rehin ve hapis hakkının anılan sözleşmenin imzalandığı tarihte doğduğunun kabulü gerekir.
Nitekim, TMK’nin 881. maddesinde: “Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir…” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre; anılan düzenleme alacak rehnine kıyasen uygulandığında, ileride doğacak alacakların da rehnedilebileceği sonucuna varılabilir.
Bankanın üçüncü kişi sıfatı ile istihkak iddiasında bulunabilmesi için haciz müzekkeresinin davalı Bankaya tebliğ edildiği tarih itibarı ile Bankaya olan borcun varlığını koruması ve Bankanın herhangi bir riskinin bulunması durumunda bu miktarlar ile sınırlı olmak üzere üçüncü kişi bankanın dava konusu hesaplar üzerinde rehin ve hapis hakkının bulunduğunun kabul edilmesi gerekir.
Buna göre, Mahkemece yapılması gereken iş, haciz müzekkeresinin davalı Bankaya tebliğ edildiği tarih itibarı ile Bankaya olan borcun varlığını koruyup korumadığı, borç var ise ne kadar olduğu, Bankanın herhangi bir riskinin olup olmadığı, varsa miktarının belirlenmesi, gerekir. Aynı şekilde Bankanın, çekle işleyecek hesap açarken ve çek karnesi verirken gerekli basiret ve itinayı göstermek zorunda olduğu da gözetilerek, rehin hakkını sadece karşılıksız kalan çekler ve ibraz edilmeyen çekler ile ilgili olarak ileri sürebileceğinin kabulü mümkün olduğundan, haciz tarihi itibarı ile tamamen ya da kısmen karşılıksız kalan çeklerden doğan yasal sorumluluk miktarı ile henüz muhatap bankaya ibraz edilmeyen çek yapraklarından kaynaklanan risk miktarı toplamının hesaplanması, bu doğrultuda çek karnesi verilirken teminat istenip istenmediği, çek yapraklarının geri istenip istenmediği, haciz tarihinde kaç tane çekin ibraz edilmiş olduğu, bu tarihten sonra karşılıksız çek ödemesi olup olmadığı hususlarını da içerir şekilde ek bilirkişi raporu alınması gerekmektedir.
Mahkemece belirtilen tüm bu maddi ve hukuki özellikler dikkate alınmadan ve özellikle yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi isabetli olmamıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı 3.kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366. ve HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 27.9.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.