Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin ve davalı ... İdaresi vekilinin başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Dava konusu ... ili Sındırgı ilçesi Devletlibaba Mahallesinde kain 248 ada 5 parsel ... 1.771.959,87 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz, Bulakbaşı Devlet Ormanı vasfıyla Hazine adına tapuda kayıtlıdır.

Davacılar vekili; ... ili Sındırgı ilçesi Devletlibaba Köyü 248 ada 5 parselin tamamının orman vasfı ile Hazine adına yapılan tespitine süresi içerisinde itiraz ettiklerini, söz konusu taşınmazın davacıların babaları Necip Karakuş'tan davacılara intikal eden esasen kaolin maden ocağı vasfındaki taşınmaz olduğunu, taşınmazın kaolin maden ocağı olmasına rağmen hatalı ve eksik, kanuna aykırı biçimde yapılan kadastro neticesinde Bulakbaşı Devlet Ormanı olarak tapuya kayıtlandığını, Kocadüz mevki 248 ada 5 parsel de bulunan (88 nolu parsele bitişik alan) bölgenin 50 seneyi aşkın süredir davacıların ailesinin zilyetliğinde olduğunu ve zilyetlik kendilerinde olmakla bu maden ocağını yıllarca işlenip kullandıklarını, kadastro işleminin yasalara aykırı şekilde yapıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına yapılan tespitinin iptali ile taşınmazın davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; çekişmeli taşınmazın usulüne uygun kadastro çalışmaları sonucunda orman vasfı ile tapuya kaydedildiğini, davacının dava konusu taşınmazları zilyetlikle edinebilmesi mümkün olsa bile, zilyetlikle edinme şartlarının gerçekleşmediğini, zilyetliğin şartlarından olan fiili hakimiyet, zilyetlik iradesi ile birlikte eşya üzerinde az veya çok belirli ölçüde devamlılık taşıması gerektiğini, ayrıca, eğer davacı dava konusu taşınmazı uzun yıllardan beri tek başına kullandığını iddia ediyorsa, bu yerlerin vergisini verdiğine dair belgeleri ve zilyetliğini kanıtlayan diğer belgeleri de sunması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı ... vekili; anılan mahalde orman kadastrosunun 1947 yılında 12 nolu Orman Tahdit Komisyonu tarafından yapıldığını, aynı köyde 1994 yılında ise 111 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından orman sınırlarının aplikasyonu ve 2/B uygulaması yapıldığını ve 1995 yılında ilan edildiğini, bu çalışmalara göre dava konusu parselin orman sınırları içinde olduğunun anlaşıldığını, Anayasa hükümleri gereğine ormanların zaman aşımı ile kazanılamayacağını ve özel mülkiyete konu olamayacağını, ormanlar için hiçbir tapu kaydının hukuken geçerli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "davaya konu taşınmazın Devletlibaba Mahallesi (Köyü) kadastro çalışmaları sırasında 248 ada 5 parsel numarasıyla orman niteliğinde tespit gördüğü, hükme esas teşkil eden raporda belirtildiği şekliyle de davaya konu taşınmazın bütün yönleri ile doğal nitelikli ormanlık alanlar ile çevrili olduğu, toprak bütünlüğü açısından arasında herhangi bir ayırıcı unsurun bulunmadığı, dava konusu yerin etrafında teşekkül eden çam fidanlarıyla eylemli şekilde orman örtüsü ile kaplanmaya başladığı, geçmişte orman içi açıklık niteliğinde olduğu, günümüzde ise orman bütünlüğü oluşturduğu, davaya konu yerin memleket haritası ve hava fotoğraflarında, taşınmazın üzerinin kısmen açık olduğu, kısmen de orman ağaçları ile kaplı olduğu, taşınmazın bulunduğu yörede 3116 ... yasaya göre çalışmaların 12 nolu Orman Tahdit Komisyonunca 1947 tarihinde yapılarak kesinleştirildiği, daha sonra 6831 ... Orman Kanununa göre eski sınırların aplikasyonu ve 3302 ... kanunla değişik orman sınırlarının tespiti ile 2/B madde uygulama çalışmalarının (OS.2009 ile başlayıp OS.2035 ile biten 2/B parseline dahil değildir) itirazsız şekilde kesinleştiği ve görülen 9503,2001 ve tekrar 9503 no.lu (O.S.) orman sınır noktaları ile çevrili kadastrosu kesinleşmiş orman sayılan yer içinde kaldığı, dava konusu alanların izin-irtifaka konu maden sahası içerisinde yer aldığı, davaya konu taşınmazın meşcere haritasında orman alanları içerisinde görüldüğü, dava konusu taşınmazın 3116 ... Orman Kanununa göre “orman sayılan” alanlardan olduğu, 4785 ... yasa ile devletleştirilen yerlerden olmadığı, 5658 ... yasayla ile ilişkisinin olmadığı, dava konusu taşınmazın yürürlükteki 6831 ... Orman Kanununa göre "orman sayılan" yerlerden olduğu ve dava konusu taşınmazın orman sayılan yer olarak sınırlandırıldığı, 4785 ve 5658 ... yasalarla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı gibi 2/B ile orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olmadığı, orman olarak tanımlanan orman sayılan yerlerden olduğunun anlaşıldığı, mevcut hiçbir tapunun hukuken geçerli olmayacağı, kanun hükmünce kesinleşmiş orman tahdit çalışmaları ile 1995 yılında kesinleşmiş orman sınırlarının aplikasyonu ve 2/B uygulama çalışmalarının iptalinin söz konusu dahi edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi hükmüne karşı, davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince, "çekişmeli taşınmaza ilişkin ilk orman tahdinin 1947 yılında yapıldığı, akabinde çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 20.06.1994 tarihinde işe başlanılarak sonuçları 14.06.1995 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunduğu, orman bilirkişi kurulları raporlarından anlaşıldığı üzere 1995 yılında ilan edilen aplikasyon ve 2/B uygulaması sonucunda çekişmeli taşınmaz bölümünün kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kaldığı gibi orman sınırları dışına da çıkarılmadığı, bu hale göre davacıların talebine konu taşınmaz bölümünün kesinleşen orman tahdit sınırlarında kalıp sonrasında tapuya aktarılmak amacıyla 248 ada 5 parsel numarası verildiği, tapu kütüğüne aktarma sonucu 248 ada 5 parsel ... orman vasfı ile kayıtlı taşınmaz içinde kalan nizalı bölüme dair orman kadastro çalışmasının askı ilanı sonrasında 15.12.1995 günü kesinleştiği, davanın ise 22.11.2017 tarihinde açıldığı, bu haliyle kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, hak düşürücü sürenin ise olumsuz dava koşulu olup tüm defi ve itirazlardan önce mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gerektiği ve bu yönün kamu düzenine ilişkin olduğu gözetilerek mahkemece davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe gösterilerek reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı ... Yönetimi vekilinin istinaf dilekçesinde gösterdiği neden yerinde olmakla, davacılar vekilinin ise istinaf dilekçesinde gösterdiği nedenler yönünden talep yerinde değil ise de 6100 ... HMK’nın 355/son cümlesi gereği kararın kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine" karar verilmiş ve iş bu karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, orman vasfı ile Hazine adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile tescil istemine ilişkin olup, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde ilk olarak 1947 yılında 3116 ... Orman Kanunu (3116 ... Kanun) hükümlerine göre orman kadastrosu yapıldığı, dava konusu taşınmazın 1947 yılında yapılıp 1948 yılında kesinleşen orman alanında kaldığı, 1995 yılında yapılan aplikasyon ve 2/B çalışmalarında da taşınmazın orman vasfının değişmediği, taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı anlaşılmakla, davanın bu gerekçe ile reddedilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin bu şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına, 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gereği karar verilmiştir.

Açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmeye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.