Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraat kararı verilmiş,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan onama görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.
Katılan vekilinin temyiz nedenleri; Eksik inceleme ile karar verildiğine, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, diğer temyiz nedenlerine ilişkindir.
Mahkemece, 10.05.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre tapu kayıtlarında 1963 yılında söz konusu evin olduğu, 1974 yılına kadar da diğer ilavelerin eklendiği,imalatlardaki mevcut fiziki durum, solmalar ve yıpranmalar göz önüne alındığında 1974 yılına kadar meydana getirildiği 1985-1986 yıllarında ise kapı ve pencerelerin yenilendiği bu itibarla 1974 yılına kadar yapılan uygulamalar ve 1985-1986 yıllarında yenilenen kapı ve pencereler göz önüne alındığında bölgenin sit alanı olarak tescilinden önce meydana getirildiği dolayısıyla sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla beraatine karar verilmiştir.
Suça konu alanın İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 08.07.1992 gün ve 2783 sayılı kararı ile tescil edilen kentsel ve III. Derece doğal sit alanı içerisinde kaldığı anlaşılmıştır.
Keşif akabinde alınan bilirkişi raporunda 21.05.2015 tarihli yapı tatil zaptında belirlenen yapıların aynı şekilde oldukları tespit edilmiştir. Suça konu yapıların mevcut fiziki durumu imalatlardaki solmalar, yıpranmalar vs hususları dikkate alındığında davaya konu yapıların ve imalatlardan tapu kayıtlarında 1963 yılında önce evin yapılmış olduğu, diğer ek yapıların 1974 yılına kadar ilave edildiği 1985 ve 1986 yıllarında kapı ve pencerelerin yenilendiği belirlenmiştir.
1.Suça konu alanın İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 08.07.1992 gün ve 2783 sayılı kararı ile tescil edilen kentsel ve III. Derece doğal sit alanı içerisinde kaldığı, keşif akabinde alınan bilirkişi raporunda suça konu evin 1963 yılından önce yapılmış olduğu, diğer ek yapıların 1974 yılına kadar ilave edildiği 1985 ve 1986 yıllarında kapı ve pencerelerin yenilendiğinin belirtilmesi karşısında, sanığın eyleminden sonra suça konu alanın sit alanı sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakla, mahkemenin vermiş olduğu kararda bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Mahkemece sanığın üzerine yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde aynı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, kararda (2) nolu bentte belirtilen husus dışında hukuka aykırılık görülmemiş olup, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Gerekçe bölümünde (2) nolu bentte açıklanan nedenle Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2016 tarihli ve 2016/70 Esas, 2016/272 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hükmün birinci paragrafı çıkartılarak yerine " Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, sanığın 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a madddesi uyarınca beraatine" ibaresinin eklenmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle hükmün, oy çokluğu ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.02.2024 tarihinde karar verildi.
(M)
(M)
Sanık ... hakkında Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/70 Esas 2016/272 Karar sayılı dosyasında 2863 sayılı Yasaya aykırılık suçundan yapılan yargılama sonucunda Beraat kararı verildiği, kararın katılan vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine şeklinde Düzeltilerek Onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Sayın çoğunluğun bu yöndeki kararına katılmıyoruz,
Şöyleki;
Sanığın üzerine atılı eylemin suç tarihinin yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda 1986 yılı olduğunun tespit edildiği ve bölgede sit ilanının 1992 yılında yapıldığı anlaşılarak sanık hakkında tescilli alana bina yapılmadığı binanın daha önce yapıldığı gerekçesiyle Beraat kararı verilmiştir. Fakat, iddia olunan suç tarihinin 1986 yılı olması nedeniyle eylemin 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık asli zaman aşımı süresine tabi olduğu, 104/2. maddesi uyarınca olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 7 yıl 6 ay olduğu, sanık hakkında derhal beraat kararı verilmesini gerektirir bir durum da bulunmadığı, delil değerlendirmesi sonucunda eylemin suçu oluşturmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği oysa bu durumda öncelikle dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekecektir.
Beraat kararının zamanaşımı konusundan önce değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü halinde mahkumiyet ile sonuçlanan ve inceleme sırasında zamanaşımı dolan dosyalarda düşme kararı verildiğinde, mahkum olan kişilerinde beraat etme ihtimali nedeniyle zamanaşımı değil, esastan inceleme taleplerinin kanun önünde eşitlik prensibi gereği kabul edilmesi gerekmektedir.
Çoğunluk görüşünün kabulü halinde, zamanaşımı nedeniyle düşme kararının verildiği dosyalarda, beraat koşullarının oluşmadığının ön kabulü yapıldığı, örtülü olarak düşme kararının suçun sanık tarafından işlendiğinin kabulü haline geldiği,
Zamanaşımı müessesesi maddi ceza hukuk kurumu olup zamanaşımı devletle ceza arasındaki bağın kopmasıdır. Devlet zamanaşımı ile cezalandırmaktan vazgeçmektedir. Yani dava zamanaşımı süreleriyle kanun koyucu bu süreler dolduğu taktirde davanın devam etmesini engellemek ve düşme kararı verilmesiyle dosyanın kapanmasını sağlamak için bu yasa maddesini düzenleyerek kanun hükmü haline getirmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/13-617 Esas sayılı kararında da belirlendiği üzere derhal Beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum bulunmadığı ve yargılama yapılarak delil değerlendirmesi sonucu Beraat kararı verilmesi nedeniyle öncelikle dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği, yine İçtihadı Birleştirme Ceza Genel Kurulunun 11/04/1983 tarih 1983/2 esas sayılı kararında da düşme sebeplerinin hakim tarafından diğer sebeplerden önce nazara alınması gerektiği, bir düşme sebebi varsa hakimin başka hiçbir husus araştırmaksızın düşme sebebinin uygulanmasına imkan olup olmadığını araştırması ve uygulanabileceğine kanaat getirirse düşme sebebini uygulaması gerektiği yönünde kararı da dikkate alınarak zamanaşımı nedeniyle düşme sebebini uygulaması gerektiği yönünde kararı da dikkate alınarak zamanaşımı nedeniyle düşme kararının beraat kararından önce değerlendirilmesi gerektiği ve dosyada zamanaşımı gerçekleşmiş ise başka hiçbir değerlendirme yapılmaksızın düşme kararı verilmesi gerektiği görüşündeyiz.