Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı murisi ...ın içerisinde görevli olarak bulunduğu davalı borçluya ait aracın takla atarak devrilmesi sonucu meydana gelen trafik kazasında ölümü sebebiyle ikame ettiği tazminat davasında bakiye maddi tazminat alacağının 333.224,86 TL olduğunun belirlendiğini ve bu miktar kadar daha alacaklı olduğunun hükmen sabit olduğunu, hüküm, ... unsuru içermediğinden genel haciz yoluyla Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2017/17644 sayılı dosyasında takibe konulduğunu, davalının ödeme emrine itiraz ettiğini, alacağın dayanağının bir tespit ilamı olduğunu belirterek borçlunun itirazının iptaline, borcun en az % 20'si kadar miktarında tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, adli yargıda açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süresinin, Türk Borçlar Kanunu'na göre fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl olduğunu, bu nedenle iş bu davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, zarar idarenin hukuki sorumluluğuna dayanılarak talep edildiğinden uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini, davanın yetki yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, KTK 86 ncı maddesi uyarınca aracın ispat ettikleri belgeler karşısında her türlü bakım ve parça değişimini düzenli olarak yapan idarenin kazanın meydana gelmesini engelleyemediklerini, tüm bu nedenlerle idarenin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, davaya konu edilen alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının eşi ...ın Mardin ... İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru iken görevli olarak bulunduğu aracın takla atması sonucu vefat ettiğinden bahisle 10.000,00 TL maddi tazminat talep ettiği, davanın kabulüne karar verildiği, davacının bakiye maddi tazminat alacağının 333.224,86 TL olduğunun tespit edildiği, kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2017/1005 E. - 2017/2556 K. sayılı kararı ile 08.05.2017 tarihinde onandığının anlaşıldığı, davacının ilamsız icra takibi başlattığını, tespit hükmü içeren ilamın, ilamlı icraya verildiği takdirde ... hükmü içermediğinden bahisle takip aşamasında tartışmalı olacağı ihtimalinin de dosyada mevcut içtihatlarda belirtildiğini, belirtilen nedenlerle itirazın iptaline karar verilmesi gerektiğini, ayrıca mahkeme ilamı ile tespit edildiği için likit olduğu tartışmasız olan alacağın istendiği takibe itiraz eden davalının bu itirazının haksız olduğu ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, Ankara 31. İcra Dairesinin 2017/17644 sayılı icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, hükmolunan alacağın %20'si oranında (102.337,46 TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı İçişleri Bakanlığı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı İçişleri Bakanlığı vekili istinaf dilekçesinde, davacının alacağını ıslah yahut ek dava yoluyla ilama bağlayarak ilamlı takip başlatmak yerine tespit hükmüne dayanarak genel haciz yolu ile ilamsız takip başlatmasının birçok açıdan hukuki sakınca yarattığını, hukuki yararın bulunmadığını, davacının ıslah yahut ek dava ile alacağını ilama bağlatmaktan kaçınması ve bu yolla ilamsız takip başlatmasının karşı tarafın tehir-i icra (İİK.m.36) yoluna başvurma imkânını elinden aldığını, alacaklının bu yöntemi seçmesinin hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK.m.2) kapsamında kaldığını, alacağın likit olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı Bakanlık genel bütçeye dâhil bir idare olduğundan harçtan muaf olmasına rağmen davacı tarafından yapılan 31,40 TL başvurma harcının yargılama giderine dahil edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesinin isabetsiz olduğu, tespit hükmü içeren bir ilama dayalı olarak ilamsız takip yapılıp yapılamayacağı konusunda 21.07.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2017/2 Esas ve 2017/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararı ile ilama dayalı bir alacağın ilamsız takibe konu edilemeyeceğine karar verilmiş olup, içtihatı birleştirme kararının bağlayıcı olduğu yönünde bir tereddüt bulunmadığı, bununla birlikte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.12.2017 tarih ve 2017/8-2146 Esas, 2017/1733 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için, elinde bir mahkeme ilamı veya kanunların mahkeme ilamı niteliğinde saydığı bir belgenin bulunması ve bu belgenin ... hükmünü içermesi gerektiği, ... hükmünü içermeyen ilamların edaya ilişkin olmayan bölümlerinin ilamlı icranın konusunu oluşturmayacağı, somut olayda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2017/1005 E. - 2017/2556 K. sayılı kararı ile onanan Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/215 Esas, 2016/555 Karar sayılı kararında da; “10.000,00 TL maddi tazminatın 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının bakiye maddi tazminat alacağının 333.224,86 TL olduğunun tespitine” karar verildiği ve takibe konu 333.224,86 TL tutarındaki tazminata ilişkin olarak bir ... hükmü bulunmadığı gözetildiğinde, ilamsız takip yapılması gerektiği yönündeki mahkeme kabulünün isabetli bulunduğu, alacak miktarının önceki mahkeme kararıyla belirlenmiş olması nedeniyle, faizin ise belirlenebilir olması nedeniyle likit olduğu gerekçesiyle; davalı T.C. İçişleri Bakanlığı vekilinin istinaf başvurusunun harç nedeniyle kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, buna göre; davanın kabulüne, Ankara 31. İcra Dairesinin 2017/17644 sayılı icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, hükmolunan alacağın %20'si oranında (102.337,46 TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı İçişleri Bakanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı İçişleri Bakanlığı vekili temyiz dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini, 2330 sayılı Nakdî Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi gereği, davacıya ödenen ve ödenecek tutarların maddî ve manevî zararların karşılığı olduğunu, 2330 sayılı Kanun ve bu kanuna dayalı olarak çıkartılan Yönetmelik gereğince...yakınlarına 61.237,00 TL nakdi tazminat ödendiğini, ayrıca davacıya 5434 sayılı kanunun 45 inci maddesine göre 1. derecede vazife mallüğü aylığı bağlanmış olup EK 79 uncu madde gereğince ek ödeme tahakkuk ettirildiğini, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığınca davacı tarafa 25.000,00 TL personel şehit yardımı yapıldığını, gerçek zararının bulunabilmesi için, olay nedeniyle malvarlığında meydana gelen azalış ile malvarlığındaki artışın karşılaştırılması ve buna göre destekten yoksun kalınan miktarın belirlenmesi gerektiğini, bu nedenle, davacının bir haksız fiil nedeniyle değil kusursuz sorumluluk nedeniyle uğradığı zararların hesaplanmasında başvuranların almakta oldukları vazife malullüğü aylıklarının tamamı yarar olarak kabul edilerek tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, idarenin hizmet kusuru bulunmadığını, davaya konu edilen alacak likit yani hesaplanabilir nitelikte olmadığından, icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, somut olayda Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararında 10.000,00 TL için ... hükmü kurulup 333.224,86 TL tespit hükmü kurulması nedeni ile idarece söz konusu talebe ilişkin ödeme yapılamadığını belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Uyuşmazlık, ölümlü trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine vaki icra takibine ilişkin itirazın iptaline ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49,53 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,90 ve 91 inci maddeleri.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355 inci maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına, somut olayda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince onanan Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/215 Esas, 2016/555 Karar sayılı kararında “10.000,00 TL maddi tazminatın 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının bakiye maddi tazminat alacağının 333.224,86 TL olduğunun tespitine” karar verilmiş olup takibe konu 333.224,86 TL tutarındaki tazminata ilişkin olarak bir ... hükmü bulunmadığı gözetildiğinde ilamsız takip yapılması gerektiği yönündeki kabulün isabetli bulunmasına, alacak miktarının önceki mahkeme kararıyla belirlenmiş olması nedeniyle faizin belirlenebilir olması nedeniyle likit olduğu gerekçeleriyle karar verilmiş olmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

492 Sayılı Harçlar Yasası’nın 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.