Mahkumiyet
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık hakkında verilen kararın; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının, 14.10.2019 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.12.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
3. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.04.2022 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan ..., sanık ve müdafileri tarafından yapılan istinaf başvurularının kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve sanık hakkında iftira suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
1. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği,
Sanığın belirli olay veya olgulardan yola çıkarak ihbar ve şikayette bulunduğuna, iftira kastının olmadığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, ilişkindir.
2. Sanık ve müdafilerinin temyiz istekleri,
İftira kastıyla hareket edilmediğine, anayasal şikayet hakkının kullanıldığına, iftira suçunun unsurlarının oluşmadığına, savunma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine, aleyhe istinaf talebi bulunmamasına rağmen, cezanın artırıldığına, sanığın maruz kaldığı hukuksuz işlemler nedeniyle söz konusu başvurunun yapıldığına, katılan ... yönünden verilmiş takipsizlik kararı bulunduğuna, katılanlar hakkında takipsizlik kararının delil yetersizliğinden verildiğine, katılanlar ile sanık arasında husumet bulunmadığına, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediğine, eksik araştırma neticesinde karar verildiğine, bölge adliye mahkemesince kararın bozulması gerektiğine, dava şartının sağlanmadığına, haksız tahrik indiriminin uygulanmadığına, hata hükümlerinin tartışılmadığına, lehe delillerin değerlendirilmediğine ve somut bir nedene dayanmayan diğer temyiz itirazlarına ilişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
Dava konusu olay; sanık ve katılanların, Konya İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde emniyet mensubu olarak görev yaptıkları, sanığın Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuş olduğu 18.10.2016 tarihli dilekçe ve akabinde vermiş olduğu beyanlar ile katılanların silahlı terör örgütüne (FETÖ) üye olmak, örgüte yardım etmek ve örgüt lehine iş ve işlemlerde bulunduklarını isnat etmek suretiyle, atılı iftira suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda, sanığın üzerine atılı suçu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık hakkında kurulan hükme yönelik katılan ..., sanık ve müdafileri tarafından yapılan istinaf başvurularının kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmek suretiyle, iftira suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
5237 sayılı Kanun'un 267 nci maddesinde düzenlenen iftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir. İhbara konu suçtan delil bulunmadığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi veya beraat hükmü kurulması sanık açısından iftira suçunun oluşması için yeterli değildir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, emniyet amiri olarak görev yapmakta olan sanığa tevdi edilen bir takım görevlerin bir süre sonra bilgisi dışında geri çekilmesi, bir kaç yıllık süreç içerisinde birden fazla kez görev yerinin değiştirilmesi, 2016 yılına ait görev performans değerlendirme notunun diğer yıllara nazaran düşük tayin olunması, üst dereceye terfi ettirilmemesi, hakkında disiplin cezaları uygulanması, sanığın son olarak açığa alınması üzerine, belirli olay ve olgulardan yola çıkarak Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuş olduğu ihbar dilekçesinde ve devamında alınan beyanlarında katılanlarla birlikte birçok kişi hakkında şikayetçi olması, yapılan soruşturma sonucunda şüpheliler hakkında örgüt üyesi olduklarına ve görevlerini kötüye kullandıklarına dair delil olmadığından ve suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ve ihbarın niteliği itibari ile sanığın eyleminin suç işlemediğini bildiği kimseye suç atmak biçiminde olmayıp, amirlerine yönelik iddia ve davranışlarının disiplin cezasını gerektiren davranışlar niteliğinde olsa bile iftira derecesine ulaşmadığı ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 74 üncü maddesi ile güvence altına alınan anayasal şikayet ve ihbar hakkını kullanma niteliğinde olması nedeniyle, sanığın üzerine atılı suçun unsurları itibarı ile oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Cumhuriyet savcısı, sanık ve müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.04.2022 tarihli ve 2021/1116 Esas sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince Tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE GEREKÇESİ
Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.12.2020 tarih, 2019/637 Esas, 2920/596 Karar sayılı kararıyla, "Sanığın suç tarihi olan 18.10.2016 tarihinde Konya Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuş olduğu şikayet dilekçesi ve akabinde alınan beyanı ile hiçbir somut bilgi, belge ve delile dayanmayan asılsız ithamlarla katılanlar ..., ..., ... ve ... hakkında "FETÖ'cü olmak, FETÖ'ye yardım etmek, FETÖ lehine iş ve işlemlerde bulunmak” yönündeki tamamen soyut nitelikteki ağır iddialarla adli soruşturma başlatılmasına sebebiyet verdiği, katılanlar yönünden soruşturma yürütüldüğü, katılanların bu sebeple terfilerinden geri kaldıkları, soruşturma sonunda katılanların atılı suçları işlemediklerinden dolayı kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği, sanığın kendisi hakkında yürütülen idari soruşturmalar sebebiyle ve idari soruşturmalardan duyduğu kızgınlıkla katılanlar hakkında zan ve tahmine dayalı olmayan tamamen kesin yargılar içeren isnatlarda ve suçlamalarda bulunduğu, sanığın söz konusu şikayetinin bu nedenle anayasal şikayet hakkını kullanma kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın işlenmediğini bildiği halde haklarında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla katılanlara hukuka aykırı fiiller isnat ettiği, bu fiillerin gerçeklikle ilgisinin olmamasına rağmen iddialarını yargılama aşamasında da sürdürdüğü, dolayısıyla sanığın üzerine atılı iftira suçunu bu şekilde işlediği kanaatine varıldığından sabit olan eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 267 nci maddesinin birinci fıkrası maddesi uyarınca cezalandırılması yoluna gidilmiştir." gerekçeleriyle 5237 sayılı Kanun'un 267/1, 43/1-2 ve 62 nci maddeleri gereğince 1 yıl 15 hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 01.04.2022 tarih 2021/1116 Esas, 2022/523 Karar sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak "Sanık ve katılanların suç tarihinde Konya Emniyet Müdürlüğünde çeşitli sınıf ve vazifelerde emniyet müdürü sıfatıyla görev yaptıkları, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sanığın 17.10.2016 tarihinde Konya Valiliği tarafından FETÖ soruşturması kapsamında açığa alındığı, açığa alınma nedenini katılanlar olduğunu düşünen sanığın bir gün sonra Konya Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde, 16.11.2016 tarihli ikinci ifadesinde, özellikle 18.10.2016 tarihli dilekçesi ve devam eden dilekçeleri ile beyanlarında; katılanlara açık bir şekilde suç isnadında bulunarak, FETÖ terör örgütüne bizzat yardım ettiklerini, belirttiği iddialar ve teslim ettiği belgelerin incelenmesi neticesinde katılanlar hakkında soruşturma yürütülerek cezalandırılmalarını talep ettiği, katılanlar hakkında FETÖ terör örgütünden yürütülen soruşturma sonucunda Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.05.2018 tarih 2016/51685 Sor. 2018/17102 sayılı kararı ile "Devletin bir kısım kurumlarına kendi talepleri doğrultusunda işlem yapmayan kişileri şikayet etmeyi adet haline getirmiş müştekinin, sorun yaşadığı kişilerin bir takım eylemlerinin gerekçe göstererek, bir takım olaylardan çıkarımlar yaparak FETÖ üyeliği isnadında bulunması ciddiyetten ve dayanaktan yoksun bulunduğu, bu şekilde şüphelilerin silahlı terör örgütü FETÖ üyesi olduklarına dair her hangi bir delil olmadığı" gerekçesi ile katılanlar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
Sanığın 17.10.2016 tarihli ilk dilekçesinden sonra verdiği dilekçe ve ifadelerinde katılanların "FETÖ'cü olmak, yardım etmek, örgüt lehine iş ve işlemlerde" bulunduğu belirterek, soyut nitelikteki iddialarla katılanların soruşturma geçirmelerine neden olduğu, katılanın ilk dilekçesinden sonra farklı tarihlerde çok sayıda dilekçe vererek soyut iddialarını yenilediği, katılanlar hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı sanık müdafii Av. ...'nün yaptığı itirazın Konya 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 11.06.2018 tarih 2018/3228 D.iş sayılı kararı ile reddedilmesiyle takipsizlik kararının kesinleşmesinin ardından, sanık verdiği farklı dilekçelerle katılanlara yönelik suçlayıcı beyanlarını sürdürerek ve yeni delil elde ettiğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılması için üç kez talepte bulunduğu, sanığın taleplerinin Konya 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 21.04.2020 tarih 2020/1528 D.iş, Konya 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 10.12.2020 tarih 2020/3979 D.iş ve Konya 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 07.01.2021 tarih 2021/129 D.iş sayılı kararları ile taleplerin reddine karar verildiği, sanığın bu kez katılanlar hakkındaki suçlayıcı iddialarını devam ettirerek Konya 2. Sulh Ceza Hakimliğinin kararın kaldırılması amacıyla kanun yararına bozma yoluna gidilmesi için dilekçe verdiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 26.07.2021 tarihli kanun yararına bozma yoluna gidilmediği şeklindeki yazısı gözetildiğinde, sanığın iddianame öncesi ve sonrasındaki beyan ve dilekçelerinin Anayasal dilekçe ve savunma hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği, iftira suçunun unsurlarının oluştuğu sonuç ve kanaate varılmıştır." gerekçeleriyle ilk derece mahkemesince sanığa az ceza verildiği belirtilerek sanığın 5237 sayılı Kanun'un 267/1, 43/1-2 ve 62 nci maddeleri gereğince 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Her ne kadar sanığın anayasal şikayet hakkını kullandığı, kendisini savunma kapsamında söz konusu eylemleri gerçekleştirdiği bu nedenle üzerine atılı iftira suçunun oluşmadığı gerekçesiyle Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının bozulmasına karar verilmiş ise de; yukarıda anlatılan ve dairemizce de kabul edilen oluş ve kabule göre, sanığın FETÖ terör örgütü üyeliğinden soruşturma geçirdiği, bunun sebebinin de katılanlar olduğunu düşündüğü bu nedenle katılanlara duyduğu kin ve kızgınlığın etkisiyle anayasal savunma ve şikayet hakkı sınırlarını aşarak onları suçlu duruma düşürmek kastıyla ısrarlı olarak şikayet dilekçeleri verdiği, verilen KYOK kararlarına karşı yasal yollara başvurmak suretiyle bu ısrarını sürdürdüğü dosya kapsamıyla sabittir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İftira" başlıklı 267 nci maddesinin birinci fıkrası; "Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. İftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir.
İhbar hukuka aykırı fiilin işlenildiğinin yetkili makamlara bildirilmesidir. Şikâyet ise hukuka aykırı fiil nedeniyle mağdur olan veya zarar gören kişinin bu eylemi gerçekleştiren failin cezalandırılması amacıyla yetkili makamlara yaptığı başvurudur. Yargılamaya konu olayda sanık ihbar eden konumundadır. Zira katılanların Terör Örgütü üyeliği suçundan doğrudan zarar görmesi söz konusu değildir. Sanığın katılanların terör örgütü üyesi olduklarını ihbar etmekle yetinmesi gerekirken ısrarla onların cezalandırılmalarına çalışması suç işleme kastının varlığını göstermektedir. Anayasal ihbar, savunma ve şikayet hakkının kullanılması, başkalarına hiç bir delile dayanmaksızın iftira hakkı vermediği, bu nedenle sanığın üzerine atılı iftira suçunun sübut bulduğu kanaatinde olduğumuzdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 22.05.2024