İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. Fıkrası ve 286/2-a bendi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

A. Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.05.2021 tarihli, 2018/138 Esas, 2021/205 Karar sayılı kararı ile;

1. Sanık ... hakkında ...'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 35/2,29/1, 62/1 ve 53/1. maddesi uyarınca 5 yıl 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,

2. Sanık ... hakkında ...'a karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanunu’nun 81/1, 35/2,29/1, 62/1 ve 53/1. maddesi uyarınca 6 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,

3. Sanık ... hakkında ...'a karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 35/2,29/1, 53/1 ve 58/6-7. maddesi uyarınca 7 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.

B. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.10.2021 tarihli ve 2021/1957 Esas, 2021/2377 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ve katılan sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

1. Katılan sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, sanığın, katılan ...'ya yönelik eyleminde öldürme kastının bulunmadığından bahisle suç vasfına, meşru müdafaaya, diğer sanıklar hakkında verilen cezanın yetersiz olduğuna ve haklarında haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.

2. Katılan sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, sanığın, mağdur sanık ...'un eylemine iştirak etmediğinden bahisle suç vasfına, meşru müdafaaya ve katılan sanık ... hakkında haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.

3. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri, sanığın, katılan sanık ...'a yönelik eyleminde öldürme kastının bulunmadığından bahisle suç vasfına ve meşru müdafaaya ilişkindir.

1.Mağdur sanık ... ile katılan sanık ...'ın turizm işiyle uğraştıkları, iş yerlerinin birbirine yakın olduğu ve aralarında müşteri çekme hususunda önceye dayalı husumetin bulunduğu, katılan sanık ...'nın mağdur sanık ...'ın çalışanı olduğu, olay önce katılan sanık ...'ın mağdur sanık ...'a ait iş yerine giderek işyerinde bulunan katılan sanık ... ile tartıştığı, aynı gün içerisinde ilerleyen saatlerde katılan sanık ...'in çalıştığı iş yeri itibariyle patronu konumunda bulunan mağdur sanık ...'a haber verdiği, saat 23.00 sıralarında mağdur sanık ...’un ofisin karşısındaki banka oturduğu, katılan sanık ...'ın mağdur sanık ... ile konuşmaya giderken beline ruhsatsız tabancasını taktığı, katılan sanık ...' ın mağdur sanık ...' un oturmuş

olduğu bankın önüne geldiği, bu sırada katılan sanık ...'nın katılan sanık ...’ a yumruk attığı ve ...'ın yere düştüğü, katılan sanık ...' ın yerden kalkarken katılan sanık ...'ya doğru ateş etmeye başladığı, katılan sanık ...'ın yakın mesafeden katılan sanık ...'ya defaaten ateş ettiği, mağdur sanık ...'un da aynı zaman dilimi içerisinde katılan sanık ...'a 3-5 metre mesafeden ateş ettiği, katılan sanık ...'nın karın bölgesine iki tane ve koluna bir tane kurşun isabet ettiği, katılan sanık ...'nın yaralanmasının, kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, yapılan hemikolektomi ameliyatının organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliğinde olduğu, katılan sanık ...'ın yaralanmasının, kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, vücudundaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin hayat fonksiyonlarını Orta (3) derecede etkileyecek nitelikte olduğu ve enkontinansla birlikte alt ekstremitelerde L2-3 altı seviyesi prejiye neden olması nedeniyle duyu veya organlarından birinin fonksiyonunun daimi kaybına sebebiyet verdiği anlaşılan olayda;

2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, eksik incelemenin bulunmadığı, sanıkların hedef aldıkları vücut bölgeleri, yara yerleri, katılan sanıklar hakkında Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporlara göre yaraların niteliği, kullanılan aletlerin elverişliliği birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların eyleme bağlı ortaya çıkan kastlarının öldürmeye yönelik olduğu, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, somut olayda meşru savunma koşullarının oluşmadığı, olay esnasında katılan sanıkların birbirlerine yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alındığında belirlenen indirim oranının isabetli olduğu sanıkların eylemleri ile orantılı şekilde cezalar tayin edildiği anlaşıldığından, hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Gerekçe bölümünde (2) nolu paragrafta açıklanan nedenlerle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.10.2021 tarihli ve 2021/1957 Esas, 2021/2377 Karar sayılı kararında sanık ... müdafii ve katılan sanıklar ... ve ... müdafiileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. fıkrası uyarınca Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

21.05.2024 tarihinde karar verildi.

K A R Ş I O Y

5237 sayılı TCK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında;
"Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "Korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Hükmün gerekçesinde; "…Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.
Esasen, kanunlarımızda mala karşı saldırılarda da meşru savunmayı kabul eden hükümlere yer verilmiş olması kurumun bu şekilde düzenlenmesini gerekli kılmaktadır.
Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir…" açıklamalarına yer verilmiştir.
Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere;
TCK'nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "Sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
Bilindiği gibi; ceza yargılaması, failin suçu işlediği yönünde hakkında kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte şüphe bulunup bulunmadığının tespit edildiği soruşturma evresi ile başlar ve kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte herhangi bir delil elde edilememesi ya da en azından kuşku bulunamaması halinde kovuşturmaya yer olmadığına, dava açılmasını gerektirir yeterlilikte bir şüphe veya delil bulunması halinde ise iddianame tanzim olunarak açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde kanunda belirtilen hükümlerden birinin verilmesi ve hükmün kesinleşmesi ile sona erer. Kovuşturma evresi sonucunda mahkemece değerlendirilen deliller, suçun var olduğu ve yargılamaya konu olan fiilin sanık tarafından işlendiği hususunda yeterli vicdani kanaat oluşturuyorsa mahkûmiyet hükmü kurulacak, aksi durumda sanığın beraatıne karar verilecektir.
Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına

karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir.

Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Sanık ... hakkında katılan sanık ...'a yönelik olarak sanık ...'la birlikte hareket ederek kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmasına ve yine sanık ... hakkında da katılan sanık ...'a yönelik olarak öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de;
Sanık ... ile sanık ...'ın ...'a yönelik olarak önceden onu öldürmeyi kararlaştırmaları halinde sanık ...'in ...'ın yanına geldiğinde daha önceki olayın etkisi ile ona yumruk atmak yerine ateşli silah veya kesici delici bir aletle gelerek ...'a saldırması, keza sanık ...'ın da bankta oturmak yerine ...'a doğrudan tabancası ile atış yapmaları en mantıklı davranış olduğu halde olayın bu şekilde başlamadığı, sanık ...'ın ofisin karşısındaki bankta oturduğu sırada katılan sanık ...'ın onun yanına gelerek elini uzattığı ve konuşmaya başladıkları bu sırada sanık ...'in gelerek ...'a yumruk atarak onu yere düşürdüğü, bunun üzerine ...'ın yerden kalkarken ...'e doğru atışlar yaptığı,
Dosyadaki olay yeri krokisindeki 2,3,4,6,11,12 ve 13 numaralarında belirtilen 7 adet boş kovanın ...'ın tabancasından atıldığı, krokide 6 numara da belirtilen bankta oturduğu anlaşılan sanık ...'ın banktan 110 cm uzaklıktaki 5 no da belirtilen bir adet boş kovanın kendi tabancasından atıldığı,
Sanık ...'ın kullandığı tabancadan atılan mermilerin aralarındaki mesafeler ve toplam mesafeler dikkate alındığında sabit bir yerde durarak bu atışları yapmadığı, 2 numaradan 3 numaraya olan 37 cm, 3 nodan 4 numaraya 88 cm, 4 numaradan 7 numaraya olan 239 cm, 7 numaradan 11 numaraya olan 182 cm, 11 numaradan 12 numaraya 151 cm ve 12 numaradan 13 numaraya olan 62 cm olmak üzere 759 cm yani 7,5 metrelik bir mesafe kat ederek bu 7 atışı gerçekleştirdiği, bu mukabil sanık ...'ın ise katılan sanık ...'a yönelik karın sol tarafında orta hat üzerinde göbek altı hizasında 2 adet, sol lomber bölgede sağ lomber bölgede birer adet olmak üzere toplamda 4 atış yapması, bu atışlar sonucunda tespit edilen açık omur kırığının hayat fonksiyonlarını ağır 5 derece de etkiler nitelikte olup kati surette iyileşmesi mümkün olmayan duyu veya organlarından birinin fonksiyonunun daimi kaybı niteliğinde olmasına sebebiyet vermesi, tekerlekli sandalyeye mahkum olması ve yardımsız ayağa kalkamaması, olay sonrası olay yerinde yığılıp kalması, sanık ...'ın sanık ...'dan önce atışlara başlaması

durumunda bu derece ağır yaralanacak olan sanık ...'ın yukarıda belirtildiği üzerine 7,5 metre ilerleyebilecek veya silah kullanabilecek durumda olamayacağı,
Mağdur sanık ...'in de sanık ...'ın atışları sonucunda sol aksiler bölge anterior ve orta hat inguinal bölgede olmak üzere toplam 2 kez isabet alıp hayatı tehlike geçirmesine btm ile giderilemeyecek ve hemikolektomi ameliyatının organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olabilecek şekilde yaralandığı,
Yukarıda değinildiği üzerine sanıklar ... ve ...'ın katılan sanık ...'a yönelik eylemi önceden kararlaştırmaları durumunda olay yerine gelirken her ikisinde ateşli silahlarla gelmeleri veya ...'ın tabanca ile ...'in de en az kesici veya delici bir aletle saldırmaları, sanık ...'ın tabancasını kullanmasına fırsat vermemeleri, onu öldürmeleri veya hareket edemeyecek duruma getirmeleri gerektiği,
Dolayısıyla sanık ...'in 2 kez isabet alıp hayatı tehlike geçirip btm ile giderilemeyecek ve işlev zaafı oluşacak şekilde yaralanmaması gerektiği halde olayın bu şekilde gerçekleşmemesinin sanıklar ... ve ...'ın da savunmalarında belirttikleri üzere sanık ...'in olay yerine geldiğinde sanık ...'a yumruk vurmasının etkisi ile yere düşmesinden dolayı ...'ın tabancasını çekip atışlara başlaması bu atışlardan 2 tanesinin ...'e isabet etmesi, bunun dışında ... ve ...'yı' yaralaması, sanık ...'ın yaralanmaması, sanık ...'ın beni kurtar diyen sanık ...'i kurtarmak maksadıyla silahını ateşlemek zorunda kalması karşısında bu sanıkların savunmalarının delillerle uyumlu olduğunu gösterdiği, mağdurlar ... ve ... ile tanıklar ..., ..., ...'da olayın nasıl başlayıp nasıl devam ettiği hususunda da ayrıntılı hüküm kurmaya yeterli delillerle bağlantılı net bilgilerde vermedikleri için dolayısıyla delillerle uyumlu sanıklar ... ve ...'ın savunmalarına itibar etmek gerektiği,
Bu itibarla olay öncesinde sanıklar ... ve ... arasında katılan sanık ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçunu işlemeyi kararlaştırdıkları hususunda sanık ...'in mahkumiyetini gerektirir şüpheden uzak bir delil elde edilemediği gibi,
Sanık ...'ın ise TCK'nın 25/1. maddesinde belirtilen gerek kendisine ve gerekse mağdur sanık ...'e yönelmiş gerçekleşen veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı bicimde def etmek zorunluluğu altında meşru müdafaa kapsamında CMK'nın 223/2-d maddesinde belirtilen yüklenen suçun işlenmesinde hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan beraatine,
Sanık ...'in eylemi ise başlangıçtaki katılan sanık ...'a yumruk vurması şeklindeki TCK'nın 86/2. maddesi kapsamında basit kasten yaralama suçundan sorumlu tutulabileceği,
Her ne kadar sanık ... hakkında katılan sanık ...'ya yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan TCK'nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik için 1/2 oranında indirim yapılmış ise de mağdur ... ile sanık ... arasında olay öncesinde haksız müşterek kapma hususunda ki tartışma, mağdur

...'in sanık ...'ın çalıştığı iş yerine gelerek kendisine hakaret ettiğini ileri sürmesi sonrasında kendisininde sanık ...'a yumruk vurması birlikte değerlendirildiğinde sanık ... lehine yapılacak haksız tahrik indiriminin asgari yani 1/4 oranında yapılması gerektiği görüşündeyim.