Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Adana 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 07.12.2017 tarihli ve 2017/260 Esas, 2017/958 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı alacaklı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı alacaklı vekili, haciz sırasında hazır bulunan üçüncü kişi şirket ortağı ...’ın, borçlulardan ...'ün teyzesinin oğlu olduğunu ve önceden borçlu şirkette çalıştığını beyan ettiğini, üçüncü kişi şirket ortaklarından ...'in borçlu şirketin ... Şubesi yetkilisiyken şirketin 20/03/2017 tarihli kararı ile görevine son verildiğini, oysa 31.01.2017 tarihinde üçüncü kişi şirket ortağı olduğunu İcra Müdürlüğü işleminin hatalı olduğunu, haczin İİK’nin 97. maddesi uyarınca yapılmış sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, borçlu şirkette çalışan bazı personellerin çeşitli nedenlerle işten ayrılmaları ve kalifiye olmaları nedeniyle aynı iş kolunda faaliyet gösteren müvekkili şirkette çalışmaya başladıklarını,borçlu adına haciz esnasında herhangi evrak ve belge bulunmadığını,davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu hacizlerin davalı üçüncü kişi şirketin ticaret sicilde kayıtlı adresinde yapıldığı, haciz mahallinde üçüncü kişinin tabelasının asılı olduğu, haciz mahallinde borçlulara ait herhangi evrak ve belgenin bulunmadığı, haciz sırasında üçüncü kişi şirket yetkilisinin hazır bulunduğu, davacı alacaklı vekilinin ileri sürmüş olduğu muvazaa ve organik bağ iddiasının bu aşamada İcra Müdürlüğü tarafından değerlendirilemeyeceği, bu iddialara dair incelemenin açılacak istihkak davasında gözönünde tutulabileceği, dolayısıyla İcra Müdürlüğü işleminin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı alacaklı vekilince İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuştur.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10 Hukuk Dairesinin 27.03.2018 tarihli ve 2018/12184 Esas,433 Karar sayılı kararı ile; haczin, davalı üçüncü kişi şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinde yapıldığı, haciz mahallinde borçlu şirkete ait evrak bulunmadığı,ödeme emri de haciz adresinde borçluya tebliğ edilmediği,haczin borçlu şirket yetkili ya da ortakları huzurunda yapılmadığı, bu koşullarda İİK'nin 97/a. maddesindeki mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğunun kabulü gerektiği, ispat yükü altında olan alacaklı karinenin aksini kanıtlamaya elverişli delilleri sunamadığından İlk Derece Mahkemesinin kararı usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karara karşı davacı alacaklı vekili tarafından bu kez temyize başvurulmuştur.
Uyuşmazlık, İİK'nin 96-97 maddelerinin uygulanmasına yönelik şikayet istemine ilişkindir.
Dava konusu 04.04.2017 ve 06.04.2017 tarihli hacizler,borçlu şirkete ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı olarak üçüncü kişinin ticaret sicilde kayıtlı adresinde yapılmış ise de, üçüncü kişi şirket borcun doğumundan sonra 30.01.2017 tarihinde kurulduğu gibi, üçüncü kişi şirketin hakim ortağı ..., borçlu şirketin yetkilisi iken 20.03.2017 tarihinde yetkileri iptal edilmiştir.Dava konusu haciz sırasında hazır bulunan üçüncü kişi ortağı ..., borçlu şirket ve ortağı da olan borçlu ...’ün teyzesinin oğlu olduğunu, diğer üçüncü kişi şirket ortağı ...’in de borçlu ...’ün kayınbirederi olduğunu beyan etmiştir. Öte yandan dava konusu 04.04.2017 tarihli hacizde hazır bulunan ve muhasebeci olduğunu beyan eden ..., borçlu şirketin kapanması nedeni ile işten çıkartılan 30 işçinin üçüncü kişi şirkette çalışmaya başladığını, üçüncü kişi şirket ortaklarının da borçlu şirket eski çalışanları olduğunu beyan etmiştir ki, üçüncü kişi şirket ortağı Hikmet, haciz sırasında daha önce borçlu şirkette çalıştığını belirtmiştir. Dosya kapsamındaki SGK kayıtlarının da bu beyanı destekler nitelikte olduğu görülmüştür. Bu durumda, mahcuzların haciz sırasında üzerinde mülkiyet iddia eden üçüncü kişi şirketin elinde olduğunun kabulü mümkün olmamıştır. O halde şikayetin kabulüne karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi Bölge Adliye Mahkemesince de talebin İİK'nin 96-97 maddelerinin uygulanmasına yönelik şikayet istemine ilişkin olduğu gözardı edilerek, açılmış bir istihkak davası varmışcasına karinenin kimin lehine olup olmadığı ve delilleri ile ilgili değerlendirme yapılması da hatalı olmuştur.
Davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 371/1-ç. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine Gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.