Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin maliki bulunduğu 101 ada 18 parsel sayılı taşınmazın kuzeyinde kıyı kenar çizgisi tespiti yapılarak kara yolu kenarından kıyı kenar çizgisi çizildiğini, kıyı kenar çizgisinin yerinde inceleme yapılmaksızın hatalı olarak çizildiğini, kıyı kenar çizgisinin doğal zemin itibariyle taşınmazın daha kuzeyinden geçmesinin gerektiğini, kıyı kenar çizgisinin bulunduğu mahaldeki şevin dikkate alınmadığını, gerekli inceleme ve gözleme dayanmaksızın tespit edilen kıyı kenar çizgisindeki maddi hataların müvekkilinin mağduriyetine yol açtığını belirterek maddi hatalı olarak çizilen kıyı kenar çizgisinin tashihen düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 15.12.2014 tarihli açıklama dilekçesi ile; dava dilekçelerinin sonuç ve istem kısmında maddi hatalı olarak çizilen kıyı kenar çizgisinin tashihen düzeltilmesi talep edilmiş ise de (taleplerinin) maddi hatadan kaynaklanan kıyı kenar çizgisinin paftasına hatalı aktarılması olmayıp yanlış ve hatalı olarak belirlendiğine yönelik olduğu ifade edilmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, “..davacı vekili tarafından kıyı kenar çizgisinin maddi hatalı olarak çizildiğinden bahisle iş bu davanın açıldığı, bilirkişi raporu verildikten sonra davacı vekilinin maddi hatadan kasıtlarının kıyı kenar çizgisinin paftasına hatalı aktarılması olmayıp yanlış ve hatalı olarak çizilen kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine ilişkin olduğunu belirten dilekçe sunduğu, davalı vekili tarafından bu dilekçe üzerine davacı vekilinin iddialarına muvafakat etmediklerinin belirtildiği anlaşılmış, davacı tarafın dava dilekçesindeki taleplerinin kıyı kenar çizgisini yeniden belirlenmesine ilişkin olmayıp maddi hata soncu haritasına yanlış aktarılan kıyı kenar çizgisinin tashihen düzeltilmesine ilişkin olması dolayısıyla alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere çizilen kıyı kenar çizgisinin haritaya aktarılmasında herhangi bir maddi hatanın olmadığı..” gerekçeleriyle davanın davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları (vakıaları) ileri sürmek taraflara, hukuki olarak nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s. HMK mad. 33). Dosya içeriği, dava ve 15.12.2014 tarihli dilekçelerdeki açıklamalardan davacı şirketin talebinin, idare tarafından oluşturulan ve 01.11.2010 tarihinde onaylanarak yürürlüğe giren kıyı kenar çizgisinin düzeltilmesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisi açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklara ilişkin davalar olarak gösterilmiştir.
Şu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda istemin ileri sürülüş biçimine göre eldeki davanın görüm ve çözüm yeri idari yargıdır
6100 sayılı HMK'nin 114. maddesi gereği yargı yolu hususu dava şartı olarak düzenlenmiş olup, adli yargı yolu mahkemeleri yukarıda açıklandığı üzere uyuşmazlığın çözümünde görevli bulunmadığından, davanın idari yargıda görülmek üzere yargı yolu dava şartı yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazlan bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.