Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, vekil edeninin 871 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliklerinden olduğunu, davalı kurum tarafından dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığını belirterek, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık, 10,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 01/04/2014 tarihli dilekçesi ile, 2.714,17 TL üzerinden davasını ıslah etmiştir.
Davalı ... vekili, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, dava konusu taşınmazın taban suyunun yüksek olduğunu, tuzluluk probleminin bulunduğunu, verimsiz arazi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 2.714,17 TL ecrimisil bedelinin dava tarihi olan 17.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 871 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesinin davacı adına tapuda kayıtlı olduğu, davacı tarafından davalı ... aleyhine 05.05.2011 tarihinde kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davası açıldığı, 871 parsel sayılı taşınmazın 450 m2 lik alanının davacı adına kayıtlı 1/8 hissesinin tapu kaydının iptali ile kanal vasfı ile DSİ adına tesciline ve 365,63 TL'nin davalı ...'den tahsiline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan yargılamada, davalı İdarenin davacının paydaşı olduğu taşınmazdan kanal geçirerek müdahale ettiği belirlenmek suretiyle ecrimisile hükmedilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Zira, kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koyan idarenin haksız işgalci konumunda olacağı sabittir.
Bununla birlikte, kamulaştırmasız elatma nedeniyle taşınmaz mal malikinin, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar idarenin taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Sonuç olarak kamulaştırmasız elatma nedeniyle mal sahibi, taşınmazın dava tarihindeki değerini isteyebileceği gibi, ecrimisil de isteyebilir. Ancak kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasından sonraki dönem için ecrimisil istenemeyeceği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; her ne kadar davacı taraf son 5 yıla ilişkin ecrimisil talep etmiş ise de, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar dahilinde, davacı için kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davalarının açılış tarihine kadar ecrimisil hesaplanması gerekirken, kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davalarının açıldığı tarihten sonrası içinde ecrimisil hesaplanması doğru olmamıştır.
Yine, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Somut olayda, yukarıda açıklanan kriterlere göre araştırma ve inceleme yapılması yerine bilirkişi raporunda taraflar arasında görülen ve yukarıda bahsi geçen kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı bedel davasındaki 2011 yılı rakamları baz alınarak, bir yıllık ürün net geliri beş yıla dönüştürülerek, bin metrekare tarım arazisinin bir yıllık toplam getirisinin bulunup, beş yıllık üretim değerinin hesaplanıp, bu şekilde hesaplama yapılması da doğru görülmemiştir.
Ayrıca, dava konusu 871 parselin kamulaştırılan alanı 450 m2 olup, bilirkişi raporunda, dava dışı 1659 parsel sayılı taşınmazın alanı ile birlikte, toplam 1.670,26 m2 üzerinden ecrimisil hesabı yapılması da doğru değildir.
O halde, Mahkemece yapılacak iş, kamulaştırmasız elatmadan kaynaklanan tazminat davasının açıldığı tarih gözönüne alınarak, az yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında, dava konusu taşınmazın el atılan bölümü açısından kazanılmış haklar da gözetilmek kaydıyla davalı aleyhine ecrimisile hükmetmek olmalıdır. Açıklanan tüm bu hususlar gözönüne alınmadan, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi