Taraflar arasında görülen trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; 06.09.2006 tarihinde davacı ...'ın annesi, diğer davacıların çocuğu olan ...'nin sevk ve idaresindeki zorunlu trafik sigortası bulunmayan motosikletin karıştığı çift taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, davacıların murisin desteğinden yoksun kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davacı ... için 3.000,00 TL, diğer davacılar için 1.000,00'er TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 29.07.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini, davacı ... yönünden 10.578,00 TL, davacı ... yönünden 12.553,00 TL, davacı ... yönünden 17.451,00 TL'ye yükseltmiş, 11.03.2022 tarihli dilekçesi ile taleplerinin, davacı ... yönünden 16.847,43 TL ve davacı ... yönünden 32.909,05 TL olduğunu belirtmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, desteğin tam kusurlu olması nedeniyle sorumluluklarının bulunmadığını, faiz talebinin haksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Sarıkamış Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.02.2013 tarihli ve 2012/160 Esas, 2013/58 Karar sayılı kararıyla; davanın yetkili olmayan mahkemede açıldığı, yetkili mahkemenin İstanbul mahkemeleri olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 22.10.2013 tarihli ve 2013/15518 Esas, 2013/14131 Karar sayılı ilamı ile "Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Süresinde yetki itirazında bulunan davalı ... yönünden yetkisizlik kararı verilmesinde bir isabetsizlik yok ise de, yetki itirazı bulunmayan diğer davalılar yönünden mahkemenin yetkisinin kesinleştiği gözden kaçılarak bu davalılar yönünden dosyanın tefriki ile işin esasına girilmemesi isabetli olmamıştır." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamı doğrultusunda; Sarıkamış Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2014/220 Esas, 2014/305 Karar sayılı kararıyla; davalı ... yönünden dosya tefrik edilerek mahkemenin yetkisizliğine karar verilerek dosya yetkili mahkemeye gönderilmiştir.

İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.04.2022 tarihli 2021/375 Esas, 2022/239 sayılı ilamıyla; kazanın meydana gelmesinde davacıların desteğinin tam ve asli kusurlu olduğunun tespit edildiği, destekten yoksun kalan davacıların zarar gören üçüncü kişi konumunda oldukları kabul edilerek yapılan hesaplamanın uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacılardan ... için 7.743,52 TL, davacı ... için 12.553,00 TL ve davacı ... için 17.451,00 TL olmak üzere toplam 37.747,52 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, 11.03.2022 tarihli dilekçelerine göre davanın kabul edilmesi gerektiğini, faiz başlangıç tarihi ve vekalet ücretine ilişkin hükmün hatalı olduğunu belirtmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, davacıların desteğinin tam kusurlu olması nedeniyle davacıların tazminat talep etmek haklarının bulunmadığını, desteğinin müterafik kusurunun bulunduğunu, hükme esas alınan hesaplamanın hatalı olduğunu belirtmiştir.

Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi bulunmayan aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların açtığı destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41,49 ve 60 ıncı maddeleri.

1. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41 inci maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 uncu maddesi) haksız fiil tanımlanmış, 60 ıncı maddesinde de (TBK 72 nci md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK 72 nci maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1 inci maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2 nci fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu, taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) fiil cezayı gerektiriyor ise, uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağını kabul etmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nın 60 ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2 nci maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nın 72 nci maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu sadece davacının desteği sürücünün vefat ettiği, başkaca kimsenin yaralanmadığı ve hayatını kaybetmediği, kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre söz konusu eylem trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olup zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, davaya konu trafik kazasının 06.09.2006 tarihinde meydana geldiği, eldeki davanın 05.06.2012 tarihinde 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde düzenlenen kısmi dava olarak açıldığı, davacı tarafça sunulan 29.07.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerinin, davacı ... yönünden 10.578,00 TL, davacı ... yönünden 12.553,00 TL, davacı ... yönünden 17.451,00 TL olarak belirlendiği, davalı ... vekilince, ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, kaza tarihi (06.09.2006) ile ıslah dilekçesinin verildiği tarih (29.07.2020) arasında zamanaşımı süresinin geçtiği anlaşılmaktadır.

Şu halde; Mahkemece, davalının usulüne uygun ve süresinde yaptığı ıslah zamanaşımı def'i dikkate alınarak ıslah edilen kısım yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine kararı verilmesi gerekirken, bu kısma ilişkin de davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine,

Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,

16.05.2024 tarihinde Başkan ... ile Üye ...'in karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy)
(Karşı Oy)

Davacılar vekili; müvekkillerinin desteğinin 06.09.2006 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu hayatını kaybettiğini, murisin ölümü ile davacıların destekten yoksun kaldıklarını belirterek, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) olmayan araç dolayısıyla davalıya karşı dava açmıştır.
Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı tarafından düzenlenen 01.04.2016 tarihli kusur raporunda davacıların desteği ...’nin meydana gelen kazada tam kusurlu olduğu belirtilmiştir.
Kaza tarihi bakımından ayırım bulunmaksızın, murisin tam kusuru ile gerçekleşen trafik kazasında ölümü üzerine, mirasçıları olan davacıların ZMSS sigortası bulunmadığı için davalı olan Güvence Hesabından isteyebileceği bir tazminat bulunmamaktadır. Zira kendi kusuru ölümüne neden olan desteğin tam kusuruna isabet eden destek tazminatı talebi zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçe teminatı kapsamında değildir.
Bu durumda; davacıların davalıdan destekten yoksun kalma tazminatı talep etme hakları bulunmadığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasının doğru olmadığı ve kararın bu gerekçe ile bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun yazılı gerekçe ile bozma kararına katılamıyorum.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.
Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık subjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/2. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen hem sorumluluğu gerektiren, hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/2 (6098 sayılı TBK m. 72/1), özel olarak da KTK 109/2. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya ...) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK'nın 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi, ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.
Somut olayda dosya kapsamından 06.09.2006 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sonucu davacıların araç sürücüsü olan desteğinin vefat ettiği anlaşılmakta olup işbu dava ise 29.07.2020 tarihinde ıslah edilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere, KTK'nın 109/2. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Ölümle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre suça konu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85. ve 66/1-d maddelerinde öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle mahkemece davalının zamanaşımı definin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, sayın çoğunluğun sürücü desteğin eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olarak nitelendirilerek 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın zamanaşımından reddedilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılmıyorum.