Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı idareye bağlı ... Öğrenci Yurtları Müdürlüğünde 23/12/2002 tarihinde temizlik işçisi olarak çalıştığını, 16/03/2013 tarihinde emekli olduğunu, davacıya emeklilik sebebi ile hak kazandığı kıdem tazminatı ve işçilikten doğan diğer alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davalı üniversitede hizmet işlerinin hazırlanan teknik ve idari şartnameler çerçevesinde ihale edilerek hizmet alımı yoluyla yapıldığını, hizmet akdinin yüklenici firma ile işçiler arasında kurulduğunu, çalışacağı işçilerin seçimi, işe alımı, kimin hangi konuda görevlendirileceği, ücretlerinin tespiti, ödenmesi, sigorta bildirimleri, işten çıkartmalar, işin sevk ve idaresinin tümüyle yüklenici firmaya ait olduğunu, davalı işçinin yüklenici firmanın personeli olduğunu, üniversitenin götürü hizmet satın alma bedelinin ödenmesi ile sorumluluğunun sona erdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece davacının davalı işverenlik bünyesinde 23.10.2002-16.03.2013 tarihleri arasında çalıştığının kabulü yerindedir. Bu kabule göre, davacının hizmet süresinin 10 yıl, 4 ay, 21 gün olduğu halde kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti taleplerinin bu süreye göre hüküm altına alınması gerekirken 11 yıl, 4 ay, 24 gün üzerinden kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti hesabı yapan hatalı bilirkişi raporuna itibarla karar verilmesi isabetsizdir.

3-Davacı işçinin genel tatillerde çalışma karşılığı ücretlere hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan genel tatil ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde işçi, genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispat edebilir.
Genel tatillerde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışları gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bununla birlikte, işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda puantaj kayıtlarına dayanılarak davacının 2013 yılı hariç genel tatillerde çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Ancak dosyada mevcut imza föylerinde davacının diğer bir kısım genel tatil günlerinde de (misal, 2011 ve 2012/Mayıs ayları) çalışmadığı görülmektedir. Bu nedenle Mahkemece ek bilirkişi raporu alınarak, söz konusu yazılı kayıtlar detaylı incelenerek denetime elverişli şekilde genel tatil ücreti hesaplatılıp buna göre alacağın hüküm altına alınması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
4- 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca, halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı kanunun 14. maddesinin 11. fıkrası hükmüne göre, kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir. Faiz başlangıcı fesih tarihi olmalıdır. İş sözleşmesinin ölüm ya da diğer sebeplerle son bulması faiz başlangıcını değiştirmez. Ancak, yaşlılık, malullük aylığı ya da toptan ödeme almak için işyerinden ayrılma halinde, işçinin bağlı bulunduğu kurum ya da sandığa başvurduğunu belgelemesi şarttır. Bu halde faiz başlangıcı da anılan belgenin işverene verildiği tarihtir.
Yaşlılık aylığı sebebi ile kıdem tazminatına hak kazanıldığında faiz başlangıcı, Sosyal Güvenlik Kurumundan alınan yaşlılık aylığı bağlandığına ilişkin belgenin işverene tebliğ edildiği tarihtir. İşverene bu tür bir yazılı bildirim yapılmadığı takdirde faiz başlangıcının dava tarihi olarak kabulü gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı emekli olarak iş akdini sona erdirdiğinden, yaşlılık aylığı tahsis belgesini işverene bildirdiği tarihten itibaren faiz yürütülmelidir. Ancak davacı, buna ilişkin belge sunmadığından kıdem tazminatına yürütülecek faizin dava tarihinden başlatılması gerekirken, fesih tarihinden başlatılması isabetsizdir.
5- 2547 sayılı Yasanın 56. maddesi yollamasıyla Harçlar Kanunu’nun 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olan davalı Üniversite’nin Mahkemece harç giderlerinden sorumlu tutulması hatalıdır.

6-Mahkemece, dosyada tek davalı olmasına rağmen kıdem tazminatı, genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti talepleri hakkında birden fazla davalı varmış gibi “davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak” şeklinde hüküm kurulması HMK’nın 297. maddesine açıkça aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 20.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.