İstinaf başvurusunun esastan reddine

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde, Samsun ili Asarcık ilçesi ... Mahallesinde kain 247 ada 5 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması ile davalı adına tespit gördüğünü, anılan taşınmazın müvekkilinin babası ... ’ten mirasçılarına intikalen kaldığını, kardeşlerin paylarını müvekkiline haricen sattığını, taşınmazın yaklaşık 60-70 yıldır önce muris ... Külek daha sonra da müvekkili tarafından ekilip biçildiğini, davalı Hazine ile bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde, davanın öncelikle zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, Hazine’ye husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "dava konusu taşınmazın bulunduğu mahalde kadastro çalışmalarının 2007 yılında bitirilip kesinleştirildiği, eldeki davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, dosya kapsamında toplanan deliller ve özellikle alınan bilirkişi raporları uyarınca dava konusu taşınmazın orman ve orman arazisi sayılmayan yerlerden olduğu, kadimden beri (40 yılı aşkın süredir) tarım arazisi olarak kullanıldığı, dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarına göre taşınmazın davacıya muris babasından intikal ettiği, yaklaşık 60 yıldır davacının murisi ... Külek tarafından kullanıldığının tartışmasız olduğu, ancak hatalı olarak davalı Hazine adına tespit gördüğü" gerekçesiyle davanın kabulü ile eski 247 ada 5 parsel, (yeni 156 ada 5 parsel) sayılı taşınmazın davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.

Davacı vekili 01.06.2021 tarihli dilekçesi ile; hüküm kısmında müvekkilinin soy adının hatalı yazıldığını, lehine vekâlet ücretine hükmedilmediğini ve yargılama giderlerinin sehven müvekkili üzerinde bırakıldığını ileri sürerek tavzih talebinde bulunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi 03.06.2021 tarihli tavzih kararıyla; tavzih talebinin kabulüne, hükümdeki "... Kület" ibaresinin "..." olarak ve "Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına" şeklindeki dördüncü fıkranın "Davacı tarafından yapılan toplam 4.142,15 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, artan gider avansından kullanılmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde taraflar aidesine" şeklinde tavzihi ile hüküm fıkrasına davacı vekili lehine 18.020,07 TL vekâlet ücreti eklenmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin asıl ve ek kararlarının davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 inci maddesi gereğince davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, iş bu karar davalı Hazine vekili tarafından işin esasına ve tavzih kararına yönelik olarak temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere, hükümlerin tashihi (düzeltilmesi) 6100 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinde, hükümlerin tavzihi ise aynı Kanun'un 305 inci maddesinde düzenlenmiştir.

Hükümlerin tashihi, mahkemece res'en veya taraflarından birinin talebi üzerine hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilebilmesine dair bir yoldur. Maddi hata düzeltimi ile hükmü veren mahkeme, sadece yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilebilir.

Hükümlerin tavzihi ise, hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur. Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanması veya tereddüt veya aykırılığın giderilmesini kararı veren mahkemeden isteyebilirler.

Yukarıda belirtildiği gibi, açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması hükmün icrası tamamlanıncaya kadar istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça, verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hâkim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir.

Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması bakımından tavzih yoluna gidilemez. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir (YHGK’nin 14.6.1967 tarihli ve 1967/9–462 Esas 300 Karar sayılı ilamı). Hâkim, tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu kararına ekleyemeyeceği gibi, hüküm verirken unuttuğu vekâlet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dâhil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice; tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez (... Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, cilt 5, Altıncı Baskı şehir 2001 cilt 5, s. 5270 vd.).

Bu açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesinin 03.06.2021 tarihli tavzih kararı incelendiğinde; öncelikle, hükümdeki soyadı hatasının 6100 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi kapsamında mahallinde her zaman düzeltilmesinin mümkün olduğu, bu hatanın aynı Kanun’un 305 inci madde kapsamında düzeltilmesinin mümkün olmadığı açıktır.

Öte yandan, 6100 sayılı Kanun’un 305/2 nci fıkrasındaki taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların tavzih yolu ile sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği şeklinde amir hükmü uyarınca eldeki davada davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına karar verildikten sonra tavzih yoluyla yargılama giderlerinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilerek taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların değiştirilmesinin doğru olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.

Ek karara yönelik bir başka husus ise; hüküm kısmında yer almayan vekâlet ücretine tavzih suretiyle hükmedilmesidir. Ne var ki, yukarıda ayrıntılı değinildiği üzere 6100 sayılı Kanun’un 305 inci maddesi kapsamında tavzih ile davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi mümkün değildir. Her ne kadar aynı Kanun’un 305/A maddesi kapsamında bu hususta bir karar verilebilir ise de eldeki davada ek karar ile bu yönde bir karar verilmediği anlaşılmaktadır.

Davalı Hazine vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesinin asıl kararı usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin işin esasına dair temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

S O N U Ç: Açıklanan nedenlerle;

1. Davalı Hazine vekilinin tavzih kararına yönelik temyiz itirazları yerinde görüldüğünden istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile İlk Derece Mahkemesinin tavzihe ilişkin 03.06.2021 tarihli ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. Davalı Hazine vekilinin işin esasına yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,

Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.