Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Bursa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 01.06.2017 tarihli ve 2016/388 Esas, 2017/540 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı borçlu vekili, davacı alacaklı vekili ve davalı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı alacaklı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı alacaklı vekili, haczin yapıldığı ve davalı üçüncü kişi şirketin şubesinin bulunduğu adresin borçlunun eski şirket merkezi olduğunu, 05.02.2016 tarihine kadar borçlunun adresinin hiç değişmediğini, borçlunun merkez adresini başka bir adrese taşımasından sonra üçüncü kişi şirketin kurulduğunu, üçüncü kişi şirketin borçlunun eski adresinde borçluya ait mallar ile faaliyete başladığını, davalı üçüncü kişinin haczin yapıldığı adreste “...” tabelası altında faaliyet göstermekte olduğunu, borçlu şirket sahip ve yetkilisi Serdar Uzun’a ait kartvizitte de “...” adının basılı olduğunu, ayrıca davalı üçüncü kişi tarafından dosyaya sunulan kira sözleşmesinde kiralayan olarak imzası bulunan...'ın borçlu şirket ortaklarından biri olduğunu, davalı üçüncü kişi şirketin haciz yapılan iş yerini borçludan devraldığını beyan ettiğinden devre istinaden de borçtan sorumlu olduğunu, haczedilen mallara ilişkin herhangi bir fatura ve belge sunmadığını belirterek, davalı üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, borçlu şirket ile müvekkili şirket arasında 23.02.2016 tarihli Franchising Sözleşmesinin mevcut olduğunu, “...” logosunun ve isminin Franchise veren borçlu şirketin tescilli markası olduğunu, borçlunun müvekkili şirkete haciz adresi olan adreste açacağı ticari işletmesi için Franchise Sözleşmesi ile belirlenen hakları verdiğini, bu haklardan birinin de “... Markası ve Logosu”nu kullanmak olduğunu, sözleşme gereğince müvekkilinin Franchise bedeli olarak 500.000,00 TL ödeme borcu altına girdiğini ve borca karşılık 8 adet bononun verildiğini, senet bedellerinin banka aracılığı ile ödendiğini, ticari işletmenin devri için ticari işletmenin tüm malvarlığını aktif ve pasifleriyle devretmesi gerektiğini, oysaki borçlu şirketin halen başka bir adreste faaliyetine devam ettiğini, Franchise ilişkisinin borcun doğum tarihinden önce kurulduğunu, şirket ortaklarının farklı olduğunu, ödeme emrinin haciz adresinde tebliğ edilmediğini, haczin borçlu şirket yetkilisinin gıyabında, üçüncü kişi huzurunda yapıldığını bildirerek, davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında 23.02.2016 tarihli "Franchising Sözleşmesi" imzalandığı, bu sözleşme ile üçüncü kişi şirketin borçlu şirketin ticari marka, logo vs. kullanma hakkı elde ettiği, haczin borçlu şirket yetkilisi gıyabında yapılmış olması, haciz sırasında borçlu firma yetkilisi veya çalışanı kimsenin haciz mahallinde bulunmaması, haciz adresinin borçlu şirketin ticaret sicil adresi olmaması, burada davacı üçüncü kişi şirketin Franchising olarak kendi nam ve hesabına iş yapıyor olduğunun anlaşılması ve SGK belgelerine göre istihkak iddiasında bulunan şirket yetkilisinin borçlu şirket ile bir alakasının tespit edilememesi, üçüncü kişi şirketin Franchise Sözleşmesi gereğince borçlu firmaya ödemede bulunması ve bu ödemeye ilişkin banka dekontlarını sunması, Franchising veren borçlu firmanın bir çok başka firma ve kişiye de Franchisng Sözleşmeleri ile isim hakkını devretmiş olması, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında organik bağın tespit edilememiş bulunmasından bahisle davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili, davalı borçlu vekili, davalı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, ödeme emrinin borçlu şirkete haciz adresinde tebliğ edilmediği, haciz tarihi itibarı ile borçlu şirketin faaliyet adresinin haciz adresinden farklı olduğu, üçüncü kişi şirket ile borçlu şirket arasında düzenlenen Franchising Sözleşmesi içeriği, bu sözleşme gereği borçluya yapılan ödemelere ilişkin dekont ve senet içerikleri, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket yetkililerinin farklı olması hususları dikkate alındığında borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında muvazaalı olarak devir işlemi yapıldığı iddiasının ispat edilemediği, ayrıca taraflar arasında düzenlenen Franchising Sözleşmesine göre borçlu adına tescilli olan “...” logosunun üçüncü kişi tarafından kullanılacağı kararlaştırılmış olup, haciz sırasında bulunan “...” logolu belge fotokopilerinde de “...” ibaresi altında üçüncü kişi şirketin unvanının yazılı olduğu anlaşılmakla, davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nin 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Tarafların gösterdiği deliller toplanmadan karar verilmesi, hukukî dinlenilme hakkının ihlalidir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı alacaklı davalı üçüncü kişi ile davalı borçlu arasında yapıldığı ileri sürülen Franchising Sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ileri sürerek ticari defter ve kayıtlar ile bilirkişi incelemesine dayanmıştır. Ancak Mahkemece davacı alacaklı tarafın söz konusu iddiası ile ilgili herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır.
Şöyle ki, davalı üçüncü kişi, borçlu şirket ile aralarında 23.02.2016 tarihli Franchising Sözleşmesinin mevcut olduğunu, Franchise bedeli olarak 500.000 TL ödeme borcu altına girdiklerini ve borca karşılık 8 adet bono verilmekle, bu bonoların bedellerinin banka aracılığıyla ödendiğini bildirerek, dosyaya buna dair Franchising Sözleşmesi, bono, dekont ve borçlu şirket tarafından üçüncü kişi şirket adına düzenlenen faturaları sunduğu anlaşılmakla, HMK’nin 31. maddesi uyarınca bu hususların açıklığa kavuşturulması gerekir. Borçlu şirket ve davalı üçüncü kişinin ticari defterlerinde sözleşmenin, faturaların ve ödemeye ilişkin kayıtların mevcut olup olmadığının tespiti için (açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış olması göz önünde bulundurularak) uzman bilirkişiden rapor alınması, alınacak raporun dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilerek davacı alacaklı tarafça ileri sürüldüğü üzere üçüncü kişi ile borçlu arasında yapıldığı ileri sürülen Franchising Sözleşmesinin muvazaalı olup olmadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre istihkak iddiası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma neticesinde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Davacı alacaklı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.