Davanın kısmen kabulüne
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, dahili davalı Hazine vekili, dahili davalı ... vekili ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Denizli ili ... ilçesi ...Köyü çalışma alanında 2012 yılında yapılan uygulama kadastrosu sırasında, tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 911 parsel sayılı 4.700,00 metrekare yüz ölçümündeki taşınmaz, 298 ada 4 parsel numarasıyla 4.329,17 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edildikten sonra 2018 yılında yapılan uygulama kadastrosu sırasında ise 348 ada 2 parsel numarasıyla ve 4.580,70 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde; husumeti Tapu ve Kadastro Müdürlüğüne tevcih ederek, uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait Denizli ili ... ilçesi ...Köyü eski 911 (yeni 298 ada 4) parsel sayılı taşınmazın sınırının yanlış belirlendiğini ileri sürerek, uygulama kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın eski sınırları esas alınarak tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.
Dahili davalılar Hazine, ... ve ... vekilleri cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesinin 28.03.2013 tarihli ve 2012/34 Esas, 2013/16 Karar sayılı ilk kararı ile; " davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine, çekişmeli 298 ada 4 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline " karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 04.06.2013 tarihli ve 2013/6034 Esas, 2013/6163 Karar sayılı ilamıyla; "... davanın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2.a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosuna itiraz niteliğinde olduğu, bu tür ihtilaflarda ilgililer tarafından, uygulama kadastrosu sonucu yapılan işlemlere karşı 30 günlük askı ilan süresi içerisinde Kadastro Mahkemesinde açılacak davada, uygulama kadastrosunun yararına olan kişi ya da kişiler hasım gösterilebileceği gibi uygulama kadastrosu sonucunda lehine sınır değişikliği yapılan bir kişi ya da kişilerin bulunmaması halinde ise, Kadastro Müdürlüğü'nün hasım gösterilebilmesinin de mümkün bulunduğu, diğer yandan İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın uygulama kadastrosu sonucu oluşan yüzölçümü ile önceki yüz ölçümü arasındaki farkın hesaplama yönteminden kaynaklandığı kabul edilmekle birlikte, ihtilafın çözümü amacıyla mahallinde keşif icra edilmediği gibi, tesis paftası ile uygulama paftası çakıştırılmak suretiyle eksikliğin nereden kaynaklandığının uzman bilirkişiler eliyle belirlenmediği açıklanarak, yerel bilirkişi ve taraf tanıkları hazır olduğu halde mahallinde yöntemine uygun şekilde keşif yapılması, yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre taşınmazın sınırlarının belirlenmesi, teknik bilirkişiden tesis paftası ile uygulama paftası çakıştırılmak suretiyle eksikliğin nereden kaynaklandığını gösterir rapor tanzim etmesinin istenilmesi, taşınmazın uygulama kadastrosu sonucu oluşan yüz ölçümü ile önceki yüz ölçümü arasındaki miktar farklılığının hesaplama yönteminden kaynaklandığının anlaşılması halinde davanın Kadastro Müdürlüğü'ne yöneltilmiş olması yeterli görülerek davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğinin ve taşınmazın yüzölçümündeki eksilmenin komşu parsellerden kaynaklandığının belirlenmesi halinde ise komşu parsel maliklerinin, eksikliğin tescil harici taşınmazlardan kaynaklandığının anlaşılması halinde de Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliklerinin davaya dahil edilmesi gerektiğinin düşünülmesi, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde 11.05.2016 tarihli ve 2014/1 Esas, 2016/15 Karar sayılı ikinci kararla; " davanın kabulüne, çekişmeli 298 ada 4 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastro tespitinin iptali ile harita ve kadastro mühendisi bilirkişisi ... ' ın 11.04.2016 tarihli raporu ve krokisinde (A) harfiyle gösterilen 311,22 metrekare yüz ölçümündeki kısmın bu taşınmaza ilavesine ve bu surette 298 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 4.640,39 metrekare yüz ölçümlü olarak tapuya kayıt ve tesciline" karar verilmiş olup, bu hüküm, davalı Tapu ve Kadastro Müdürlüğü vekilinin temyizi üzerine,
Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 01.10.2019 tarihli ve 2016/11670 Esas, 2019/5918 Karar sayılı ilamıyla; "... bozma ilamına uyulduğu halde, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği, bozma ilamına uyulmakla, taraflar yararına oluşan usuli müktesep hakkın zedelenmemesi için, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve o doğrultuda işlem yapılmasının zorunlu hale geldiği, bu kapsamda hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında, teknik bilirkişiden tesis paftası ile uygulama paftasının çakıştırılması suretiyle davacıya ait taşınmazdaki eksikliğin nereden kaynaklandığını gösterir şekilde rapor alınması ve eksilmenin tescil harici taşınmazlardan kaynaklandığının anlaşılması halinde ise Hazine ile ilgili kamu tüzel kişiliklerinin davaya dahil edilmesi için davacı tarafa süre ve imkan tanınması gereğine değinildiği ve hükme esas alınan raporda çekişmeli taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün uygulama kadastrosu sonucunda tescil harici yer (dere) içerisinde bırakıldığının belirtildiği halde, İlk Derece Mahkemesince Hazine, ... ve ...'nın davaya dahil edilmediği ve yöntemince taraf teşkili sağlanmaksızın karar verildiği açıklanarak, davacı tarafa Hazine ile ... ve ...’nı davaya dahil etmesi için süre ve imkan tanınması, taraf teşkilinin sağlanması halinde dahili davalılardan savunma ve delillerinin sorulması, bildirdikleri takdirde delillerinin toplanması, bundan sonra işin esasına girilip, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi..." gereğine değinilerek bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "... hükme esas 21.04.2022 tarihli bilirkişi raporunda tesis kadastro paftası ile uygulama kadastro paftasının çakıştırılması sonucunda, taşınmazın güney sınırı yönünden paftaların birbirleriyle uyumlu olmadığı ve (A) harfi ile gösterilen kısmın davacı tarafa ait taşınmaza eklenmesi gerektiğinin belirtildiği ..." gerekçesiyle, davanın, davalı Tapu ve Kadastro Müdürlüğü yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalılar Hazine, ... ve ... yönünden kabulüne, 348 ada 2 (eski 911 ve 298 ada 4) parsel sayılı taşınmazın 2012 ve 2018 yıllarında yapılan uygulama kadastro tespitlerinin iptaline, 21.04.2022 havale tarihli bilirkişi raporu ve ekli krokisinde (A) harfiyle gösterilen 311,389 metrekare yüzölçümündeki kısımların 348 ada 2 parsel sayılı taşınmaza eklenmesine, bu surette 348 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 4.892,089 metrekare yüzölçümlü olarak tapuya tescil edilmek üzere tapu kütüğüne aktarılmasına karar verilmiş; hüküm, dahili davalı Hazine vekili, dahili davalı ... vekili ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, dahili davalı Hazine vekili, dahili davalı ... vekili ve dahili davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
427,60 TL onama harcının temyiz eden ... ile Denizli Belediye Başkanlığından ayrı ayrı alınmasına,
Taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.