Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili ve davacı üçüncü kişi vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı üçüncü kişi vekili, davalı alacaklı tarafından borçlu şirket hakkında başlatılan icra takibi üzerine 28.02.2013 tarihinde müvekkili şirketin adresinde haciz yapılarak müvekkili şirkete ait menkullerin haczedilerek muhafaza altına alındığını, müvekkili şirketin haciz yapılan adreste 28 yıldır faaliyet gösterdiğini, borçlu şirketle bir ilgisi olmadığını bildirerek, istihkak iddialarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlu şirket ile davacı üçüncü kişi şirket arasında organik bağ bulunduğunu, borçlu şirketin haczin yapıldığı adreste faaliyet gösterdiğini, borçlu şirket hissedarlarından İbrahim Kabul'ün aynı zamanda davacı üçüncü kişi şirketin yönetim kurulu üyesi ve istihkak iddia eden şirket yetkilisi ...'ün oğlu olduğunu, bu durumun borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında organik bağ olduğunu gösterdiğini, haczin yapıldığı yerde borçluya ait belgelerin ele geçirilmiş olduğunu, buna göre mülkiyet karinesinin alacaklı yararına sayılacağını, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirketin danışıklı hareket ettiğini bildirerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, borçlu ve üçüncü kişi şirketler arasında organik bağ bulunmadığının tespit edildiği, davacı şirketin 05.10.1988 tarihinde, borçlu şirketin ise 12.06.2006 tarihinde kurulduğu, borçlu şirket tarafından davacı üçüncü kişiye işyeri devrinin söz konusu olmadığı, haciz sırasında borçlu şirketin davacı şirketin 2012 yılının Ekim ayına kadar kiracısı olduğunun belirtildiği, haciz sırasında 12.01.2012 tarihli borçlu şirketin adının geçtiği bir evrak ve borçlu şirkete ait personel kartı bulunduğu, ancak 2012 yılının Ekim ayına kadar iş yerinde kiracı olarak bulunan daha sonra işyerinden ayrılan şirketle ilgili evrakların işyerinde bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, bilirkişi raporunda haczedilen menkullerin davacı şirketin defterine kayıtlı olduğunun bildirildiği, buna göre haczedilen menkullerin borçlu şirkete ait olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili ve davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Tarafların gösterdiği deliller toplanmadan karar verilmesi, hukukî dinlenilme hakkının ihlalidir.
Öncelikle her ne kadar davacı tarafça dayanılan fatura ve finansal kiralama sözleşmelerinin davacı üçüncü kişinin ticari defterlerinde kaydının olup olmadığı hususunda üçüncü kişinin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmış ise de, raporda incelenen defterlerin kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı tespit edilmediği gibi, sunulan fatura ve finansal kiralama sözleşmelerine konu malların hacizli mallara uygunluğu da saptanmamıştır.
Öte yandan somut uyuşmazlıkta, davacı üçüncü kişi vekili tarafından iddianın ispatına yönelik olarak vergi levhası, işyeri açma ruhsatı, ticaret odası kayıtları, mahcuz mallara ilişkin olduğu iddia olunan faturalar ile finansal kiralama sözleşmeleri, tanık beyanları ve yasal her türlü delile dayanılmış olup, Mahkemece bu delillerin tamamı toplanmadan eksik inceleme ile karar verilmiştir. Yine davalı alacaklı cevap dilekçesi ile SGK kayıtlarına dayanmıştır. Bu durumda; Mahkemece davacı üçüncü kişi şirket ile borçlu şirketin ilk tescil tarihinden itibaren ortakları, yetkili temsilcileri, merkez ve şube adresleri ile bunlarda meydana gelen değişiklikleri gösteren ticaret sicil kayıtları ve 2012 yılından itibaren üçüncü kişi şirket çalışanlarının hizmet belgelerini gösteren SGK kayıtları getirtilerek, bu belgeler ile delil olarak dava dilekçesine eklenen finansal kiralama sözleşmeleri değerlendirilerek ve tanık listesi ile bildirilen tanıklar da dinlenildikten sonra dosya içerisinde mevcut diğer bilgi ve belgeler ile birlikte dikkate alınarak uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2. Mahkemece hüküm fıkrasında “Eskişehir 4. İcra Müdürlüğü'nün 2013/171 Tal. Sayılı” dosyasında yapılan hacizden bahsolunmuş ise de, davanın “Eskişehir 4. İcra Müdürlüğü'nün 2013/274 Tal. Sayılı” dosyasına ilişkin olduğu, Mahkemece karar başlığı ve hükümde “2013/171” olarak yazılmasının mahallinde düzeltilebilir maddi hataya ilişkin olduğu anlaşılmakla, bozma nedeni yapılmamıştır.

3. Bozma neden ve şekline göre, davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün İİK'nin 366. ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 04.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.