Başvurunun esastan reddi
Taraflar arasındaki limited şirket müdürünün azli ve yöneticinin sorumluluğu nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili, dava dışı ... Gıda...Ltd. Şti. tarafından müvekkilleri aleyhine açılan ve İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/887 E. sayılı dosyası üzerinden görülen tazminat davasına karşı dava olarak ... ve ......Gıda..Ltd. Şti. aleyhine açtığı işbu davaya ilişkin dava dilekçesinde; müvekkili ...'in ... Gıda...Ltd. Şti.'nin ortağı olduğunu, diğer müvekkilinin ise anılan şirket tarafından işletilen meyhanenin işleticiliğini yaptığını, davalı ...'ın şirket tarafından işletilen meyhaneyi kapatması sebebiyle müdürlük görevini ağır bir şekilde ihlal ettiği gibi her iki müvekkilinin de büyük zarara uğramasına sebep olduğunu, şirkete ait kira borcunu ödemediğini, kiranın müvekkili ...tarafından ödendiğini, müvekkili ...'e bu zamana kadar kâr payı ödenmediğini, diğer müvekkilinin ise şirketten işleticilik bedeli alacağı bulunduğunu, ayrıca şirkete ait bir takım masrafları kendi cebinden yapmak zorunda kaldığını ileri sürerek ...'in ortaklık payının tespiti ile bugüne kadar hiç kâr payı almadığından 10.000,00 TL kâr payının davalı şirketten tahsilini, yine müvekkili ... tarafından şirket adına ödenen 2018 yılı Ağustos ayı kirasının 4.000,00 TL miktarının davalı şirketten tahsil olunmasını, yine davalı ...'ın özen yükümlülüğünü ihlal etmesi şirketin zarara girmesine yol açması karşısında 1.000,00 TL yoksun kaldığı kâr payının davalı ...'dan tahsilini talep ettiğini, yine davacı vekili davaya konu karşı dava dilekçesinde karşı davacı durumunda olan davacı ... açısından açtığı davada 2015 yılından bugüne kadar şirketten alınamayan işletme bedelinin hesaplanarak 1.000,00 TL'sini davalı şirketten tahsilini, yine meyhanenin kapatılmış olması nedeniyle ...'in uğradığı-uğrayacağı kâr kaybına karşılık 1.000,00 TL'sinin davalı ...'dan tahsil olunmasını, yine ... tarafından meyhaneye demirbaş ve mefruşat satın alınması nedeniyle davalı şirketten tahsil olunmasını talep ettiğini, ayrıca müvekkilleri ve şirkete zarar verilmesi kastı ile meyhanenin kapatıldığı ve başıboş bırakıldığını, tedbiren davalı şirket müdürü ...'ın temsil ve yönetim yetkisinin kaldırılmasını ve tedbiren müvekkili ...'in kayyım olarak atanmasını, sonuç olarak davalı şirket yetkilisinin azledilmesini talep etmiş, davanın görüldüğü Mahkemece verilen ara kararla, ...'a yönelik azil ve tazminat davasının ana dosyadan tefriki ile yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, tefrikten sonra Mahkemece verilen ara kararla, davacılar vekilinden işbu davaya konu taleplerinin açıklanması istenilmiş, davacılar vekili 16.08.2019 tarihli dilekçesiyle, tefrik edilen işbu dosyadaki taleplerinin, davalı ...'ın şirket müdürlüğünden azli ve yöneticinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat talebine ilişkin olduğunu, müvekkili ...'in davalıdan şirketi zarara sokmak kastı ile şirketin sahibi olduğun Kırıkkadeh Meyhanesini kapatması nedeniyle uğradığı ve uğrayacağı zararların (Şirketin kâr ve değer kaybı, ayrıca aylarca kapalı kalması nedeniyle uğradığı gelir kaybı vb sebeblerle uğrayacağı zararların tazmin) karşılığında şimdilik 1.000,00 TL tazminat talep ettiğini, keza diğer müvekkilinin de davalıdan şirketi zarara sokmak kastı ile şirketin sahibi olduğun Kırıkkadeh Meyhanesini kapatması nedeniyle uğradığı ve uğrayacağı zararların (Şirketin kâr ve değer kaybı, ayrıca aylarca kapalı kalması nedeniyle uğradığı gelir kaybı vb. sebeblerle uğrayacağı zararların tazmini) karşılığında şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat talep ettiğini bildirmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı yan iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirket ortağı olmayan davacı ...'ün azil istemi bakımından aktif husumet ehliyeti bulunmadığı, şirket ortağı olan diğer davacının ise anılan talep bakımından aktif husumet ehliyeti bulunduğu, dosya kapsamındaki delillerden davalının müdürlük görevini ihlal ettiğinin anlaşıldığı ve azil şartlarının oluştuğunu, davacıların tazminat taleplerinin ayrı ayrı incelenmesi gerektiği, davacı ...'in dava dışı şirkette pay sahibi olmadığı ve konumu gereği şirketten uğradığı zararı talep eden alacaklı konumunda bulunduğu, davacıların dava dilekçesinde belirtmiş oldukları şekilde, şirket müdürünün ... olduğu dönemde şirket çalışır ve kâr eder durumdayken sonradan davalının şirketi kötü idare etmesi, bu şekilde müşteri ve kâr kaybına yol açmış olması, meyhanedeki yiyecek ve gıda malzemelerinin bozulacağını bile bile dükkanı kapatmış olması, basiretli bir tacir gibi hareket etmemiş olması, sonuç olarak şirketin faaliyetine son verilmesine yol açmış olması, bu nedenle ortak ve alacaklı durumundaki davacıların zararına yol açtığı iddiasına dair tüm vakıaların varlığı halinde davalının temsilcisi olduğu ortaklığın doğrudan zarar göreceği muhakkak ise de ortak olmayan davacı ...'in doğrudan zarara uğrayacağının kabul edilemeceği, bir başka deyişle, davacının bu noktadaki zararının aslında dolaylı zarar niteliğinde olduğu, bu zararın, davalının yöneticisi olduğu şirketin bizzat zarara uğraması nedeni ile ve buna bağlı olarak oluşan bir zarar olup, davacının uğradığını iddia ettiği zarar ile davalının eylemi arasında doğrudan nedensellik bağı bulunmadığı, ortaklığa verilen zarar dolayısıyla davacının menfaatinin zarar görmesi mümkün ise de bu tip ''dolayısıyla oluşan zararlar'' nedeniyle pay sahibi durumunda olmayan ancak alacaklı konumuna erişebilecek konumundaki davacı ...'in "alacaklı" kişi sıfatı ile ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 556 ncı maddesi hükmüne dayalı olarak yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayanmasının mümkün olabileceği, Mahkemelerin, davacının dayanmış olduğu maddi vakıalar ile bağlı bulunmakla beraber bu vakıaların dayanmış olduğu ve uygulanması gereken kanun hükmü ile bağlı olmadığı, bu noktada uyuşmazlığın 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesi hükmünden 556 ncı maddesi hükmünden kaynaklandığı, alacaklılar ve ortakların, dolaylı zarara istinaden ancak şirket iflas sürecine girmişse ve iflas idaresi davayı açmadığı takdirde tazminat şirkete verilmek üzere sorumluluk davası açabileceği, bu şartlarda davacı ...'in alacaklı olduğu iddia olunan zararın doğrudan alacaklı nezdinde doğmadığı, davalının yöneticisi olduğu şirketin bir an için doğrudan zarara uğradığı kabul edilse dahi bu zararın davacı alacaklı ... yönünden dolaylı zarar teşkil ettiği, uygulanması gereken hükmün 6102 sayılı Kanun'un 556 ncı maddesi hükmü ile düzenlendiği, şirketin iflası haline münhasıran bir durumun normatif olarak düzenlendiği, doktrin görüşlerinin bu çerçevede olduğu gibi hükmün sistematik yorumunun da aynı sonuca varılmasını gerektirdiği, ne var ki dava tarihi itibariyle davalının yöneticisi olduğu şirketin iflasına dair vakıa ve delil olmadığı gibi bu yönde beyan dahi bulunmadığı, daha da önemlisi bir an için iflas olsa dahi iflas idaresinin dava açtığına dair vakıa ve delil dahi bulunmadığı, bu durumda dolaylı zarara istinaden davacı ...'in mevcut maddi hukuk hükümlerine göre hak ileri süremeyeceği,buna göre tazminat talebi yönünden sıfat yokluğunun söz konusu olduğu, diğer davacının tazminat talebine gelince; davacı ... pay sahibi olarak ve şirketin uğramış olduğu zararın tazminini 6102 sayılı Kanun'un 555 inci maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre talep edebilir ise de adı geçen düzenlemeye göre pay sahiplerinin tazminatın ancak şirkete ödenmesi isteyebilecekleri, oysaki adı geçen davacının zararın bizzat kendisine ödenmesini istediği, bu nedenle bu yöne ilişkin davada davacının sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle davacı ... tarafından açılan azil davasının aktif husumet yokluğundan reddine, diğer davacının açtığı azil davasının ise kabulü ile davalının şirket müdürlüğünden azline, davacıların tazminat davasının ise aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin uygulanamayacağına yönelik tespit ve yorumlarının usule ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme kararının bu yönüyle kaldırılması gerektiğini, Yerel Mahkemece bilirkişi raporuna yönelik yapılan itirazların dikkate alınmadığını, müvekkili ...'in uğradığı zararlara yöneliklik inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, davacı ... açısından yerel mahkeme 6102 sayılı Kanun'un 555 inci maddesine atıfla şirketin uğradığı zararın tazminini talep edebilir ise de bu durumda" tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilir " diyerek ... açısından da tazminat talebini reddettiğini, yerel mahkemenin yorumunun şirketin uğradığı zararlar açısından doğru olduğunu ancak ...'in tazminat talepleri şirketin uğradığı zararlara ilişkin değil, davalı ...'ın özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi ve şirketi kasten zarara uğratması nedeniyle uğradığı kişisel zararlara ilişkin olduğunu, bu nedenle kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, limited şirket müdürünün azli ve yöneticinin sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü, 555 inci ve 556 ncı maddeleri.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.