Esastan ret
BİRLEŞEN DAVA: İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2016/83 E.
Taraflar arasındaki asıl maddi ve manevi tazminat, birleşen tasarımın hükümsüzlüğü davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin bayan pardösüsü, ferace imalatçısı olduğunu ve tamamen kendi tasarımı olan değişik modellerde bayan pardösüsü, ferace tasarlayarak üretim yaptığını, müvekkilinin geliştirdiği bayan pardösüsü, ferace modellerini Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRK PATENT) nezdinde endüstriyel tasarım olarak tescil ettirdiğini, davalının müvekkilinin düşünerek büyük emek, zaman ve para harcayarak geliştirdiği bayan pardösüsü, feracenin aynısını, haksız kazanç sağlamak için taklit ederek satışa sunduğunu, davalının yüzlerce değişik seçeneği olmasına rağmen, müvekkilinin tasarımı ile görünümü olarak neredeyse tamamen aynısını yaptığını, tasarımların tüketicilerin karıştırmamasının mümkün olmadığını, bu hususun İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2015/56 D.İş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini ve bu durumun müvekkili haklarına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek tecavüzün önlenmesini ve durdurulmasını, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 20.000,00 TL manevi 15.000,00 TL maddi tazminatın, tespit tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile davalıdan tahsilini, taklit edilen ürünlerin davalıdan alınarak müvekkiline teslimini, bu talepleri kabul görmediği takdirde taklit ürünlerin imhasını, hüküm özetinin ilanını talep etmiştir.
2.Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; 2015/00730 tescil no.lu tasarım dosyası içerisinde yer alan 03 no.lu "PARDESÜ" tasarımının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini istemiştir.
1.Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkilinin 2012/88544 tescil numarası ile “...” markası ile İstanbul'da tesettür giyim ve özellikle de ferace ürünlerinin üretimi ve satışı konusunda faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin markası tescilli olduğu gibi, tasarımlarını da kendi bünyesinde tasarladığını, davacının tescil ettirmiş olduğu tasarımın tescil şartlarını taşımadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili, birleşen davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükümsüzlüğü istenen tasarım tescilinin yenilik ve ayırt edicilik niteliğini taşımadığı, tescil tarihinden önce kamuya sunulduğu, ürünün kamuya arz tarihi dikkate alındığında tasarımın hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, Endüstriyel Tasarımın başvuru tarihinde yeni ve ayırt edici özelliğe sahip olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabülü ile 00730 no ile tescilli 03 no.lu pardesü tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin tasarımlarının yenilik ve ayırt edicilik vasıflarını haiz olduğunu, 2014 yılının başından beri model üzerinde çalışıldığı ve 2015 yılı ilkbahar ve yaz ürünü diye katalog bastırdığını, bilirkişi heyetinin hataya düştüğü noktanın 30.01.2015 tarihinde korunması ile tescili talepli TÜRK PATENT'e müracaat edildiğinde bu ürünün yapım aşamasında olmayıp daha önceden 2014 yılı başından beri üzerinde çalışılmış bir ürün olduğunu, bu durumun sektörde olan herkes tarafından bilindiğini, daha önceden tasarımlarının hiçbir yerde yapılmadığını, davalının müvekkilinin tasarımlarını taklit ederek daha fazla kazanç elde etme niyetinde olduğunu, ayrıca karşı davanın ispat edilemediği, hükümsüzlük davasının reddi gerektiği, davalının müvekkiline ait ürünleri taklit ederek normalin çok altında fiyatlara satarak müvekkili ile müşterileri arasında sorunlara yol açtığını, mahkemenin verdiği kararın hukuka aykırı olduğunu, davalının eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğu, bu yönden taleplerinin ve manevi tazminatın da kabulü gerektiği, yine mahkemenin tazminat talebi yönünden 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (554 sayılı KHK) 52 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca hesaplama yapılması gerekirken davayı reddetmesinin doğru olmadığı, mahkemenin itirazlarını dikkate almadığını, çelişkilerin giderilmediği, davalının 500-600 ürün üretmiş olduğu, aslında daha fazla ürün üretmiş olabileceği, en azından müvekkilinin 120.000,00 TL zarara uğradığını, bu miktardan %10 maliyet düşürülerek 108.000,00 TL tazminat hesaplaması gerektiğini, bilirkişi raporlarının daha önce alınan raporlar ile çelişkili olduğunu, yine davanın niteliği gereği davalı lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 4 ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu, ayrıca diğer harç ve masrafların da doğru olmadığı, yine lehlerine hükmedilen vekalet ücretlerinin de eksik ve yanlış olduğu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama sırasında alınan 15.01.2018 ve 11.09.2018 tarihli bilirkişi raporlarında davacı-birleşen davalıya ait tasarımın yenilik unsurunu içermediği yolunda görüş bildirildiği, söz konusu raporların ayrıntılı incelemeyi içerdiği gibi istinaf denetimine de elverişli nitelikte bulunduğu, hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, asıl davadaki reddedilen talepler yönünden 3 ayrı vekalet ücretine, birleşen davanın da kabul edilmesi nedeniyle bu davada ayrıca tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.
Asıl dava, tasarıma tecavüzün önlenmesi, durdurulması ile maddi ve manevi tazminat, birleşen dava ise tasarımın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini taleplerine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 554 sayılı KHK'nın 52 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.