Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/07/2005 gün ve 2004/869-2005/535 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Dairemizin gerek 22.03.2007 tarih, 2006/1833 Esas, 2007/4795 Karar ve gerekse 13.04.2010 tarih, 2010/3765 Esas ve 2010/4186 karar sayılı geri çevirme kararlarında, Tebligat Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca tebligatın, tebliğ yapılacak kişinin bilinen en son adresine yapılacağı, tebliği alacak kişinin bu adreste bulunamaması halinde, yeni adresin tebliğ memuru ve tebliği çıkaran kuruluş tarafından, Tebligat Tüzüğü’nün 13. maddesinde belirtilen usule göre araştırılması gerektiği, bu araştırmaya rağmen rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise, o kişinin adresi meçhul kabul edilerek, Tebligat Kanunu’nun 28. ve Tebligat Tüzüğü’nün 46. maddeleri uyarınca ilanen tebliğe karar verilebileceği, ancak belirtilen soruşturma biçiminin sınırlayıcı olmayıp, tebliği çıkaran merciin lüzum görmesi halinde özel kuruluşlardan da adres soruşturması yapabileceği açıkça ifade edilmiş olup, yine aynı kararda, bu kuruluşların içinde, nüfus, vergi ve tapu idareleri ile belediyeler gibi kuruluşların yer aldığı, adres araştırmasının sadece zabıta (polis) ile sınırlı tutulmasının, savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacağı, bu nedenle adres araştırmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Ancak, mahkemece, her iki geri çevirme kararının gereği yerine getirilmeden bu kararlarda belirtilen kuruluşlardan davalının tebligata yarar adresinin belirlenmesi için her hangi bir araştırma yapmadan sadece davalının oturduğu iddia edilen adrese bakan polis karakoluna ve seçim müdürlüğüne müzekkere yazılarak sonuca ulaşılmaya çalışılmış, seçim müdürlüğüne yazılan müzekkerenin cevabı dahi beklenmeden doğrudan ilanen tebligat yoluna gidilmiştir.
Bununla birlikte, Dairemizin geri çevirme kararlarından sonra 19.01.2011 tarihinden Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bir kısım maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Buna göre 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesine “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır” fıkrası, 21. maddesine ise “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” fıkrası eklenmiştir.
Bu itibarla, mahkemece, yukarıda yazılı açıklamalar doğrultusunda 7201 sayılı Tebligat Kanunu’ndaki değişiklikler de göz önüne alınarak davalının adresinin tesbit edilerek, buna göre gerekçeli kararın tebliği ile temyiz süresinin beklenilmesinden sonra dosyanın iadesi için mahalline geri çevrilmesine ve geri çevirme kararı gereğinin titizlikle yerine getirilmesi, aksi halde sorumlular hakkında yasal işlem başlatılacağının bilinmesi hususunda uyarılmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan eksikliğin giderilmesinden sonra iadesi için dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 13/09/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.