Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. İstanbul Anadolu 26. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.09.2013 tarihli ve 2011/859 Esas, 2013/708 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 265 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına,

2. İstanbul Anadolu 26. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.04.2016 tarihli ve 2015/403 Esas, 2016/272 Karar sayılı kararıyla, sanığın, denetim süresi içerisinde, suç tarihi 29.08.2014 olan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediğinden bahisle yapılan ihbar üzerine, görevi yaptırmamak için direnme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,

Karar verilmiştir.

Sanığın temyiz isteği, hükmü temyiz etme iradesinden ibarettir.

Sanığın, aracıyla seyir halinde olduğu sırada durdurulması ve kimlik tespiti için emniyete davet edilmesi üzerine kaçmaya çalışıp, yaşanan boğuşma sırasında da polis memuru olan mağduru ısırması suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediği, sanık savunması ve tüm dosya kapsamıyla Yerel Mahkemece kabul olunmuştur.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası uyarınca, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, duruşma açılmasını müteakip, sanığın duruşmaya gelmediği takdirde yokluğunda duruşmaya devam edilerek hükmün açıklanacağına ilişkin ihtarı içeren meşruhatlı davetiye ile duruşmadan haberdar edilerek savunması alındıktan sonra hükmün açıklanmasına karar verilmesi gerekliliği karşısında, incelemeye esas dosya kapsamında sanığın bilinen son adresine çıkarılan davetiyede ihtar bulunmadığı gibi tebliğin, adresin yıkılmış olması nedeniyle iade dönmesi üzerine Merkezî Nüfus İdare Sistemi adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ihtar içeren duruşma davetiyesi de tebliğ edilmediği anlaşıldığından, yöntemine uygun şekilde duruşmadan haberdar edilmeyen sanığın yokluğunda hükmün açıklanmasına karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması hukuka aykırı görülmüştür.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden, sair hususlar incelenmeksizin HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
21.02.2024 tarihinde karar verildi.