Mahkûmiyet

İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. fıkrası ve 286/2-b bendi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2020 tarihli, 2019/379 Esas, 2020/172 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı

Kanun) 81/1, 35/2,29/1, 62/1 ve 53/1. maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 28.04.2021 tarihli, 2020/1848 Esas, 2021/810 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ve katılan vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun'un 280/1. fıkrası uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun'un 280/2. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile, sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 35/2,29/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

1.Sanık müdafiinin temyiz sebebi, sanığın öldürme kastının olmadığından bahisle suç vasfına ilişkindir.

2.Katılan vekilinin temyiz sebepleri, ceza miktarının yetersiz olduğuna ve vekalet ücretine ilişkindir.
3.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebebi, sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğundan bahisle suç vasfına ilişkindir.

1. Olay günü saat 00.30 sıralarında sanığın eski sevgilisi Abdulbakı ile Akyokuş mevkiinde alkol aldıkları, daha sonra sanığın yeni sevgilisi ...'ın aynı yere geldiği, başlayan tartışmada mağdurun sanığı kolundan tutarak iteklediği, sanığın da ele geçirilemeyen tabanca ile mağdura doğru hedef gözeterek 3-4 el ateş ettiği, katılanın sol el bileğinden basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, hayati tehlike oluşturmayacak şekilde yaralandığı, bileğindeki kırığın hayat fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek nitelikte olduğu anlaşılan olayda;

2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, sanığın hedef aldığı vücut bölgesi, yara yeri, katılan hakkında Adli Tıp Kurumu Konya Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 27.04.2021 tarihli rapora göre yaranın niteliği, kullanılan aletin elverişliliği, sanığın fiilden sonraki davranışları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, sanığın eylemi ile orantılı şekilde ceza tayin edildiği anlaşıldığından, hükümde düzeltme nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.

3. Katılanın kendisini vekille temsil ettirmesine ve sanığın yargılama konusu suçtan mahkûmiyetine karar verilmesine rağmen katılan lehine vekâlet ücretine hükmolunmaması hukuka aykırı görülmüş ise de bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.

Gerekçe bölümünde (3) numaralı paragrafta açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 28.04.2021 tarihli, 2020/1848 Esas, 2021/810 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1-h bendi gereği hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ilişkin paragrafa; “Katılan kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/1. fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesi için 6.810 TL, bölge adliye mahkemesinde yapılan yargılama için 4.080 TL maktu vekâlet ücretinin sanıktan tahsili ile katılana verilmesine,” ibaresinin eklenmesi suretiyle, Tebliğname’ye kısmen aykırı olarak, üye ...'ın suç vasfına ilişkin karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. fıkrası uyarınca Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

14.05.2024 tarihinde karar verildi.

K A R Ş I O Y

TCK'nın “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesi;
“(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.

Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315).
Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır" şeklinde açıklanmıştır.
Kasten yaralama suçu ile kasten öldürme suçuna teşebbüs arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun çözülmesi gerekmektedir.
TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
İlkeleri, CGK'nın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüsü oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanamaz.

Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Müşteki ile sanık arasında olay öncesinde duygusal arkadaşlık bağı bulunduğu, olay tarihinde "saat 00.30 sıralarında ortak arkadaşları ... ile birlikte içki içerek eğlenmek ve vakit geçirmek için Akyokuş denilen mevkiiye giderek birlikte alkol aldıkları esnada bir süreliğine tuvalete gitmek için bulunduğu noktadan ayrılan sanığın yeni erkek arkadaşı olarak tarif ettiği ... isimli şahısla olay yerinde

karşılaştığı, ...'a ait aracın kapısı açık ve sanığın da açık olan sürücü kapısının önünde oturur vaziyette olduğu halde sohbet ettikleri esnada müştekinin ... ve sanığı birlikte görerek ...'a hitaben "o benim sevgilim" diye sözlü tartışma başlattığı ve sanığın mağdurun arkadaşı ...'a sinirlenerek saldırması, ayırmak için araya girdiğinde kendisini darp etmesi, boğazını sıkması ve yere fırlatması üzerine sanığın olay noktasına yakın olan tanık ...'in sürücülüğünü yaptığı araç içerisindeki ele geçirilemeyen silahla müştekiye 3-4 el ateş etmek suretiyle müştekiyi atılan mermilerden birinin koluna isabeti sonucu (sol el distalinden girip çıkarak sağ eli sıyırmış üçüncü derece kırığa ve BTM ile giderilemeyecek, hayati tehlikeye neden olmayacak şekilde) yaraladığı, yapılan aramalara rağmen suçta kullanılan silahın, kovanların ve mermi çekirdeklerinin ele geçirilemediği, Kriminal inceleme yapılamadığı, müştekinin yaralanmasına ilişkin alınan kati hekim raporunda, radius alt uçta kırık olduğunun, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceğinin, hayati tehlikesinin olmadığının saptandığı, sanığın olay esnasında 1.77 promil alkollü olduğunun adli raporla sabit olduğu,
Ancak olay yerinde herhangi bir kovan bulunamadığı için sanığın olay sırasında silahla kaç el ateş ettiğinin belli olmadığı, olayda kullanılan silahın sanık tarafından üzerinde taşınan bir silah olmayıp, kim olduğu tespit edilemeyen bir şahıstan alındığının kabul edildiği ve yerel mahkemece sanık hakkında ruhsatsız silah taşımak suçundan CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verildiği, sanığın daha önce ateşli silah kullanıp kullanmadığı hususunda da net bir bilgi bulunmadığı, sanığın mağdurun arkadaşı ...'a sinirlenerek saldırması, ayırmak için araya girdiğinde kendisini darp etmesi, boğazını sıkması ve yere fırlatması sonucunda (adli raporunda sağ elde hassasiyet olduğu) hiddetlenerek bilmediği bir şahsın belindeki tabancayı alarak rast gele üç yada dört el ateş ettiğini savunması, bu atışları sırasında sanık ile mağdur arasında ifade de geçtiği gibi üç veya beş metre olup olmadığının net bir şekilde belirlenememesi, olayın gece vakti saat 03.00 sıralarında pekte aydınlık olmayan bir ortamda gerçekleşmesi, mağdurun birinci atışta mı yoksa diğer atışlardan birisi veya sonuncusunda mı yaralandığının belirlenememesi, sanığın mağdurun hayati bölgesi olan yarım metre genişliğinde ve bir metre yüksekliğinde en az 0,5 metre kare genişliğinde oldukça büyük bir alana yani karın ve gögüs bölgesine veya kafa bölgesine atış etmek yerine mağdurun 7 cm genişliğinde kol bölgesinden sadece bir isabet alması, bu isabetin kolun iç veya dış tarafından giriş çıkış yaptığının belirlenememesi, mağdurla sanık arasında öldürmeye gerektirecek şekilde bir husumet bulunmaması, mağdurun sol el distalinden girip çıkarak sağ eli sıyırmış üçüncü derece kırığa ve BTM ile giderilemeyecek, hayati tehlikeye neden olmayacak şekilde yaralanması,mağdurun yaralanmasının nitelikli olmadığını gören sanığın tabancadaki kalan mermileri engel sebep olmaksızın kullanmaması, sanığın olay sırasında 177 promil alkollü yani oldukça tavır ve davranışlarının kontrol edemeyecek durumda olması da birlikte değerlendirildiğinde sanığın mağdura yönelik atışlarının yaralama kastıyla mı, yoksa öldürme kastıyla mı yapıldığı hususunda şüphe bulunduğu, bu şüphenin sanık lehine değerlendirilerek TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/3,29 ve 62. maddeleri uygulanmak suretiyle karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.