Davanın reddine
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili 22.05.2014 tarihli dava dilekçesinde özetle; Siirt ili Eruh ilçesi ... Köyünde kain, tapuda Hazine adına orman niteliği ile kayıtlı 101 ada 1 ve ham toprak niteliğiyle kayıtlı 125 ada 21 parsel sayılı taşınmazların bir bölümünün müvekkilinin zilyetliğinde bulunduğu iddiasıyla tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Dava konusu taşınmazların orman sayılan yerlerden olmadığı ve davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği" gerekçesiyle, davanın kabulüne, 01.06.2015 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde 125 ada 21 sayılı parselin (A) harfiyle gösterilen 7.236,38 m2 ve 101 ada 1 sayılı parselin (C) harfiyle gösterilen 11.710,94 m2'lik bölümlerinin tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün, davalı Hazine ile davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 27.02.2018 tarihli ve 2016/7366 Esas, 2018/1531 Karar sayılı ilamıyla; "Mahkemece mahallinde yapılan keşifte sadece fen ve ziraat bilirkişilerinin hazır bulunduğu, orman araştırması yönünden keşifte hazır bulunmayan orman bilirkişisinden dosya üzerinden rapor aldırıldığı, keşifte hazır bulunmayan orman bilirkişisinin hazırlamış olduğu raporun hükme dayanak alınmasının usul ve kanuna aykırı olduğu, ziraat bilirkişisinin ise çekişmeli taşınmazlardan sadece 125 ada 21 sayılı parsel yönünden inceleme yaptığı, çekişmeli 101 ada 1 sayılı parsel yönünden raporunda hiçbir tespite yer vermediği, ayrıca, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin davacının zilyetliğini doğrular mahiyette beyanda bulundukları, çekişmeli taşınmazların dedelerinden kalma olup önceleri arpa buğday ekilerek son üç yıldır ise fıstık ekilerek zilyet edildiğini beyan etmiş iseler de, hükme esas alınan orman ve jeodezi bilirkişi raporlarında çekişmeli taşınmazların 1984 tarihli hava fotoğrafında çalılık alanda kaldığının belirtildiği, bu haliyle davacının zilyetlik süresinin kazanıma uygun olup olmadığı yönünde tereddüt meydana geldiği ve mahkeme gerekçeli kararda bu durumun, terör nedeniyle köyün terkedilmesinden kaynaklandığını ve zilyetliğin iradi terki mahiyetinde olmadığını belirtmiş ise de keşifte dinlenen kişilerin bu yönde hiçbir beyanı bulunmadığı belirtilerek, usulüne uygun orman ve zilyetlik araştırması yapılması" gereğine değinilerek bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; "Dava konusu edilen 101 ada 1 parselin C harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün orman içi açıklık ve öncesi itibariyle orman görünümlü olduğu, 125 ada 21 parselin A ile gösterilen kısmının ise orman sayılan yerlerden olduğu" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'la (5304 sayılı Kanun) değişik 4 üncü maddesi uyarınca 2009 yılında yapılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmeden karar verilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usûl ve kanuna aykırılık oluşturmaktadır.
Şöyle ki; hükme esas alınan orman bilirkişi raporunda, incelendiği belirtilen ve dava konusu taşınmazların yoğun meşe ağaçları ile kaplı olduğunun saptandığı eski tarihli hava fotoğrafları üzerinde taşınmazların gösterimi yapılmış olmadığından, bilirkişinin tespiti denetlenememiş, yine 101 ada 1 parselin (C) harfi ile gösterilen kısmı bilirkişi tarafından orman içi açıklık olarak nitelendirilmişse de; dava konusu taşınmaz bölümünün dört tarafı da orman olmadığından yapılan tespitin hatalı olduğu görülmüş, ayrıca orman bilirkişi tarafından 1984 yılı hava fotoğrafında ve diğer incelenen 1973,2001,2007 yılı hava fotoğraflarında taşınmazlar üzerinde aynı ve tek tip ifadelerle yoğun meşe ağaçları bulunduğunun belirtilmesine karşın, jeodezi uzmanı tarafından 1984 tarihli hava fotoğrafında taşınmazlar üzerinde seyrek çalılık ve ham toprak emarelerinin varlığından bahsedilmiş olması karşısında orman bilirkişinin tespitleri yönünden tereddüt hasıl olmuş, raporun bu haliyle hüküm kurmak için yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Bu şekilde eksik araştırma sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için; dosya arasında bulunmayan yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ilgili yerlerden getirtilip, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi, üç ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte, getirtilen ve dosya arasında bulunan belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun), 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine Ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) ve 5658 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun'lar (5658 sayılı Kanun)
karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; dosyaya getirtilen ve dosya arasında bulunan belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli, dava konusu taşınmazların öncesinin tereddütsüz olarak orman olmadığının anlaşılması durumunda; zilyetlikle kazanım koşullarının davacı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi için yapılacak araştırma yönünden, mahalli bilirkişilerin çekişmeli taşınmazların 1984 yılından itibaren terör nedeniyle 10 yıl süreyle kullanılmadığını belirttiği göz önüne alınarak 1984 öncesi ve 1994 sonrası stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı, ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dosya arasında bulunan komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, yine dava konusu taşınmazlara komşu olan ve kadastro sırasında davacı adına senetsizden tespit ve tescil gören 125 ada 22 parselden dava konusu yerlerin ne gibi özelliklerle ayrıldığını karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği Tapu Müdürlüğü ve ilgili Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usûl ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
13.05.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.