Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, 338 parsel sayılı taşınmazın 40/80 payının müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin bu taşınmazın bir kısmını miras yolu ile bir kısmını da şufa davası ile edindiğini, şufa davası ile edinmiş olduğu pay içerisinde davalılarca kullanılan kayısı bahçesi bulunduğunu, şufa davası sonuçlandıktan sonra davalılardan Süleyman'a taşınmazdan çıkması hususunda ihtarname gönderdiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 23.683,43 TL ecrimisilin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiş, 04.03.2015 tarihli dilekçesi ile talebini 29.225,04 TL olarak güncellemiştir.
Davalılar vekili, taşınmaz üzerindeki kayısı bahçesini ve her türlü bakımını ...'un yaptırdığını, ...un ise diğer davalının eşi olduğunu ve davaya konu kayısı bahçesi ile bir ilgisi olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 14.612,52 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup, bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlar getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Somut olayın değerlendirilmesinde, davalılardan ...’un dava konusu taşınmazın 1/2 payını 2008 yılında satın aldığı, tarla vasfında olan taşınmazın davaya konu edilen 22.480,80 m2 bölümünü tanık beyanları ve ağaçların bilirkişi raporu tespit edilen yaşına göre davalı ...’ın satın aldıktan sonra kendi emeği ile kayısı bahçesi haline getirdiği, dava konusu 338 parsel sayılı taşınmaz ilgili olarak açılan şufa davasının kabul edilmekle davalı ...’ın satın aldığı 1/2 payın iptal edilerek davacı adına tesciline karar verildiği ve bu kararın 13.09.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
1. Taşınmazın tarla vasfında olup davalı ... tarafından 1/2 pay satın alınmasını müteakip 22.480,80 m2 bölümünün emek sarfedilmek suretiyle kayısı bahçesi haline getirildiği anlaşılmıştır. Ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda, ecrimisil bedelinin taşınmazın tapu kaydındaki vasfına değer verilmek suretiyle tarla olarak getireceği gelir üzerinden belirlenmesi gerekirken, kayısı bahçesi olarak getirdiği gelir üzerinden belirlendiği görülmektedir. Mahkemece konusunda uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapılarak, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, oluşacak sonuca göre davalının kullandığı yer gözetilerek, davacının payı oranında belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
2. Dosya kapsamına ve toplanan delillere göre; davalılardan Fadime’nin paydaşı olduğu dava konusu 338 parsel sayılı taşınmazda kullanımı olduğu ispatlanamadığından, ...’a yönelik davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi yanlıştır.
Kabule göre de, davalıların yararlandıkları alanlar için belirlenen ecrimisil tutarından ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerekirken, belirlenen ecrimisilin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi doğru değildir.
Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin yukarıda (1) ve (2) nolu bentte belirtilen temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.