Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından, kusur belirlemesi, davacı yararına hükmolunan maddi ve manevi tazminat, tedbir ve yoksulluk nafakası ile çocuklar için takdir edilen tedbir ve iştirak nafakaları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yabancı boşanma kararı tanındığına göre, çocuklar için 20.07.2010 tarihinde açılan bu davada dava tarihinden geçerli olmak üzere taktir edilen nafakanın artık tedbir değil, iştirak nafakası niteliğini aldığının kabulü gerekmesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasıyla, yabancı ilamın kesin hüküm etkisi hasıl olmuş (5718 s. MÖHUK.md.59), taraflar yabancı mahkeme kararının kesinleştiği 13.10.2008 tarihi itibarıyla boşanmışlardır. Tanımaya ilişkin kararın bu davadan sonra kesinleşmiş olması, bu hukuki gerçeği değiştirmez. Bu halde tarafların birbirlerine karşı evlilik birliğinden doğan yasal yükümlülükleri, boşanma tarihinde ortadan kalmıştır. Türk Medeni Kanununun 169. maddesinde yer alan geçici önlemlere ise, ancak boşanma veya ayrılık davasının devamı süresince hükmedilebilir. Tanınmakla kesin hüküm etkisi yabancı ülkedeki kesinleşme anından itibaren hasıl olmuş bulunan bir boşanma kararından sonra ise, boşanmış olan eş yararına Türk Medeni Kanununun 169. maddesine dayanılarak tedbir nafakasına hükmolunamaz (2 H.D'nin 12.09.2012 tarihli ve 2012/14566 esas, 2012/21053 karar sayılı kararı). Bu husus gözetilmeden davacı yararına tedbir nafakası takdir ve tayin edilmesi doğru bulunmamıştır.

3-Tanınmasına karar verilen yabancı mahkemenin boşanma kararında “boşanmanın tarafların ortaklaşa haksızlıklarına dayanılarak” karara bağlandığı ifade edilmektedir. Bu ifadeden boşanmaya tarafların eşit kusurlu davranışları esas alınarak hükmedilmiş olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu ilam tanındığına göre kesin hüküm etkisi hasıl olmuş ve tarafları bakımından bağlayıcılık vasfını kazanmıştır. Boşanma sebebiyle maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için ise tazminat talep eden tarafın kusursuz ya da diğerine göre daha az kusurlu olması zorunludur (TMK m.174). Davacı boşanmada eşit derecede kusurlu görüldüğüne göre lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde tazminata hükmolunması da isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 05.12.2012 (Çrş.)

Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınması ile yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan hüküm ifade edeceği (5718 s.K.md.59) kuşkusuzdur.

Ne var ki tanıma kararının kesinleşmesi tarihine karar mevcut evliliğin HÜKMEN GEÇERLİLİĞİNİ KORUDUĞU da bir gerçektir.
Boşanma davasına bakan hakim Türk Medeni Kanununun 169. madde hükmüne göre alacağı önlemleri ancak tanıma kararının kesinleşmesi tarihi ile sınırlı olarak alabilir.
Yerel mahkeme hakiminin boşanma davasının açıldığı tarih olan 20.07.2010 tarihinden boşanma kararının kesinleşmesi tarihi olan 26.01.2012 tarihine kadar davalı kadın eşe Türk Medeni Kanununun 169. madde hükmüne göre tedbir nafakası vermesinde usule aykırı bir uygulama söz konusu değildir.
Davalı kadın eşin EŞ SIFATI Türk Hukukuna göre tanıma kararının kesinleşmesi tarihine kadar SÜRDÜĞÜNE göre “TEDBİR NAFAKASI” verilmesi bağlamında yerel mahkeme hakiminin önlem alması Türk Medeni Kanununun 169 ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. madde kurallarına uygundur.
Bir yandan tanıma kararının kesinleşmesi davasına kadar davalı kadının EŞ SIFATININ SÜRDÜĞÜNÜ kabul edip diğer yandan eş sıfatının sürdüğü döneme ilişkin Türk Medeni Kanununun 169. madde hükmüne göre önlem alınamayacağını ileri sürmek tedbir nafakası verilmesi bağlamında yaman bir çelişki oluşturur.
Farklı düşünüyorum.