SAYISI: 2016/624 E., 2018/722 K.

Taraflar arasındaki konut sigortasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 13.03.2016 ile 30.05.2016 tarihleri arasında Hakkari'nin ... ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini, bu sürede davacının burada bulunan konutlarının ve konutlar içindeki eşyalarının terör eylemleri sonucu zarar gördüğünü, konutların davalı tarafından Mutlu Konut Sigorta poliçesi ile sigortalandığını, sigorta poliçesinde terör eylemlerinin de teminat kapsamında olduğunu, meydana gelen zararın giderilmesi için davalı şirkete başvurulduğunu ancak talebin reddedildiğini, ret kararının hatalı olduğunu ve davalının oluşan zarardan sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş; 30.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 118.000,00 TL'ye yükseltmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirket nezdinde geçerli bir poliçenin bulunmadığını, davacının primlerini ödememesi nedeniyle sigorta sözleşmesinin feshedildiğini, davacı tarafından poliçe akdedileceği esnada taşınmazın bulunduğu bölgede terör olaylarının yaşandığını, daha önce ilan edildiği gibi yine sokağa çıkma yasağı ilan edileceğinin bilindiğini, rizikonun bilinmezliği ilkesine aykırı olacak şekilde mezkur poliçeler akdedilmek istendiğini, davacının bildirim yükümlülüğüne uymadığını, rizikonun bilinmezliği ilkesine de aykırı olarak doğacağını bildiği bir zararı kazanç elde etmek maksadı ile sigorta altına almak istediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için davacının şirketlerine karşı tazminat talep edebileceği düşünülürse dahi özel ve genel şartları gereğince belirlenecek ve konusunda uzman bilirkişilerce tespit edilecek zararın %5 muafiyet tenzili sonrasındaki bakiyesinin ödenebileceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının konutlarının ve içinde bulunan eşyaların sigorta sözleşmesinde terör rizikosuna karşı teminat altına alındığı, davaya konu rizikonun teminat süresi içerisinde gerçekleştiği, öncelikle sigorta poliçesindeki limit içerisinde kalan zararın sigorta kapsamında sigorta şirketi tarafından zararın karşılanması gerektiği, 31.07.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunun denetime elverişli olduğu, hükme esas alınması gerektiği, raporda hasar miktarı ile hasara uğrayan eşya bedelinin hesaplandığı, poliçede yer alan %5 terör muafiyetinin uygulandığı, toplam zararın 153.144,23 TL hesaplandığı, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği ıslah edilen miktar üzerinden talebin kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 118.000,00 TL alacağın dava tarihi olan 19.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından primlerin ödenmediğini, bu nedenle geçerli poliçeler bulunmadığını, davacı tarafından poliçe akdedileceği esnada taşınmazın bulunduğu bölgede terör olaylarının yaşandığını, daha önce ilan edildiği gibi yine sokağa çıkma yasağı ilan edileceğinin bilindiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için davacıların şirketlerine karşı tazminat talep edebilecekleri düşünülürse dahi özel ve genel şartları gereğince belirlenecek ve konusunda uzman bilirkişilerce tespit edilecek zararın %5 muafiyet tenzili sonrasındaki bakiyesinin ödenebileceğini belirterek kararın kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu konut sigorta poliçesinin atıfta bulunduğu Yangın Sigortası Genel Şartlarında düzenlenen terör klozuna göre 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda belirtilen terör eylemleri ve bu eylemlerden doğan sabotaj ile bunları önlemek ve etkilerini azaltmak amacıyla yetkili organlar tarafından yapılan müdahaleler sonucu sigortalı şeylerde meydana gelen zararların teminata ilave edildiği, olay tarihlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinin, güvenlik güçlerinin operasyon yaptığının televizyon ve basında yer aldığı, davalı şirketin acentesinin olaylardan önce poliçe tanzim etmesinin sigorta şirketi ile acente arasında ki ilişkiyi ilgilendirdiği, davalının basmetli tacir gibi hareket etmesi gerektiğinden sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığından söz edilemeyeceği, 5233 sayılı Kanun gereğince sigorta tarafından yapılan ödemelerin Devlete rücu edilemeyeceği yönündeki düzenleme ve sigortanın yaptığı ödemenin kanun kapsamında yapılacak ödemeden mahsup edileceği gözetildiğinde zenginleşme yasağı kapsamına girmediği, ıslah tarihi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, rizikonun bilinmezliği ilkesine aykırı olarak poliçeler akdedildiğini, davacı tarafın bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, olayların yaşandığı yerin taşınması, zarar gören taşınmazlar hakkında yıkım kararı alınmasının söz konusu olduğunu, davacının konutlarının bu yerlerden olması halinde davanın reddi gerektiğini, davacı tarafından devlete yapılan bir başvuru olup olmadığının, davacının ödeme alıp almadığının belirlenmesi gerektiğini, hasar bildirimi üzerine poliçelerin iptal edildiğini, primlerin iade edildiğini, davanın kabulü halinde primlerin mahsup edilmesi gerektiğini, fesih hakkının değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunun usulsüz olduğunu, raporun soyut verilere dayandığını, bu rapor doğrultusunda hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hasar tarihi dikkate alındığında iki yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra yapılan ıslah kabul edilerek hüküm kurulduğunu, zamanaşımının dolmuş olması nedeniyle davanın reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

13.03.2016-30.05.2016 tarihleri arasında Hakkari/...'da ilan edilen sokağa çıkma yasağı sürecinde ortaya çıkan çatışmalar nedeniyle davacının davalı tarafından Mutlu Konut Sigorta poliçesi ile sigortalanan konutlarında ve sigortalanan eşyalarda meydana gelen zararın sigorta sözleşmesi kapsamında davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1401,1409,1420 ve 1453 üncü maddeleri, Yangın Sigortası Genel Şartları.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda hasar tespitinin rizikonun meydana geldiği tarihteki rayiç değerleri üzerinde durularak hesaplanmasının yerinde olmasına, bilirkişi heyet teşekkülünün usule uygun olmasına, poliçe hükümlerinin dikkate alınarak terör muafiyetinin uygulanmış olmasına, davacının talebinin poliçe teminatı kapsamında yer almasına, ıslah dilekçesinde talep edilen miktara göre karar verilmesine ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.