Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili, 11.05.2016 tarihli ek karar ile temyiz talebinin süreden reddedilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı üçüncü kişi vekili, 30.06.2014 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait malların haczedildiğini, müvekkili şirket ile borçlu şirket arasında devir işlemi olmadığını, müvekkili şirketin, haciz adresi özel hastaneyi kendisinden önceki, işletme hakkı sahibi olan dava dışı firmadan devir aldığını ileri sürerek, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmemiş, duruşmalarda alınan beyanlarında davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu haczin takip dayanağı kredi sözleşmelerinde yer alan borçlu şirket adresinde yapıldığı, mahcuzun niteliği ile borçlu şirketin faaliyet alanının uyumlu olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı üçüncü kişi tarafından temyizi üzerine Mahkemece, 11.05.2016 tarihli ek karar ile, temyiz talebinin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu kez ek karar davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkin olup, anılan Kanun'un 97. maddesinin 11. fıkrası uyarınca basit yargılama usulune tabidir.
Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK'nin “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen;
(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar” dan kastedilen HMK'nin 297. maddesindeki unsurlardır.
Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK'nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK'nin 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK'nin 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim” kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuyla ilgili içtihatı da bu yöndedir. (21.01.2015 tarihli ve 2014/9-1438 Esas, 2015/580 K. sayılı karar) Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararın temyiz edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararın tebliğinin temyiz hakkının etkili şekilde kullanılması bakımından gerekli olduğunu, bu yükümlülük getirilmeden kararın kesinleştirilmesini hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru).
Temyize konu olayda, 08.03.2016 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Ayrıca gerekçeli kararın temyiz edene tebliğinin de yapılmadığı dikkate alındığında temyiz isteminin reddine dair ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu söylenemez.
Tüm bunlardan ayrı olarak, Mahkemece temyiz talebinin süre aşımı nedeni ile reddine karar verildiği 11.05.2016 tarihli kararında kanun yolu merci ve süresi gösterilmemiş ve ek kararı tebliğ alan davacı üçüncü kişi vekili de onuncu günde kararı temyiz etmiştir. HUMK. m.432/son hükmü gereğince bu ret kararına karşı temyiz süresi kararın tebliğinden itibaren yedi gündür. Fakat Mahkemece temyizin süre yönünden reddine ilişkin ek kararda kanun yolu merci ve süresi gösterilmeyerek temyiz süresi ve merci konusunda tarafları yanıltacak şekilde hüküm oluşturulmuştur. Anayasa Mahkemesinin 20/1/2016 tarihli, 2013/7114 başvuru numaralı kararında da belirtildiği üzere kararda temyiz süresinin hatalı gösterilerek ya da hiç gösterilmeyerek hukuki belirsizliğe yol açılması, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır. 6100 sayılı HMK’nin 297/1-ç maddesi ve Anayasa’nın 40. maddesi hükümlerine göre de kararda yasa yolu, süresi, mercii ve şeklinin açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin kararı ışığında Mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü göz önüne alındığında temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine dair karara yönelik temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşılmakla Ankara 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 11.05.2016 tarih ve 2015/1187 Esas, 2016/218 Karar sayılı temyiz isteminin reddine dair verilen ek kararın kaldırılmasına karar verilerek;davacı üçüncü kişi vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, Mahkeme gerekçesinin aksine, alacaklı tarafça borçlu şirket aleyhine genel haciz yolu ile başlatılan takipte, takip dayanağı olarak yer verilen 06.01.2006 tarihli kredi sözleşmesi, 07.10.2009 tarihli hesap kat ihtarnamesi ve 07.10.2009 tarihli cari hesap ekstresinde yer alan borçlu adresi ile haciz adresinin aynı yer olmadığı, dava konusu haciz esnasında yapılan evrak araştırmasında borçlu şirkete ait belgeye rastlanmadığı, tüm bunlardan ayrı olarak davacı üçüncü kişi vekilinin müvekkili şirketin, haciz adresi özel hastaneyi kendisinden önce işletme hakkı sahibi olan dava dışı bir firmadan devir aldığını beyan ettiği anlaşılmıştır.
Devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvaazalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlıdır.
Ayrıca, İİK'nin 44.maddesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi işletmenin devrini sakatlamaz. Anılan hükmün yalnız cezai yaptırımı vardır. (İİK mad.337/a) Aktiflerin devredenin malvarlığından çıkmamış kabul edilmesini, yani haczedilmesini sağlayacak tek yol, muvazaanın ispat edilmesidir.
Bu bilgilere göre, davalı alacaklı vekilinin yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmediği nazara alındığında, davacı üçüncü kişi ile borçlu arasında danışıklı işlem olduğunun ispat edilemediğinin kabulü gerekmiştir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nin 366 ve HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 13.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.