İstinaf başvurularının esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

A. Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.02.2021 tarihli ve 2020/197 Esas, 2021/22 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca 20 yıl 7 ay 15 gün hapis ve 68.740,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

B. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan ve re'sen de istinafa tabi olan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; temyiz isteminin yerinde görülmemesi nedeniyle esastan reddi yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;

1. Suçun unsurlarının oluşmadığına, 2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmemesi ve verilen cezanın bu miktarda olmaması gerektiğine, 4. Cizre gibi her 200 metrede bir okul, yurt, ibadethane gibi bina ve tesislerin bulunduğu yerde 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca cezada artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğuna, 5. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 6. Sanığın lehine olan hükümlerin uygulanması gerektiğine, 7. Re'sen takdir edilecek nedenlere ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin suçun vasfına ve sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına, temel cezaların alt sınır aşılarak belirlenmesine, delillerin hukuka uygun olarak toplandığına ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı, dosyadaki delillerin suçun sübutunu tayinde yeterli olduğu anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, aşağıda belirtilenler dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.

1. Suç tarihleri 19.12.2018,13.01.2019,16.01.2019 olduğu halde gerekçeli karar başlığında 16.01.2019 olarak gösterilmesi,
2. 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi gereğince eylem sayısına göre belirlenen artırım oranının Dairemizin yerleşik uygulamaları gereğince 1/3 olup ölçülü ve orantılı olduğu gözetilmeksizin fazla cezaya hükmedilmesi,
3. 16.01.2019 tarihli olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın alıcı Yunus'un içinde bulunduğu araca bindiği, uyuşturucu madde satışının 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının (b) bendi kapsamında kalan yerdeki araç içinde gerçekleştiği anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli, 2020/327 Esas ve 2021/145 Karar sayılı kararı da gözetilerek; özel aracın,“umumi veya umuma açık yer” kapsamında olmadığı, dolayısıyla sanık hakkında 16.01.2019 tarihli olay yönünden 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının (b) bendi uyarınca artırım yapılamayacağı, ancak suçun konusu uyuşturucu maddenin ele geçiriliş şekli ve miktarı ile 19.12.2018 tarihli olayın meydana geldiği yerin Cizre Nur Aile Sağlığı Merkezine 200 metreden az mesafede bulunduğu gözönüne alındığında; alt sınırdan ayrılma yerinde ise de; fazlaca uzaklaşılmayı gerektirir bir durum olmadığı dikkate alınarak 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 61 inci maddelerinde öngörülen orantılılık ilkesi gereğince ceza belirlenmesi gerekirken fazla cezaya hükmedilmesi,

4. Sanığa verilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildikten sonra kararda ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği ihtarı yerine infazı kısıtlar şekilde karar verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Bozma nedeni ile tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.05.2024 tarihinde karar verildi.